1996 yılında tutuklanarak cezaevine konulan İbrahim Aksoy, 30 yıllık tutsaklığının ardından 2 Nisan’da Tekirdağ Cezaevi’nden tahliye edildi. İnfaz süresini tamamlamasına rağmen tahliyesi çeşitli gerekçelerle ertelenen Aksoy, cezaevinde kaldığı süre boyunca ağır tecrit uygulamaları, hak ihlalleri ve keyfi infaz politikalarına maruz bırakıldı.
30 yıllık tutsaklık sürecinin ardından özgürlüğüne kavuşan İbrahim Aksoy, Türk cezaevlerindeki koşulları ve devam eden Demokratik Toplum Süreci’ni ANF’ye değerlendirdi.
1990’LI YILLARIN DİRENİŞ ATMOSFERİ VE TUTUKLANMA SÜRECİ
1990’lı yılların başında Kürt özgürlük mücadelesiyle tanıştığını belirten Aksoy, o dönemde yaşanan serhildanların, cenaze törenlerinin ve kitlesel halk eylemlerinin toplum üzerinde derin izler bıraktığını anlattı.
Vedat Aydın’ın cenaze töreninde devletin yapmış olduğu saldırılara da tanıklık ettiğini söyleyen Aksoy, o yıllarda halkın yoğun baskılara rağmen mücadeleye güçlü bir şekilde sahip çıktığını ifade ederek şunları aktardı: “İnsanlar bütün baskılara rağmen cenazelerine sahip çıkıyordu. Kurşunların altında bile geri adım atmıyorlardı. Vedat Aydın’ın cenazesinde yaşananları bugün gibi hatırlıyorum. İnsanlar büyük bir kararlılıkla oradaydı. O yıllarda belki herkes mücadeleyi bugünkü kadar tanımıyordu ama güçlü bir bağlılık ve sahiplenme vardı. Halk, bütün baskılara rağmen değerlerine sahip çıkıyordu.
İlk kez 1995 yılında Batman’da gözaltına alındım. Yaklaşık 28 gün boyunca Batman, Lice ve Diyarbakır’da sorgu ve işkenceye maruz kaldım. Tahliye edildikten sonra yeniden çalışmalarıma kaldığım yerden devam ettim. 1996 yılında Osmaniye yakınlarında ikinci kez gözaltına alındıktan sonra tutuklandım. Yakalandıktan sonra günlerce sorguda kaldım. Her türlü işkenceyi uyguladılar. Uzun süre hiçbir şey yemedim. Açlık nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşamama rağmen baskılar devam etti. İfade vermem için yoğun bir baskı vardı. Daha sonra yeniden mahkemeye çıkarıldım ve tutuklanarak cezaevine gönderildim. Böylece yaklaşık 30 yıl sürecek tutsaklık dönemim başlamış oldu.”
CEZAEVLERİNDE TECRİT, SÜRGÜN VE HAK İHLALLERİ
Yaklaşık 30 yıllık tutsaklığı boyunca Adana, Konya, Ceyhan, Adıyaman, Osmaniye ve Tekirdağ başta olmak üzere birçok cezaevinde kaldığını belirten Aksoy, şöyle devam etti: “Özellikle F Tipi cezaevlerinin devreye girmesiyle birlikte tecrit politikaları yoğunlaştı. Ayakta sayım dayatmasına karşı direndiğimizde sürgünlere maruz kalıyorduk. Cezaevi idareleri en temel haklarımızı dahi baskı aracı olarak kullanıyordu. Açlık grevleri ya da çeşitli protestolara katılan arkadaşlarımızın görüş hakları keyfi olarak engelleniyor ve iletişim haklarımız kısıtlanıyordu. Bir gün dahi açlık grevine katıldığınızda aylarca görüş cezası veriliyordu. Televizyonlar alınıyor, mektuplar engelleniyor, sohbet ve spor hakları kaldırılıyordu. Aile ile bağlar koparılmak isteniyordu. Haklı taleplerimiz reddediliyor, hukuksuz uygulamalar ise meşrulaştırılıyordu. Bu durum yıllarca devam etti.”
‘15 ŞUBAT SÜRECİ TUTSAKLAR AÇISINDAN EN AĞIR DÖNEMLERDEN BİRİYDİ’
Önder Apo’nun 1999 yılında uluslararası komplo sonucu Türkiye’ye getirilmesinin cezaevlerinde büyük bir sarsıntı yarattığını vurgulayan Aksoy, bu dönemin tutsaklar açısından en zor süreçlerden biri olduğunu söyledi.
Önder Apo’nun Suriye’den çıkışından yakalanmasına kadar geçen sürecin büyük bir kaygıyla takip edildiğini paylaşan Aksoy, “Cezaevlerinde herkes diken üstündeydi. Ne olacağını bilmiyorduk. Yakalandığı haberini aldığımızda büyük bir sarsıntı yaşadık. Dışarıda insanlar sokaklardaydı, eylemler yapılıyordu. Biz ise içeride yalnızca açlık grevleriyle tepki gösterebiliyorduk. Bu durum bizi daha da fazla etkiliyordu. O karanlık süreç bizim için çok zor bir süreçti. Çok ciddi baskılar vardı. Önder Apo’nun yakalanması bizler için çok zordu. Dışarıda arkadaşlar direniyordu, bizler içeride direniyorduk. Bizim için en zor olan süreç 15 Şubat süreciydi” diye konuştu.
‘TOPLUM SÜRECE SAHİP ÇIKIYOR’
Kürt toplumunun Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ne ciddi bir şekilde sahip çıktığına dikkat çeken İbrahim Aksoy, şunları belirtti: “Kürt halkı uzun yılardır çözüm bekliyor. Barış için atılan adımlar tek taraflı olmamalı. İnsanlar bugün sürekli aynı soruyu soruyor: Bundan sonra ne olacak? Sürecin başarıya ulaşması için karşılıklı adımların atılması gerekiyor. Toplum da bunu görmek istiyor. Kürt halkı bütün olumsuzluklara rağmen çözüm umutlarını koruyor. Kimse yeniden eski günlere dönülmesini istemiyor. Herkes kalıcı ve onurlu bir çözümün gerçekleşmesini istiyor. Bunun için de verilen sözlerin yerine getirilmesi gerekiyor.
Özellikle bu sürecin en büyük adımı Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüdür. Toplumun önemli bir kesimi Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü demokratik çözümün temel şartlarından biri olarak görüyor. Önderliğin özgürlüğü sağlandığında toplumun sürece olan güveni de güçlenecektir. Bu nedenle atılacak her adımın kalıcı barış ve demokratik çözüm perspektifiyle ele alınması gerektiğine inanıyoruz.”