“Karşımızda yaşanan tarihsel bir hakikatin gücüydü”
Barış ve Demokratik Toplum Grubu'nun Casenê Mağarası’ndaki silah imha törenini değerlendiren gazeteci Fatih Polat, yaşananları tarihsel bir hakikatin gücü olarak tanımladı.
Barış ve Demokratik Toplum Grubu'nun Casenê Mağarası’ndaki silah imha törenini değerlendiren gazeteci Fatih Polat, yaşananları tarihsel bir hakikatin gücü olarak tanımladı.
Barış ve Demokratik Toplum Grubu, Önder Apo’nun “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” kapsamında 11 Temmuz’da Süleymaniye’deki Casenê Mağarası önünde sembolik bir silah imha töreni gerçekleştirdi. Törene KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat’ın yanı sıra 15 kadın ve 15 erkek toplam 30 gerilla katıldı. Töreni ise birçok siyasetçi ve gazeteci yakından izledi.
Törende bulunan gazetecilerden biri olan Fatih Polat, o gün yaşadıklarını ve sonraki gelişmeleri anlattı.
DİYARBAKIR’DAN CASENÊ’YE…
Diyarbakır’dan törenin yapılacağı Casenê Mağarası’nda kadar yaşananları aktaran Polat şunları dile getirdi: “Diyarbakır’dan dört otobüsle perşembe günü saat 12.00’de yola düştüğümüzde, gazetecilerin içinde bulunduğu otobüste hareket kafilenin diğer katılımcılarını taşıyan otobüslere göre daha erken başladı. Neler hissettiğine ve neler umduğuna dair birbirlerinden görüşler alan gazetecilerin yaptıkları ilk haberler, cuma sabahı Süleymaniye yakınlarındaki Casenê Mağarası’nın bulunduğu bölgedeki törene varmadan yayımlanmıştı bile.
Sınırı geçip Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarına vardığımızda, bölgesel yönetiminin yetkilileri DEM Parti ve Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanlarının da bulunduğu, dolayısıyla temsil düzeyi yüksek heyeti ağırlayarak ikramlarda bulundular. Plan gece yarısı Süleymaniye’ye varmak olsa da bu türden zaman alan molalar nedeniyle kafile Hewlêr’deki bir otelde konakladı ve sabah saat 07.00’de siyah protokol araçlarından oluşan araç konvoyuyla silah imha töreninin yapılacağı yere doğru yola koyuldu.
DEM Parti ve DEM Parti İmralı Heyeti, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Irak Hükümeti (Bağdat), Ankara ve ABD’nin farklı düzeylerde etki ettiği bir organizasyon olduğunu tahmin edebileceğimiz bu süreçte, belki güç ve hacim olarak en küçüğü olan YNK tarafının, böylesi tarihi bir ana ev sahipliği yapmış olmaktan onore olduğunu ve imkanları ölçüsünde de özenli davrandığını söyleyebiliriz.
Süleymaniye sınırlarını girip, dağlık alana doğru yöneldikten sonra, araç konvoyumuzun dağ yollarındaki kıvrımlardan döne döne yol alması, biz gazetecilerin törenin olduğu sahaya kadar ilginç ve sıra dışı videolar almamıza imkan tanımış oldu. 30 aracı aşan konvoyun tören sahasına yaklaştığı, yol kenarlarında sırtları dönük ve yüzleri maskeli olarak nöbet tutan özel harekât timlerinin dizilişinden belli oluyordu. En heyecanlı anlardan biri bulunduğumuz araç törenin olacağı mağaranın önüne geldiğinde, ‘misafirlerimiz geçsin’ denildikten sonra bize yol verilmesi ve tören alanına geçişle birlikte rahatlamamız oldu. Ankara’nın gazetecilerin törenden görüntü almaması yönündeki baskısının bölgesel yönetim nezdinde yarattığı baskının etkisiyle ilk etapta ‘acaba alana girebilecek miyiz?’ sorusu oluştu. Zira gazetecilerin çoğunun yakın bir alanda oluşan ekrandan etkinliği izleyeceği duyurulmuştu. Dolayısıyla alanı girişimiz mesleki olarak önemliydi. Zira her şey bizim için çıplak gözle ve dokunma mesafesinde göreceğimiz kadar yakındı artık.”
TARİHİ BİR ANIN TEMSİLİ
Gazeteci Polat törende yaşananları aktarırken özellikle hakikat vurgusunu öne çıkarıyor. 50 yıla yakındır devam eden ve küresel güçlerin de ilgi göstermek durumunda kaldığı bu olayı tarihsel bir hakikatin gücü olarak tanımlıyor: “Kürtler açısından tarihi ve mitolojik anlamları da olan mağaranın üst kısımlarındaki merdivenlerden Bese Hozat’ın en önde olduğu, 15’i kadın, 15’i erkek 30 kişilik gerilla grubunun ellerindeki silahlarla görülmesi ve hızla aşağıya doğru inmeleri tarihi bir anın temsili bir yanını oluşturuyordu. Zira sadece tek bir ülkede değil, bulunduğu bölgede son 50 yılda en fazla etki gösteren, bu etkiyle küresel güçlerin de ilgi göstermek durumunda kaldığı bir gerilla hareketi temsili olarak silahlarını imha ediyordu. ‘Silah teslimi’ değil, yakılarak imha edilmesi ve bununu da doğrudan metni okuyan Bese Hozat’ın da aralarında olduğu gerilla grubunca yakılması da kuşkusuz önceden düşünülerek oluşturulmuş bir tabloydu.
O an öyle düşünmemiştim ama, geriye dönüp tüm olup biteni yeniden gözlerimin önünden geçirdiğimde, büyük paralarla yapay olarak oluşturulmuş bir film platosunun böyle bir hissi asla veremeyeceğini düşündüm. Zira, ancak gerçek olan şeyler bu duyguyu verebilirdi. Açıklama okunup silahlar yakıldığında grup yine Bese Hozat’ın arkasında dizilerek geldiği yerden mağaraya doğru yöneldi, bu kez yavaş adımlarla ilerledi. Yıllardır ellerinde tuttukları silahı kendi özgür iradeleriyle yakmış olmanın ardından elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen bir gerilla yürüyüşü de denebilir buna. Ya da metinde de belirtildiği gibi ‘entegrasyon yasaları’ Ankara tarafından hazırlanmamış olduğu için, geldiği üslerine geri dönen gerillaların vakur yürüyüşü… Ankara’nın ve iktidar medyasının ‘Habur gibi olmaması’, iç politikada iktidara karşı milliyetçi çevreler tarafından kullanılabilecek düzeyde ‘gerillalara dair sempati oluşturabilecek sahnelerin yaşanmaması’ gibi kaygıların bu sürecin hazırlık aşamasını baskıladığını biliyoruz. Ancak, propaganda üslubu ve vurgusu barındırmadan okunan metin ve kısa sürede yaşanan tüm ritüelin Habur sürecinden daha az etki yarattığını öne süren beri gelsin. Karşımızda yaşanan şey tarihsel bir hakikatin gücüydü.”
ERDOĞAN’IN SÜRECE EN DAHİL OLDUĞU KONUŞMASIYDI
Tören sonrası Erdoğan’ın konuşmasını da değerlendiren Fatih Polat son olarak şunları söyledi: “Törenin ardından bindiğimiz araçlar dağ kıvrımlarından bazen hafif sallantılı yol alırken, bizler haber merkezlerimize ilk sıcak ana dair gözlemlerimizi yetiştirmek için yazmaya koyulmuştuk bile. Hewler’de yemek için mola verdiğimiz mekana ulaşmadan ilk yazımı gönderdim. Sonra sanırım ilk bağlantıyı da İlke Tv ile yaptık. Ardından dönüş yolu. Süleymaniye’den itibaren araçlarımıza eşlik eden protokol araçlarındaki korumalar da Türkiye sınırına kadar bizimle geldiler. Anlaşıldığı kadarıyla tüm organizasyonun kazasız belasız tamamlanması, çıkabilecek herhangi bir marazlı durumun, silah imha töreninin önüne geçmemesi gibi bir titizlik vardı. Bir de daha çok Ankara’ya yakın duran KDP ile daha çok Kürt özgürlük hareketine tarihsel olarak yakın duran YNK açısından, bu töreni başarıyla ev sahipliği yapmak diplomatik bir düzey testi anlamı da içeriyordu.
Cumartesi sabahı Diyarbakır’a gelip, otobüslerimizden inerek İskenderpaşa Konağı’na kafile olarak geçtiğimizde Erdoğan’ın konuşmasını birlikte izledik. Ardından kritikler yaptık. Farklı farklı yorumlar öne çıkıyordu. Ortaklaşılan nokta ise, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in iki gün öncesinden PR’ını yaptığı kadar ‘tarihi’ bir mesajın verilmediğiydi. Ancak, Erdoğan’ın uzun bir süredir sahip çıkıp çıkmadığı üzerine yorum ve analizler yapılan haliyle kıyaslandığında sürece en fazla dahil olduğu konuşma bu konuşmaydı. Konuşmadaki ‘söven, döven, seven’ baba figürü dengesiyle Erdoğan’a atıfla kullanılan ‘reis’ imgesinin tamamlandığı bir halin üsluba hâkim olduğu söylenebilir. Bir ucundan tehdit de yine vardı.
Ancak şunu net olarak söyleyebiliriz ki, Bese Hozat’ın okuduğu metinde dile getirdiği, bundan sonrasının da zorlu olacağına dair vurgu Erdoğan açısından da geçerlidir. Süreç, hem Türkiye ve bölge halkları açısından doğru değerlendirildiğinde bizi barışın kapısına yaklaştırma imkânı sunarken, kamuoyu araştırmalarına bakarak ‘Bu süreç bana kazandırmıyor’ denilerek yeniden masayı devirme havasına girilirse, bu çok taraflı bir yıkıma yol açar. Bese Hozat’ın başkanlık yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun imzasını taşıyan metindeki şu vurgu, bu sürecin sadece Kürt siyasal hareketiyle devlet/AKP arasındaki bir süreç olarak kavranmaması gerektiğinin açık bir ifadesidir: “Başta kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler olmak üzere tüm halkları, demokratik ve sosyalist güçleri, aydın, yazar, akademisyen, hukukçu, sanatçı ve siyasetçileri attığımız bu tarihi adımı doğru anlayarak, bizimle, halkımızla dayanışmaya çağırıyoruz.”