Açlık grevindeki Serkan Onur Yılmaz’ın durumu ağırlaşıyor

Kuyu tipi hapishanelere karşı yaptığı açlık grevi direnişinin 149. gününde tahliye olan Ali Hasan Akgül, arkadaşlarının sevki için 268 gündür açlık grevinde olan Serkan Onur Yılmaz’ın durumunun ağırlaştığını ve fazla zamanının kalmadığını duyurdu.

ALİ HASAN AKGÜL

F Tipi Hapishaneleri dahi aratır duruma getiren kuyu tipi hapishanelerde dayatılan ağır tecrit koşullarına karşı siyasi tutsakların açlık grevi direnişi sürüyor. Bu siyasi tutsaklardan yeni tahliye olan Ali Hasan Akgül, arkadaşlarının Antalya Yüksek Güvenlikli Kuyu Tipinden başka hapishanelere sevk edilmesi talebiyle yaptığı açlık grevinin kritik aşamasındaki siyasi tutsak Serkan Onur Yılmaz için acil çağrı yaptı.

ANF’ye konuşan Akgül, durumun ciddiyetini, “Serkan Onur Yılmaz her an yanımızdan ayrılabilir” diyerek özetledi ve duyarlılık çağrısı yaptı.

‘SİNCAN 1 NOLU KUYU TİPİNE AYAK BASAR BASMAZ ZULÜM BAŞLADI’

Aralık 2024’te komplo ürünü bir dosya ile İstanbul'da gözaltına alınıp tutuklanan Ali Hasan Akgül, Silivri’deki Marmara Hapishanesi'nde 1.5 ay kaldıktan sonra bir sabah apar topar Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne sürgün edildi. Bu sürgünle ilk kez kuyu tipiyle tanışan Akgül, hapishaneye ayak basar basmaz zulmün başladığını, kendilerine çıplak arama dayatılmaya çalışıldığını anlattı. Normalde bu hapishanelerde tutsakların tek kişilik tecrit hücrelerinde tutulduğunu belirten Akgül, ancak “Hapishanede tek başına kalamaz” raporu olan hasta tutsak Ufuk Keskin ile birlikte üç kişi bir hücreye konulduklarını dile getirdi.

‘SADECE İNSAN YÜZÜNÜ DEĞİL DOĞAL OLAN HER ŞEYİ YASAKLIYORLAR!’

Aylarca 6 adımlık bir hücrede kaldıklarına dikkat çeken Akgül, koşulları şöyle anlattı: “Kuyu tiplerinin mimari yapısı diğer hapishanelerden farklı. Birinci fark; üç katlı olmaları. İkincisi; hücrelerde havalandırma olmaması.

Günde 1, 5 saat havalandırma hakkımız vardı. Bu havalandırma da koridorun en sonunda 7-8 adımlık bir alan. Hücreler 6 adımlık yani hiçbir şekilde hareket alanı yok. O nedenle sürekli oturmak zorunda kalıyorduk.

Üçüncüsü; herhangi bir insan yüzü de yasak o hapishanelerde. En basit örneği, gardiyan yüzü de yasak. Gardiyanlar normalde hapishanelerde butona bastığında gelir, mazgalı açar, durumu izah edersin, mazgalı kapatır gider. Ancak kuyu tiplerinde lokal kontrol paneli (LKP) dedikleri bir merkez oluşturmuşlar. Hem kapıdaki diyafon sistemi hem de hücrenin içindeki kamera, merkeze bağlı. Eğer gardiyana bir durum izah etmeniz gerekiyorsa ya da bir soru soracaksanız, diyafon sisteminden düğmeye basıyorsunuz ve LKP'deki gardiyana bağlanıyorsunuz. Sesli bir şekilde anlatıyorsunuz. Daha sonra gardiyan da size dönüş yapıyor sesli bir şekilde. Kuyu tipi hapishanelerin mimari yapısıyla aslında sadece insan yüzünü değil, doğal olan her şeyi size yasaklıyorlar. Mesela bütün bir yıl güneş görmemeniz son derece olası. Yaz aylarında havalandırmaya çıktığınız saatte havalandırmaya güneş gelmiyorsa, kışın zaten havalandırmalar pek güneş görmüyor. Haliyle bütün bir yıl güneş görmemiş oluyorsunuz. Havalandırmaya çıktığınız saat aralığında yağmur yağıyorsa, yağmura bir kere denk gelmiş oluyorsunuz belki bir yıl boyunca. Kara ise çok şanslıysanız bir kere denk gelirsiniz. Zaten sizi 7/24 kamerayla izliyorlar. Kamerayı kapattığımızda ise zaten az olan haklarımızı disiplin cezaları yoluyla gasp ediyorlardı. Böylece tecridi katmerlendirmiş oluyorlar.”

‘İNSANI İNSANDAN VE DOĞADAN YALITMAK ÜZERİNE KURULU TECRİT SİSTEMİ’

Kuyu tipi hapishanelerdeki sistemin tamamen tecrit üzerine kurulu olduğunu kaydeden Akgül, tamamen insanı insandan ve doğadan yalıtmak üzerine kurulu bir sistem olduğuna işaret etti.

Bu koşullarda insan kalabilmek ve tecridi yıkmak için direnişe tutunduklarını ifade eden Akgül, hem aynı hücrede kaldığı çölyak hastası Ufuk Keskin’in sevk edilmesi hem de kuyu tipi hapishanesinden çıkma talebiyle açlık grevine başladıklarını aktardı. Açlık grevi sürecinde her iki talebin de karşılandığını belirten Akgül, açlık grevinin 149. gününde, 11 Temmuz’da 8 ay sonra görülen ilk duruşmasında tahliye edildiğini hatırlattı. Boyu 1.85 olan ve 69 kilodan 49 kiloya düşen Akgül, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Çapa’da tedavilerinin sürdüğünü belirtti.

‘KRİTİK AŞAMADAKİ SERKAN ONUR YILMAZ’IN TALEBİ KARŞILANABİLİR BİR TALEP’

Aklının kuyu tipi hapishanelerde süresiz açlık grevinde olan tutsaklarda kaldığını ifade eden Akgül, bu tutsaklardan Serkan Onur Yılmaz’ın durumunun kritik aşamaya geldiğine dikkat çekti.

Akgül, arkadaşlarının kuyu tipinden başka hapishanelere sevk edilmesi talebiyle 268 gündür süresiz açlık grevinde olan Yılmaz’ın artık tekerlekli sandalye ile görüşlere çıktığını, ellerinde ve ayaklarında uyuşmalar başladığını, vücudunda yatak yaraları oluştuğunu ve uyumakta zorlandığını aktardı.

Yılmaz’ın ağırlaşan fiziki durumunun fazla zamanının kalmadığını gösterdiğine işaret eden Akgül, “Serkan Onur Yılmaz’ın talebi gayet kolay karşılanabilir, basit bir talep. Serkan, daha önce kaldığı hapishanedeki 8 arkadaşının Antalya kuyu tipinden sevk edilmesini talep ediyor. Hapishane idaresi, hapishane savcısı, Adalet Bakanlığı bu talebi karşılayabilir. Ama bu çok basit, çok insani olan talebi ne hapishane idaresi ne hapishane savcısı ne de Adalet Bakanlığı karşılıyor. Serkan ve onun gibi açlık grevinde olan yedi tutsağın sakat kalmasını ya da ölmeleri için sürecin ilerlemesini bekliyorlar” dedi.

KUYU TİPLERİNE KARŞI MÜCADELE ETMEK ARTIK BİR TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK!’

Serkan Onur Yılmaz’ın başına gelebilecek her olumsuzluktan Adalet Bakanlığı’nın sorumlu olacağının altını çizen Akgül, kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.

“Serkan Onur Yılmaz her an yanımızdan ayrılabilir” diyen Akgül, şunları kaydetti: “Bu kuyu tipi herkes için bir tehlike. Bugün en ufak bir itirazda öğrenciler tutuklanıyorlar, emekçiler grev yaptıkları için, emekliler sokak röportajında iki cümle kurdukları için tutuklanabiliyorlar. Bu açıdan yarın herkesin kuyu tipi hapishanelere girme ihtimali var. Bugün susmamak gerek. Çünkü dediğim gibi kuyu tipi hapishaneler gerek mimari yapısı, gerek idari personelin keyfi tutumuyla insanı hem insandan hem doğal olan her şeyden tamamen tecrit etmek üzerine kurulmuş işkence ve imha merkezleri. Kendilerinden farklı düşünen insanları böylesi yerlerde yok etmek istiyorlar. Toplama kamplarının güncel versiyonu gibi. Mesela ilk Amerika'da yapıldı bu hapishaneler ve intiharların artmasıyla birlikte kapatıldı. Bugün Adalet Bakanlığı hapishanelerde kaç kişinin intihar ettiğini söylemiyor. Veri istiyoruz, paylaşmıyor. Bu kuyu tiplerinin kapatılması için herkesin yapabileceği bir şey var. En basitinden açlık grevinde olan tutsakların sesine ses olunabilir. Kuyu tipi hapishanelere karşı tek çatı altında birleşmek, buluşmak ve en temelde de bu hapishanelerin kapatılması için mücadele etmek artık bir tercih değil zorunluluk. Çünkü herkesi bekliyor kuyu tipi hapishaneler.”