GÖRÜNTÜLÜ

Barış Annesi Dağ: Tek isteğimiz onurlu bir barış

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son görüntülü mesajı sonrası somut bir adım olarak silahlara veda töreninin duygulandırdığı Barış Anneleri’nden Gülsüm Dağ, “Önderliğe olan inancımız tamdır” diyerek tek isteğinin onurlu bir barış olduğunu söyledi.

GÜLSÜM DAĞ

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla başlayan süreç, PKK’nin gerçekleştiği 12. Kongrede silahlı mücadeleyi sonlandırmasının somut bir adımı olarak, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğündeki Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun Güney Kürdistan’ın Silêmanî kentinin tarihi önem taşıyan Casenê Mağarası'nda bir törenle silahları yakmasıyla yeni bir aşamaya evrildi. Bu gelişme en çok da savaş boyunca büyük bedeller ödeyen, barış istemekten hiç vazgeçmeyen Barış Anneleri’ni duygulandırdı. Bu annelerden, köyü yakılarak zorunlu göçe tabi tutulan Gülsüm Dağ, ANF’ye konuştu.

‘KÖYÜMÜZÜ, EVLERİMİZİ YAKTILAR, TECAVÜZ ETMEKLE TEHDİT ETTİLER’

Yıllardır onurlu bir barış için mücadele eden Barış Anneleri’nden Gülsüm Dağ’ın yaşadıkları, Kürt meselesini en somut bir biçimde özetleyen örneklerden biri. Devletin 1990’lı yıllardaki Kürt halkına yönelik inkar ve imha politikalarının bizzat tanığı ve mağduru olan 52 yaşındaki Dağ, kendi deyimiyle bugüne kadar bütün zorlukları çekti. Bitlis’teki Wastin (Yayalar) köyünün 1993 yılında askerlerce yakıldığını belirten Dağ, yaşananları şöyle anlattı: “O gün köyde çocukları topladılar ve tarlaların içerisine götürdüler. Biz kadınları çırılçıplak soyup erkeklerin önüne götürmekle tehdit ettiler. Anahtarlarımızı alıp evlerimizi yaktılar, köyümüzü yaktılar, fotoğraflarımızı yaktılar. Köyü boşaltmadığımız takdirde kadınlara ve çocuklara tecavüz edecekleri tehdidini savurdular. Köyü boşaltıp oradan ayrıldık. Daha sonra Tetwan’a gittik ama ‘Siz teröristsiniz’ diyerek bizi evlere almadılar. Akrabalarımız da korkudan bize kapılarını açmadı. ‘Sizin yüzünüzden bizi de şikayet ederler’ diyerek bizi evlerine almadılar. Oradan Tetwan çarşısında bulunan dayımın evine gittik. Onlar bizi eve aldılar. ‘Korkmayın, sizi dışarıda bırakmayacağız’ dediler. 4-5 aile bir hafta orada kaldık. Taşıyıcılar bile bizim eşyalarımızı taşımıyordu, ‘Siz teröristsiniz’ diyorlardı. Öylece arabalara binerek yollara düştük. Çocuklar ağlıyordu, paramız yoktu, çok perişan olduk.”

‘MERSİN’DEN İSTANBUL’A HEP IRKÇILIK’

Beş aileyle birlikte önce Mersin’e göç etmek zorunda kaldıklarını belirten Dağ, orada da ırkçılığa uğradıklarını aktardı. “Mahallede çocuklarımız sürekli dışlanıyordu” diyen Dağ, Kürt oldukları için mahallelinin de kendileriyle iletişim kurmadığını söyledi. İki aile olarak çıktıkları yaylada da dolandırıldıklarını ve hayvanlarının da ellerinden alındığını anlatan Dağ, “Hayvanlarımız elimizden alındıktan sonra Mersin’e geri döndük ama kimse bizi evine almadı. Oradan ayrılarak başka bir mahalleye gittik ve iki aile bir evde yaşadık. Ama kavgalar ve sorunlar bitmedi. Orada da geçim sağlayamayınca İstanbul’a göç ettik. İstanbul’da da tuttuğumuz evin sahipleri Türk’tü ve onlar da bize ayrımcılık uygulayıp ‘terörist’ dedi. Bizi şikayet edip evden attırdılar. Yani diyeceğim o ki; çocuklarımızın ve bizim çektiğimizi kimse çekmedi. Sabaha kadar anlatsam bitmez. Kızımın arkadaşları vardı, onu hep dışlıyorlardı. Kızım gelip bana, ‘Anne bunlar bize terörist diyorlar, terörist ne demek?’ diye sordu. Ben de ona bizim terörist olmadığımızı, bizim Allah’ımızın bir olduğunu, dilimizin Kürtçe olduğunu, Allah’ın bizi böyle yarattığını anlatıyordum. Kızımı okula götürüyordum ve onunla Kürtçe konuştuğum için bir daha gelmemi istemedi. Ona nedenini sorduğumda, ben Kürtçe konuştuğum için çocukların kendisiyle dalga geçtiğini söyledi. Kızım benden utanıyordu, beni yanında istemiyordu. Bizim başımıza gelenler, hiç kimsenin başına gelmesin” dedi.

‘ERKEK KARDEŞİM CEZAEVİNDE 30 YILINI DOLDURDU AMA HALA BIRAKILMADI’

O yıllarda erkek kardeşinin tutuklandığına ve 30 yıldır tutsak olduğuna dikkat çeken Dağ, “7 sene kardeşimi görmedim. Onu Antep Hapishanesi’ne sürgün ettiler. Çok işkence gördü. Ziyaretine gidiyorduk, ‘görüş yasağı var’ diyorlardı. 7 gün Antep’te kaldım kardeşimi görmek için. Ancak 7 sene sonra kardeşimi görebildim. Onu İstanbul’a sürgün ettiler. 9-10 sene İstanbul’da tutsak kaldı, ondan sonra da Balıkesir’e sürgün ettiler. Çok eziyet çektik. Annem 7 sene kardeşimi görmedi. Yeri uzak, onu götüremiyoruz çünkü annem hasta. İmkanlarımız da yok. Anne yıllardır oğlunun hasretiyle yanıp tutuşuyor. Kardeşim cezaevinde 30 yılını doldurdu ama hala bırakılmadı. Umarım ki onu ve tüm siyasi tutsakları bırakırlar” diye konuştu.

‘BİZLER ÇOK ÇEKTİK BAŞKALARI ÇEKMESİN!’

Sürece ilişkin yaşanan son gelişmeleri dikkatle izlediğini ifade eden Dağ, tek isteğinin onurlu bir barışın sağlanması olduğunu vurguladı. Kürt Önderi Abdullah Öcalan’a inancının tam olduğunu vurgulayan Dağ, şunları kaydetti: “Kim bu barışı sağlarsa Allah ondan razı olsun. Ama tabii ki onurlu bir barışı. Biz de barış gelmesiyle sevinç yaşayacağız, yüreğimiz rahatlayacak. Keşke barış 20 yıl önce sağlansaydı. Biz barışı hep istedik, keşke karşı taraf bu talebimize el uzatsaydı. Bizler dertlerin, eziyetlerin, zulmün içinde büyüdük. 52 yaşındayım, çekmediğim çile ve dert kalmadı. O çilelerle yaşlandım. 30 yıldır cezaevi kapılarındayım. Gidiyorum, kardeşimi 5 dakika görüyorum ve oradaki atmosfere ben 5 dakika dayanamazken, o ve arkadaşları 30 yıldır nasıl dayanıyor? Umarım herkesin sevinebileceği onurlu bir barış olacak. Önderliğin çağrısı çok önemlidir. Zorlamayla, baskıyla, zulümle değil, her şeyin güzellikle olacağı bir dönemdir. Artık kimsenin annesi ağlamasın, hiç kimsenin annesinin yüreği yanmasın. Annelerin çocukları ya şehittir ya tutukludur. Ama o anne hâlâ barış barış diye haykırıyor. Bizler çektik başkaları çekmesin. Birkaç aydır barış adına adımlar atıldı ve yüreği iyi olan herkes bu gelişmelerden mutlu. Bizler savaş haberlerini izlerken hep yüreğimiz yanıyordu. O nedenle barışı sevinçle karşılıyoruz. Çok çektik, onurlu bir barışı biz de görelim. İnşallah güzel bir barış, güzel yollarla gelir.”