Önder Apo’nun çağrısı üzerine Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê'de bir araya gelen Barış ve Demokratik Toplum Grubu, silahları imha ederek “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nde yeni bir aşama başlattı. Siyasi parti, sivil toplum kuruluşları ve hukuk örgütlerinden çok sayıda kişinin izlediği törenin yankıları ise hâlâ devam ediyor.
Tarihi töreni izleyenler arasında yer alan İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, ANF'ye konuştu.
‘SAYIN ÖCALAN VE PKK, TARİHSEL SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRİYOR’
Küçükbalaban, Kürt meselesinde barış sürecinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “İnsan Hakları Derneği kurulduğu günden beri barışı ve barış hakkını savunan bir dernek. 1 Ekim'de başlayan ve 11 Temmuz’da tarihsel adımın atıldığı noktaya kadar İnsan Hakları Derneği bu süreci yakından izledi.
11 Temmuz’daki silahların yakılması eylemine katıldık. Oradaki o tarihsel ve barış adımına şahit olduk. Kürt meselesinde artık şiddetin devreden çıkması ve devletin de şiddeti devreden çıkarmasının bir adımı olarak bunu gördük.
Süreci bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, 1 Ekim'den sonra geçen on aylık süreçte PKK ve Sayın Abdullah Öcalan’ın, barış için, halkların kardeşliği için, demokratik toplumun inşası için üzerine düşen adımları ve görevleri büyük oranda yaptıklarını görüyoruz. Ama buna karşılık, devletin halen hiçbir adım atmadığının tanıklığını yapıyoruz” dedi.
‘DEVLET ADIM ATMALI’
Birçok konuda devletin adım atması gerektiğini ifade eden Küçükbalaban, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hasta mahpuslar meselesi, halen Türkiye'nin Kürt meselesinden kaynaklı bir sorunu ve devam ediyor. Bu durum sadece barış masasında konuşulacak bir mesele değildir; çünkü sağlık hakkı en temel insan hakkıdır. Devletin, hapishanelerdeki sağlık hakkını doğrudan sağlaması gerekir.
Öte yandan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış olan kişilerin ölünceye kadar hapiste kalması bir nevi idam cezasıdır. Bu sayı dört bini geçmiş durumdadır. PKK’nin siyasi mahpusları böylesi bir durumla karşı karşıya. Yine, 30 yılını doldurmuş ve tahliyesi gelmiş insanların, hukukta yeri olmayan İdare Gözlem Kurulları kararıyla tahliyelerinin engellenmesi ayrı bir sorun.
Bu meselenin en kritik aktörlerinden biri olan Sayın Abdullah Öcalan'ın halen tecrit durumunun devam ettiğini görüyoruz. Böylesi bir ortamda bu barış sürecinin ilerlemesi mümkün değildir. Bunlar, tümüyle barış sürecini riske sokan durumlardır.
Öte yandan, 1 Mart’tan sonra PKK'nin ateşkes ilan etmesine rağmen, halen askeri operasyonların sürdüğünü biliyoruz. Dolayısıyla bu operasyonları, bu savaşı ve çatışmayı tekrardan başlatıp barış sürecini riske edecek gelişmeler olarak görüyoruz.
Kürt meselesi sadece bunlardan ibaret değil. Kürt meselesi, yüz yıllık bir sorun ve son 40 yılı ise savaşla, çatışmayla geçmiştir. Savaş ile çatışmanın da yaratmış olduğu onlarca tahribat var: Faili meçhuller, toplu mezarlar, köylerin yakılması, cezasızlık durumu, katliamlar, soykırımlar var.
Bütün bunlarla yüzleşmesi gereken bir meseledir Kürt meselesi. Öte yandan, Kürtlerin dil, kimlik, kültür ve eşit yurttaşlık haklarının anayasal güvenceye kavuşturulması gibi bir sorun önümüzde durmaktadır.
Geçtiğimiz hafta Meclis’te komisyon kurulması konusunda bir iyi niyet ortaya konulmuş oldu; ama bu henüz somutlaşmış değil. Bu komisyonun hızlıca kurulması, alt komisyonlarının oluşması ve sivil toplum örgütlerinin, insan hakları örgütlerinin de buraya dahil olması gerekir.”
‘BARIŞ ADINA ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ’
Törende imha edilen silah envanter listesinin İHD, Özgürlük için Hukukçular Derneği ile TİHV’e teslim edildiğini söyleyen Küçükbalaban, şunları ifade etti:
“Bu durum, tabii ki bu sürecin şiddetten, çatışmadan ve savaştan arınmasıyla birlikte, toplumsal anlamda sivil toplum örgütlerine biçilmiş bir rol ve misyonunun yükümlülüğüydü. Kürt meselesinde demokrasinin, barışın ve insan haklarının bundan sonraki süreçte barışın inşası konusunda toplumsallaşması yönünde bir görev de üstlenmiş olduk.
Bu görevi tabii ki bugüne kadar yerine getiriyorduk, bundan sonra da bu konuda daha fazla çalışma yapmaya devam edeceğiz. Sorumluluğumuzun farkındayız.”
‘YASAL VE ANAYASAL DEĞİŞİKLER YAPILMALI’
İktidarın sorumluluk alması konusunda ciddi bir kamuoyunun oluşması gerektiğini belirten Hüseyin Küçükbalaban, şunları söyledi:
“Devletin öncelikli olarak idari ve yasal anlamda yapması gereken şeyler var. Kayyumları geri çekmesi gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan'ın durumu başta olmak üzere, siyasi mahpusların durumuna ilişkin düzenlemeler yapması gerekmektedir.
Şimdi otuz militan silah bıraktı. Bu insanların durumu ne olacak? Mevcut yasal duruma göre bu insanlar gelip 30 yıl hapis mi yatacak? Elinde silah olanların kendi iradesiyle silahlarını bıraktıkları bir yerde, onların topluma, siyasal yaşama ve demokratik hayata katılmalarının sağlanması gerekir.
Bu da ciddi yasal ve anayasal değişiklikler gerektiren bir durumdur. Devlet, hızlıca savaş ve güvenlikçi paradigmadan koparak, demokrasi ve barıştan yana bir paradigmaya evirilerek bunları yapabilir.”