Kalın’ın Irak temasları: Yeni bölgesel denklem ne anlatıyor?

Son dönemde yaşanan gelişmeler peş peşe sıralandığında İbrahim Kalın’ın Bağdat, Kerkük, Hewlêr ve Süleymaniye temasları birçok soruyu akla getiriyor.

İbrahim Kalın’ın Bağdat, Kerkük, Hewlêr ve Süleymaniye temasları yalnızca rutin diplomatik ziyaretler olarak okunabilir mi? Yoksa Irak, Kürdistan Bölgesi ve Türkiye arasında yeniden şekillenen güvenlik mimarisinin önemli bir parçası mı? Son dönemde yaşanan gelişmeler peş peşe sıralandığında bu soruların daha yüksek sesle sorulması kaçınılmaz hale geliyor.

Türkiye uzun süredir Irak politikasını yalnızca sınır güvenliği üzerinden değil, enerji hatları, ticaret koridorları ve bölgesel nüfuz alanları ekseninde yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu çerçevede Bağdat ile imzalanan Kalkınma Yolu Projesi, Ankara açısından sadece ekonomik bir yatırım değil, aynı zamanda jeopolitik bir strateji niteliği taşıyor.

Ancak bu projenin güvenlik ayağı, ekonomik ayağı kadar dikkat çekiyor. Çünkü projenin geçtiği güzergâh, aynı zamanda yıllardır askeri ve siyasi gerilimlerin yaşandığı Musul, Ninova ve Şengal hattını kapsıyor. Bu nedenle MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Bağdat temaslarını yalnızca  istihbarat paylaşımı bağlamında değerlendirmek eksik kalacaktır. Enerji koridorunun siyasi muhatabı olmasa da, bu koridorun güvenliği, istihbarat koordinasyonu ve olası risklerinin yönetimi doğrudan MİT'in ilgi alanına giriyor.

ŞENGAL NEDEN YENİDEN GÜNDEMDE?

Kalın'ın Irak ziyaretlerinin devam ettiği günlerde dikkat çeken açıklamalardan biri de Haşdi Şabi Başkanı Faleh el-Feyyad'dan geldi.

Feyyad, Ninova Diyalog Sempozyumu'nda yaptığı konuşmada, üç ay içerisinde Şengal'in tamamının ve özellikle de Şengal Dağı'nın Irak güvenlik güçlerinin kontrolüne gireceğini söyledi.

Bu açıklama sıradan bir güvenlik beyanı olarak görülebilir. Ancak özellikle "Şengal Dağı" vurgusu Êzidî toplumu açısından çok daha derin anlamlar taşıyor.

2014 yılında DAİŞ saldırıları sırasında uluslararası toplumun ve bölgesel güçlerin büyük ölçüde sessiz kaldığı dönemde Şengal Dağı, binlerce Êzidî için yalnızca coğrafi bir alan değil, hayatta kalmanın tek güvencesi olmuştu.

Bu nedenle ANF'de yayımlanan değerlendirmesinde Gazeteci İbrahim Êzidî şu soruyu gündeme taşıyordu:

"Bu karar, fermandan bu yana kendi kanı ve emeğiyle Şengal'i savunan Êzidî güçleriyle görüşülerek mi alındı?"

Yazıya göre cevap açıktı:

Hayır.

Êzidî toplumunun iradesini esas alan herhangi bir müzakere yürütülmediği belirtiliyor ve Şengal'in geleceğine ilişkin kararların kapalı kapılar ardındaki bölgesel pazarlıklarla şekillendiği uyarısı yapılıyordu.

Kapalı kapılar ardından ne konuşulduğu bilinmese İbrahim Êzidi’nin sorusu  kamuoyunda tartışılan önemli bir kaygıyı yansıtması bakımından dikkat çekicidir.

YENİ BİR GÜVENLİK MİMARİSİ Mİ KURULUYOR?

Bağdat'ta bugün tartışılan temel başlıklardan biri, Haşdi Şabi bünyesindeki silahlı yapıların ve diğer silahlı grupların devlet kurumlarına entegrasyonu.

Bu tartışmanın Şengal'deki YBŞ güçlerini de kapsayıp kapsamayacağı belirsizliğini koruyor.

Ancak şu soru doğal olarak gündeme geliyor:

2014 sonrasında Êzidi toplumunu korumak amacıyla örgütlenen YBŞ-YJŞ'nin tasfiyesine yönelik yeni bir süreç mi hazırlanıyor? İkinci bir 9 Ekim Anlaşması mı?

Bu sorunun bugün için kesin bir cevabı bulunmuyor.

Ancak Feyyad'ın açıklamaları, Bağdat'ın güvenlik politikaları ve Kalın'ın yoğun temasları aynı döneme denk gelince farklı senaryoların tartışılması kaçınılmaz hale geliyor.

KCK'NİN AÇIKLAMASI NEDEN DİKKAT ÇEKTİ?

MİT Müştesarı İbrahim Kalın'ın Irak temasları sonrasında KCK tarafından yapılan açıklama da tartışmaları büyüttü.

KCK açıklamasında, “Mevcut durumda, sanki yeni bir savaşa hazırlık yapılıyor gibi, bu tür bir politika uygulanıyor.  İbrahim Kalın, Irak'ı sadece bir istihbarat teşkilatının başı olarak değil, aynı zamanda bir hükümetin başbakanı olarak da ziyaret ediyor. Geçmişte Rojava'ya yapılan saldırılar sırasında da benzer görüşmeler yapılmıştı. MİT Genel Sekreter Yardımcısının Bağdat, Süleymaniye ve Hewlêr'deki rolü nedir, ne yapıyor? Bu güçlere, özgürlük hareketimizi ortadan kaldırma ve saldırma planında bir rol mü verilmesi amaçlanıyor?” diyerek MİT Başkanı'nın Bağdat, Hewlêr ve Süleymaniye temaslarının yalnızca diplomatik ziyaretler olmadığına dikkat çekmişti.

Açıklamada ayrıca İran'la da benzer görüşmeler yürütüldüğü iddia edilerek, Irak hükümetinin böyle bir planın parçası olmaması gerektiği savunuldu.

Yaklaşık bir buçuk yıldır süren Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin en önemli dönemeçlerinden olan 11 Temmuz silah yakma merasiminin yıl dönümüne sayılı günler kala yapılan bu ziyaret ve ardından KCK'nin açıklaması bölgesel tartışmaların hangi eksende yürüdüğünü göstermesi bakımından önem taşıyor.

YOLSUZLUK OPERASYONLARI TESADÜF MÜ?

Kalın'ın Bağdat ziyareti aynı zamanda Irak'ta son yılların en kapsamlı yolsuzluk operasyonlarından birinin yürütüldüğü döneme denk geldi.

Irak basınına yansıyan iddialara göre, gözaltına alınan bazı isimlerin Türkiye'de çok sayıda gayrimenkul sahibi olduğu ve Türk bankalarında yüksek miktarda varlıklarının bulunduğu öne sürüldü.

Yine çeşitli haberlerde, iktidara yakın Türk şirketleriyle Iraklı şirketler arasında özellikle petrol ve enerji alanında önemli ticari ilişkiler bulunduğu ifade edildi.

Bu nedenle bazı siyasi gözlemciler, Kalın'ın ziyaretinin bir konusunun da bu dosyaların Türkiye boyutunun yönetilmesiyle bağlantılı olabileceği yönünde değerlendirmeler yapıyor.

Bu tartışmalar geçmişte Türkiye ile İran arasında uluslararası boyut kazanan Rıza Zarrab-Halkbank dosyasını yeniden gündeme taşıyor.

SÜLEYMANİYE DOSYASINDA DEĞİŞEN NE?

Kalın'ın en dikkat çekici temaslarından biri ise Süleymaniye'de YNK Başkanı Bafil Talabani ile yaptığı görüşme oldu.

Bu görüşme yalnızca iki isim arasındaki diplomatik temas olarak okunamaz.

Celal Talabani'nin vefatından sonra YNK liderliği düzeyinde Ankara ile böylesine açık bir temasın gerçekleşmemiş olması da bu görüşmeyi daha dikkat çekici hale getiriyor.

DİPLOMATİK TEMASLAR NEDEN HIZLANDI?

Son bir yıl içerisinde Türkiye ve YNK yönetimi arasında geçmişteki ilişkilerden farklı bir çizgide siyasi, askeri ve ekonomik anlarda gelişmeler yaşanmaya başlandı.

İlk olarak 25'ten fazla Türk şirketi ile Irak ve Kürdistan Bölgesi'nden toplam 150'yi aşkın iş insanı ve yatırımcı katılımıyla 6 Mayıs 2025'te Süleymaniye'de  Irak–Türkiye İş Forumu düzenlendi. Süleymaniye Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı forumda, Türk yatırımcıları Süleymaniye'ye davet ederken, iki taraf arasındaki ticaret hacminin artırılmasını amaçladıklarını söylemişti.

İkinci olarak Türkiye, yaklaşık iki buçuk yıl boyunca uyguladığı Süleymaniye hava sahası kısıtlamasını 2025 Ekim ayında kaldırdı.

Bu kararın ardından Ankara ile YNK arasındaki diplomatik temaslar hız kazandı. Bu süreçte Bafil Talabani'nin Ankara'yı ziyaret edebileceğine ilişkin haberler bölge medyasında geniş yer buldu.

Üçüncü olarak Kerkük Valiliği'nin Türkmenlere verilmesi. Türkiye’nin Kerkük’ü Türk kenti olarak gördüğü ve bu temelde Kerkük Valiliği konusundaki tutumu da biliniyor.  

Dördüncüsü ise Kalın'ın doğrudan Süleymaniye'ye giderek Bafil Talabani ile görüşmesi oldu.

Son olarak Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani ve YNK Politbüro Üyesi Derbaz Kosret Resul'un (ki görüşme Kürdistan Bölgesi Hükümeti düzeyinde değil, YNK heyeti düzeyinde yapıldı) dün Ankara'da Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmesi oldu.

Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye ile YNK arasında uzun yıllardır devam eden mesafeli ilişkinin yeni bir döneme hangi  anlaşmalar çerçevesinde girdiği sorusunu gündeme getiriyor.

YENİ DENGELER Mİ KURULUYOR?

Bugün bölge kamuoyunda en çok tartışılan başlıklardan biri de YNK'nin, KDP'nin Türkiye ile geliştirdiği siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkilerine benzer bir çizgiye yaklaşıp yaklaşmayacağıdır.

Kesin olan şu ki; Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile birlikte Irak, Suriye ve Türkiye hattında güvenlik politikaları yeniden şekilleniyor.

Enerji koridorları, ticaret yolları ve güvenlik anlaşmaları birbirinden bağımsız yürümüyor.

Şengal'den Kerkük'e, Musul'dan Süleymaniye'ye kadar uzanan hat artık yalnızca askeri değil; enerji, ekonomi, diplomasi ve istihbarat rekabetinin de merkezine dönüşmüş durumda.

İbrahim Kalın'ın son Irak ve bölge turunda ne konuşulduğu, hangi konularda uzlaşıldığı, hangi kararlar alındığı bilinmese de bugün için kesin olarak söylenebilecek tek şey şudur:

Ortada çok sayıda işaret bulunuyor; fakat bu işaretlerin hangi nihai tabloya dönüşeceğini zaman gösterecek. Şengal'in statüsü, YBŞ'nin geleceği, YNK-Ankara ilişkilerinin yönü ve Kalkınma Yolu Projesi'nin güvenlik mimarisi önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olmaya devam edecek.

Dolayısıyla bugün sorulması gereken soru yalnızca "Kalın Irak'ta kimlerle görüştü?" değildir.

Asıl soru şudur:

Bu görüşmeler, Irak ve Kürdistan Bölgesi'nin geleceğinde nasıl bir siyasi ve güvenlik düzeninin habercisidir?

Kaynak: ROJNEWS