İklim krizi ve yanlış politikalar, buğday açığını derinleştiriyor

İklim değişikliği, tüm dünyada tarımı tehdit ediyor; ancak Türkiye’de bu tehdidi büyüten temel unsur, yanlış ve bilim dışı tarım politikaları.

BUĞDAY

Küresel ısınma, iklim değişikliği ve ekolojik dengenin bozulması, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’nin tarımsal üretimini de son yıllarda ciddi şekilde etkiledi. Sıcaklık artışı ve yağış rejimlerindeki düzensizlikler, tarım için uygun iklim koşullarını daraltarak, özellikle su ihtiyacı yüksek olan bitkilerin yetişmesini zorlaştırıyor.

Yağışlardaki azalma ve düzensizlik, sulama ihtiyacını artırırken, su kaynaklarının yetersizliği ise bu ihtiyacın karşılanmasını güçleştiriyor.

Sel felaketleri, tarım arazilerini kullanılamaz hale getirirken, ürün kayıplarına neden oluyor. Biyoçeşitliliği azaltan ve polinasyon ile doğal haşere kontrolü gibi ekosistem hizmetlerini tehdit eden bu gelişmeler, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini ciddi şekilde riske sokuyor.

TÜRKİYE’DE İKLİMSEL FAKTÖRLERİN TARIMA ETKİSİ (2021–2025)

Son dört yılda Türkiye’de iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkileri giderek belirginleşti. Kuraklık, su stresi ve ekstrem hava olayları, tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 26’sının yüksek, yüzde 64’ünün ise orta derecede çölleşme ve tuzlanma riski altında kalmasına neden oldu. Yanlış sulama teknikleri bu süreci daha da hızlandırdı.

2025 yılının ilk çeyreğinde yaşanan zirai don, kuraklık ve su stresi, birçok tarımsal üründe ciddi zarara yol açarken, verimlilik de önemli ölçüde azaldı. Aynı dönemde sıklaşan orman yangınları ve ormansızlaşma politikaları da tarımsal ekosistemleri olumsuz etkiledi.

Bu olumsuz gelişmelerin sonucu olarak gıda fiyatları artarken, çiftçilerin gelirleri düştü ve kırsal yoksulluk da derinleşti.

YANLIŞ TARIM POLİTİKALARININ ETKİLERİ

Türkiye’de uygulanan tarım politikaları, uzun süredir bilimsel temelden uzak, günübirlik çözümlerle şekilleniyor. Enflasyonist baskılar, ithalata dayalı tarım girdileri (tohum, gübre, ilaç, mazot), çiftçilerin üretimden uzaklaşmasına neden oluyor. Tarım, serbest piyasanın insafına bırakılarak, üreticinin ithal tohuma, yüksek fiyatlı gübreye ve enerjiye bağımlı hale gelmesine yol açıyor. Yerli ve iklim dirençli tohum çeşitleri ise yeterince desteklenmiyor.

2025 BUĞDAY VE ARPA ÜRETİMİ: GERÇEKLER VE BEKLENTİLER

2022/23 döneminde TÜİK’in açıkladığı 24,4 milyon tonluk buğday kullanımı ile 2023’te gerçekleşen 11,7 milyon tonluk ithalat arasında ciddi bir uyumsuzluk göze çarpıyor ve bu durum, üretim ve tüketim verilerinin gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor.  

2025’te kuraklık ve zirai don nedeniyle buğday veriminde, yüzde 40–50’ye varan düşüşler yaşandı. ABD Tarım Bakanlığı (USDA), Türkiye’nin 2025 buğday üretim tahminini 16,25 milyon ton olarak açıkladı. Yerli üreticilerden gelen bilgilere göre ise bu rakam, 14–15 milyon ton civarında. Buna göre, 30 milyon tonluk ihtiyaca karşılık 13–15 milyon tonluk bir açık söz konusu.

Bu açığın ithalat yoluyla kapatılması, döviz girdisine bağımlılığı artırırken, ülke ekonomisine ciddi maliyetler yüklüyor. Hükümetin bu tabloyu, yalnızca “iklim değişikliği” ile açıklaması yetersiz kalıyor. Asıl neden ise, yıllardır uygulanan yanlış tarım politikaları.

Çiftçiler ne ekeceğini planlayamazken, suyu nasıl kullanacağını bilmiyor ve ne kadar destek alacağını öngöremiyor. Tarımda yönetişim eksik, politikalar günü kurtarmaya odaklı. Mazot, gübre ve tohum destekleri, maliyetleri karşılamıyor. Enflasyon karşısında eriyen destekler, üreticiyi çaresiz bırakarak tarımdan uzaklaştırıyor.

Tarımın stratejik bir alan olarak değerlendirilmesi ve buna yönelik politikalar oluşturulması gerekiyor.

Su yönetiminin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji kullanımı, biyoçeşitliliğin korunması ve tarımın iklim değişikliğine karşı dirençli hale gelmesi için şu stratejik adımların atılması gerekiyor:

Kuraklığa ve sıcaklık stresine dayanıklı yerli tohumların geliştirilmesi ve desteklenmesi, damla ve yağmurlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, kurak ve don riski yüksek bölgelerde kapsamlı tarım sigortalarının uygulanması, AR-GE yatırımları ve çiftçi eğitimlerinin artırılması.

Arazi toplulaştırma ve ekim destekleriyle verimliliğin artırılması, iklim erken uyarı sistemlerinin kurulması, biyoçeşitliliği koruyacak erozyon, tuzlanma ve çölleşme önlemleri, tarımsal kredi sisteminin iyileştirilmesi ve kolektif üretim modellerinin teşviki.

Tarladaki kriz, sofraya da yansıyor: 2025 itibarıyla gıda enflasyonu yüzde 37’yi aşarken; un, et, ekmek ve yem fiyatlarında ciddi artışlar gözlendi. Kırsalda yaşayanlar tarımı bırakırken, gençler ise büyükşehirlere göç ediyor.

İklim kaynaklı üretim düşüşü, artan girdi maliyetleri ve yetersiz adaptasyon kapasitesi, gıda güvenliğini tehdit ediyor.

İklim değişikliği, tüm dünyada tarımı tehdit ediyor; ancak Türkiye’de bu tehdidi büyüten temel unsur, yanlış ve bilim dışı tarım politikaları.

Üreticiyi merkeze alan, küçük aile üreticilerini destekleyen, kooperatif ve birlik sistemlerini oluşturan, çevresel sürdürülebilirliği önceleyen, bölgesel ve ekolojik farklılıkları dikkate alan ve bilimsel temelli bir tarım politikası inşa edilmediği sürece; üretim kayıpları, gıda krizi ve kırsal göç devam edecek.