İstanbul’daki buluşmalar Temmuz sonuna kadar
Yaklaşık üç haftadır 40’ı aşkın noktada Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları gerçekleştirdiklerini belirten DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Çınar Altan, “Temmuz sonunda tamamlayacağız” dedi.
Yaklaşık üç haftadır 40’ı aşkın noktada Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları gerçekleştirdiklerini belirten DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Çınar Altan, “Temmuz sonunda tamamlayacağız” dedi.
Süreçteki adımların eşgüdümlü ve paralel olarak atılmamasına yönelik güvensizliklere işaret eden DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Çınar Altan, şunları vurguladı: “Halk toplantısına gelip bu güvensizlik içerisinde 'ben sürece inanmıyorum' diyen biri, toplam tartışmalarımızdan sonra 'evet ben bunun hayata geçirmek için şöyle rol alacağım' diye ayrılabiliyor. Hemen hemen bütün toplantılar açısından da böyle bir sonuç yaşandığını söyleyebilirim. Bu da sürecin sürekliliğini sağlayacak esas temeldir.”
DEM Parti, Türkiye ve Kürdistan'da Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları gerçekleştirmeye devam ediyor.
Konuyla ilgili ANF’ye konuşan DEM Parti İstanbul İl Eşbaşkanı Çınar Altan, öncelikle Önder Apo’nun görüntülü mesajının önemine işaret etti. Çınar Altan, "Sayın Öcalan ve İmralı'daki heyetin videolu çağrısı gerçekten de çok önemli. Hem bu süreç açısından hem de 26 yıl sonra İmralı'dan doğrudan böyle bir mesajın gelmesi, bir eşiği ifade ediyor. Aynı zamanda süreç açısından bir psikolojik eşiğin de aşıldığı anlamına geliyor" dedi.
SOMUTLAŞTIRMAYA YÖNELİK BİR ÇAĞRI
İçeriğinin de gerçekten çok önemli olduğunu vurgulayan Çınar Altan, “27 Şubat'taki çağrı ve daha sonrasındaki avukat ve heyet görüşmelerinde dışarıya çıkanın ötesinde bir içeriğe sahip aslında. O da şu; Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin hangi yönde ilerlemesine yönelik koyduğu perspektifin ötesinde hem topluma hem PKK'ye hem de esasında devlete pratik adımların neler olması gerektiğine dair doğrudan bir çağrı bu. Silahların susması mümkün olacaksa, bununla birlikte devletin bunun hukuksal ve siyasi zeminini yaratmasına yönelik çok temel bir çağrı var. Bu çağrının kendisinin de dışarıdaki atmosferi iyi okuduğunu düşünüyorum. Bu çağrıyı da şöyle formüle ediyor; yalnızca bir PKK'nin bu zamana kadar attığı adımların bir karşılığı olsun diye değil, bundan sonra silahların bırakılmasının koşulu olarak bu hukuksal adımların atılmasının bir paralellik, bir eşgüdüm içerisinde ilerlemesi. Bunlardan hangisinin önce hangisinin sonra olduğuna takılmadan bir şekilde birbirini besleyen ortak bir sorumluluk olduğuna yönelik bir vurgu var. Çok somut olarak Meclis’te bir komisyonun kurulması, silah bırakma görüntüsünden sonra Meclis'in bu noktada hızlıca rol alarak bir komisyonun kurulması ve bunun hukuksal zemini üzerinde çalışmalara başlaması gerektiği gibi."
BULUŞMALAR TEMMUZ SONUNA KADAR
Bu süreçte yaklaşık üç haftadır Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları gerçekleştirdiklerini anımsatan Çınar Altan, şunları paylaştı: ”Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları adı altında partimizin hem Türkiye'nin batısında hem de Kuzey Kürdistan'da 2 bine yakın gerçekleştireceği toplantılar dizisinin İstanbul'da 3. haftasındayız. Bu zamana kadar 40'ı aşkın noktada halk toplantıları gerçekleştirdik ve Temmuz sonunda da bu toplantılarımızı tamamlayacağız. Bizler açısından halk toplantıları, sadece bir fikri kendi tabanına kavratmaktan ibaret değil. Partimizin çizdiği siyasi hattın tabanımızla, halkımızla birlikte şekillenmesine azami derecede özen gösteriyoruz. Kendi politik adımlarımızı böyle atıyoruz. Dolayısıyla birinci olarak bunun böyle rutin bir yanı var.
DÖNEMİN HAKKINI VERECEK ÖRGÜTLÜLÜK
Bu dönem açısından da çok özgün bir yanı var; bu dönemin hakkını verebilecek bir örgütlülüğü, bir politizasyonu sağlamakla yükümlüyüz. Sürecin birbirini tamamlayan birçok sac ayakları var. Bu sac ayakları içerisinde bu zamana kadar bu süreci götüren müzakere ve diyalog zemininin nihayetinde vücut bulacağı şey, parti tabanımızın ve toplumun bu süreci ne kadar içselleştirilmesiyle ölçülecek. Dolayısıyla bir fikri kavratmaktan ziyade, bunun üzerinden rol alabilecek bir özneleşmeyi sağlamak zorundayız. Parti tabanımız açısından da halk toplantılarını bu çerçevede ele alıyoruz. Nihayetinde sadece 27 Şubat'taki bir çağrının çözümlemesini yapmıyoruz. O tarihten bu yana kadar bir deneyim de birikti. Önümüzdeki dönem bu deneyimler ışığında belirlemekle yükümlü olduğumuz bir siyasi hattımız var. O bağlamda, elbette ki bu deneyimin içerisinde siyaset ve toplumsal mücadele üzerine düşen rolü yeterince yerine getirdi mi, getirmedi mi; bunları tartışıyoruz."
MEVCUT KONUMUN İLERİSİNDE OLACAĞIZ
Bu buluşmalardan çıkarılacak sonuçları ve ödevleri de sırlayan Çınar Altan, şöyle devam etti: “Mevcut pozisyonumuzun ötesinde bir sahiplenmeyi sağlayarak devam edeceğiz. Bunun hem hazırlığını ve aynı zamanda eşgüdümlü olarak inşasını yapıyoruz halk toplantılarında. Çıkan sonucu, bu toplantıları raporlaştırıyoruz, hepsinin iyi bir değerlendirmesini de yapacağız. Bu zamana kadar gördüğümüz şey şu; sürecin kendisine ya da eşit, adil, onurlu bir barışın kalıcılaşmasına yönelik hem parti tabanımızda hem de temas ettiğimiz daha farklı dinamikler açısından herhangi bir kafa karışıklığı yok. Bunun karşılığı noktasında adımların eşgüdümlü ve paralel olarak gitmemesine yönelik de güvensizlikler mevcut. Önceki süreçlerden farkını koyabilecek bir kavratma tartışması yapıyoruz. Şöyle somutlayabilirim; devletin bu bağlamda başta siyasi tutsaklar olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerin sağlanması ve güvence altına alınmasına yönelik bu zamana kadar bir adım atmaması, kendi tabanımızda ve bizlerde büyük bir huzursuzluk yarattı. Devletin adım atmasına yönelik kendi üzerimize düşen görevleri nasıl hayata geçirebiliriz, nasıl sonuçlar çıkartıp harekete geçebiliriz, mantığıyla yaklaşıyoruz. Halk toplantısına gelip bu güvensizlik içerisinde 'ben sürece inanmıyorum' diyen biri, toplam tartışmalarımızdan sonra, 'evet, ben bunu hayata geçirmek için şöyle rol alacağım' diye ayrılabiliyor. Hemen hemen bütün toplantılar açısından da böyle bir sonuç yaşandığını söyleyebilirim. Bu da sürecin sürekliliğini sağlayacak esas temeldir.
SOMUTLAŞTIRMA GİBİ BİR SORUNUMUZ VAR
İkinci boyutu da şu; barışa dair tahayyüllerimizi somutlama gibi bir sorunumuz var. Bu, bizim niyetlerimizden bağımsız bir şey. Çok uzun zamandır bu topraklarda barış gelirse, onurlu bir barış sağlanırsa toplum açısından nasıl bir anlam kazanır? Farklı kesimler açısından nasıl bir karşılık bulur? Bunu tahayyül etme yeteneğimizde bir körelme oldu. İktidarla yürütülen savaşın içerisinde bu kaçınılmaz olarak açığa çıktı. Dolayısıyla birazcık o tarafları da somutlama yoluna gidiyoruz. Bizler eşit, adil bir dünya istiyoruz ama bunun somut karşılığı ne? Eşit yurttaşlık temelinde nasıl bu toplum kurgulanır, nasıl örgütlenir, bunun hukuksal, anayasal karşılıkları ne olur? Bunların her birini derinlemesine ele alan bir tartışma süreci oluyor. Bu bağlamda önümüzdeki dönemin özneleri olacak tabanımız ve dostlarımızın bir fikirsel hazırlığı ve aynı zamanda örgütlenmesi olarak görüyoruz halk toplantılarını.
MÜCADELE HATTININ İNŞASI
Bunun sadece bir entelektüel faaliyet olarak yapmadığımızı belirtmek istiyorum. Bütün bu çıkarılan rollerin bir mücadele perspektifiyle bağlanması çok önemli. Bir mücadelenin sac ayağı, aracı, biçimi olarak kurgulamadığımızda orada otururuz, konuşuruz ve dağılıp evlerimize döneriz. Halbuki süreç hiç öyle bir süreç değil. Bütün bu raporlaştırmaları da tamamladıktan sonra bir mücadele hattı inşa edeceğiz ve kendi rolümüzü oynayacağız."