26 yıldır İmralı Ada Hapishanesi’nde ağır tecrit koşullarında esir olarak tutulan Önder Apo’nun öncülüğünü yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Sürecine uluslararası alandan destek gelmeye devam ediyor.
Zürih Üniversitesi Profesörlerinden tarihçi Hans-Lukas Kieser, Türk devleti ile Kürt Özgürlük Hareketi arasındaki süreci ve Ortadoğu’daki gelişmeleri ANF’ye değerlendirdi.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ve modern Türkiye tarihi üzerine çalışan İsviçreli Tarihçi Hans-Lukas Kieser, Türkiye’deki otoriter eşiğin aşılması için Kürt sorununun demokratik çözümünün önemli olduğunu ifade etti.
Sürecin Türkiye’nin demokratikleşmesi için büyük bir fırsat sunduğunun altını çizen Kieser, “Tüm zorluklara, belirsizliklere ve hükümetin iktidar kalma kaygısına rağmen demokratik mücadelede ısrar edilmesi gerekir” diye kaydetti.
‘DEMOKRATİK MÜCADELEDE ISRARCI OLMAK GEREK’
Kürt sorununun demokratik çözümü noktasında Kürt hareketinin tüm olumlu yaklaşımlarına rağmen devlet kanadında hala bir tereddüt hatta bir çeşit şizofreni olduğunu ifade eden Prof. Kieser, devamla şunları söyledi: “Bir yandan barış sürecinden söz ediliyor ve bazıları — bugün Ankara’da iktidarda olanlar dahil — barışa gitmek istiyor. Özellikle Devlet Bahçeli örneğinde, gerçekten şaşırtıcı bir öğrenme süreci olduğu izlenimi ediniliyor, eğer öyle demek gerekirse. Ama diğerleri bu tereddüt içinde sıkışıp kalmış durumda.
Bu kişiler, bazı ayrıcalıkların kaybedilmesinden, daha fazla demokrasinin kabul edilmesiyle birlikte otoriter kontrolün kaybolmasından korkuyor. Lozan farklı şekilde yorumlanmaya başlandığında — Kemalistlerin en başta yaptığı gibi, çok kısıtlayıcı ve kısmen hatalı bir yorumla — bu korkular tetikleniyor. Dolayısıyla evet, tüm zorluklara, belirsizliklere ve iktidarın bu barış süreci türü yeni düzenlemeler aracılığıyla iktidarını sürdürmeye çalışıyor oluşuna rağmen, yine de fırsatlar görüyorum.
Bütün bunlara çok sade ve serinkanlı bir şekilde bakmak gerekiyor. Ama aynı zamanda fırsatlara da sahip çıkmak gerek. Bence burada bir fırsat var; buna sahip çıkmak gerekiyor; ama her zaman olduğu gibi, yaşanan tüm tecrübelerden sonra, gerekli olan şüphecilikle birlikte. Yine de bu, açık fikirli, çevik ve esnek bir tutumla, bu otoriter eşiği, bir tür hapishane olan bu otoriter Türkiye’den çıkma imkanını ortadan kaldırmaz. O yüzden demokratik mücadelede ısrarcı olmak gerekiyor.”
‘ORTADOĞU’NUN GELECEĞİNİ KÜRTLERDE GÖRÜYORUM’
7 Ekim Hamas saldırılarının ardından Ortadoğu’da dengelerin değiştiğini belirten Prof. Kieser, “Hamas’ın saldırı ve ardından İsrail’in yürüttüğü savaşla bağlantılı bölgede gelişme yaşanmaya devam ediyor. Özellikle, Esad rejiminin çöküşüyle birlikte çok şey hareketlendi. Ve açıkça belirtmem gerekir ki, bölgenin geleceği yüksek derecede demokratik olacaktır.
Bu kulağa soyut gelebilir. Ama şu anda Ortadoğu, bir anlamda yeniden şekilleniyor. Uzun vadede, canlılık taşıyan, oradaki insanlara bir gelecek vaat eden bir süreç olabilir. Sonunda bu bir yaşam ve hayatta kalma meselesi; ama onurlu bir şekilde. Ve bunu ancak demokrasi verebilir.
Peki, demokrasi tohumlarını nerede bulabiliriz? Demokratik potansiyel nerede? Açıkça söyleyebilirim ki, bunu özellikle Kürtlerde görüyorum. Ne Suriye’de ne Irak’ta ideal bir demokratik ortamdan söz etmiyorum. Ama demokratik eğilimlerden, iradeden, siyasal bir hayal gücünden söz ediyorum. Demokrasiye dönük bir siyasal iradeden... Ve burada, devletleri olmasa da Kürtlerin gerçekten ön saflarda olduğunu düşünüyorum” dedi.
‘KÜRTLER DEMOKRASİ ADINA BÜYÜK BİR POTANSİYEL’
“Ortadoğu’daki gerçeklik ve siyasi projeler göz önüne alındığında, Kürtlerde demokratik bir potansiyel görüyorum” diyen Prof. Hans-Lukas Kieser, devamla şunları kaydetti: “Kürtler, kendileri açısından ideal bir ortam olmasa bile, demokratik potansiyelini ve bu sürece öncülük edebileceğini son 10 yılda kanıtladı. Özellikle Suriye’de, Rojava’da ve Türkiye’de... HDP (şimdi DEM), ki bu parti sadece Kürt partisi değil ama açıkça en demokratik olanıdır. Bence şu anda bölgede çok şey hareket halinde. Kürtleri birçok yerde arka cephede görüyorum. Ama her şey çok kırılgan. Nasıl gelişeceğini öngörmek mümkün değil. Ama yine de uzun vadede şunu söyleyebilirim: Demokrasiyi öğrenmiş olacaklar. Bu genetikle ya da bir halkın doğuştan erdemiyle ilgili değil. Demokrasi bir öğrenme sürecidir. Ve çok emek ister.
Demokrasi daima çok emek ister ve öyle kalacak. Bu yüzden, demokratik şekilde örgütlenmeyi öğrenmiş olanlar, Ortadoğu’nun geleceğinde olumlu bir rol oynayabilir.”
‘DENGELER DEĞİŞİRKEN KÜRTLER İÇ AYRILIKLARI AŞIYOR’
Ortadoğu’da dengeler değişirken Kürt hareketlerinin eskiye oranla kendi iç çelişkilerini de aştığını belirten Prof. Kieser, “Kürtler arasında uzun bir süre boyunca — ve kısmen hala bugün de — aşiretler ya da gruplar arasındaki rekabetler, hatta belli ölçüde bir tür aşiretçilik söz konusuydu. Ancak, son on yılda bu konuda büyük ilerlemeler görüyoruz.
Özellikle de son aylarda ve yıllarda bu eski ayrılıkların kısmen aşıldığı ve daha modern kavramlarla, geleceğe dönük bir bakışla, güncel durumu anlayarak bir yön arandığı izlenimini ediniyorum. Sonuçta her zaman “demokratik” terimini kullanacağım ama demokrasi içinde bir akılcılık da var, biliyorsunuz. Aynı zamanda uluslararası bir boyutu da var. Yani uluslararası aktörleri de dikkate alan bir bakış açısı söz konusu. Ve bu demokratik süreçte bir tür pragmatizm de var” diye kaydetti.
‘LOZAN’DAKİ KÜRTLER ARTIK YOK’
Kürdistan’ı dört parçaya böldüğü gibi Kürt halkını bir asır statüsüz bırakan Lozan Antlaşması dönemindeki ve öncesinde Kürt gerçekliği ile bugünkü Kürt gerçekliğinin tamamen farklı olduğunun altını çizen Prof. Kieser, “Kürtler arasında büyük ilerlemeler görüyorum. Lozan döneminde ve öncesinde olduğu gibi bir yapı yok. Örneğin o zaman Kürtler kolaylıkla bölünebilmişti çünkü ortada ne ulusal ne de demokratik bir siyasi projeleri vardı. Bu tür eski ayrımların aşıldığını hissediyorum. O dönem Kürtlerde bir gelecek hayal etme kapasitesi yoktu. Ama şimdi bu durum değişti.
Hala birçok eski sorun var ama önemli ilerlemeler de mevcut. Uluslararası aktörlerle iş birliği konusunda da büyük gelişmeler var. Ve aktör çeşitliliği her zaman önemli. Demokrasi, tek bir büyük aktöre bağımlı olarak var olmaz. Her zaman farklı aktörlerle oyunu oynayabilmek gerekir. Evet, insanlar adına konuşurken, onların yararına olacak bir şey gerçekleştirebilmek için... Benim izlenimim, Kürtlerin eski rekabetler, bölünmeler ve kendilerini yeni bir geleceğe projekte etme konusundaki yetersizlikleri aşma konusunda büyük ilerlemeler kaydettikleri yönünde” dedi.