DEM Parti Êlih Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, mecliste kurulması planlanan çözüm süreci komisyonuna ve genel sürece dair ANF’ye değerlendirmelerde bulundu. Toplumsal beklentinin yüksek olduğunu, ancak siyasi iktidarın güven inşa etme konusunda yetersiz kaldığını söyleyen Tiryaki, “Silahların susması kadar, demokratik siyasetin alan kazanması gerekiyor. Aksi halde süreç karşılıksız kalır” dedi.
Tiryaki, çok partili bir mutabakat zemininde çözüm sürecini ele alacak bir meclis komisyonun kurulmak üzere olduğunu belirterek, komisyonun işlevine ilişkin taslaklar bulunsa da, yapısal çerçevenin ve yetki alanlarının henüz netleşmediğini kaydetti. “DEVA Partisi, Saadet, Gelecek gibi muhalefet ve ana muhalefet CHP’de sürece olumlu yaklaşıyor. Ancak henüz resmi ve bağlayıcı bir taslak yok” diyen Tiryaki, ilk aşamanın bir Meclis Başkanlığı kararıyla atılacağını, ardından yasal düzenlemelerle komisyonun işlerlik kazanacağını ifade etti.
Komisyonun sadece danışma değil, aynı zamanda yasa teklifleri üretme, araştırma yapma ve toplumsal talepleri kurumsal zemine taşıma kapasitesine sahip olması gerektiğini vurgulayan Tiryaki, “Bu, göstermelik değil, gerçek bir çözüm masası olmalı” diye ekledi.
KAYYUM MESELESİ ÇÖZÜLMEDEN GÜVEN OLMAZ
Sürecin adı konusunda da farklı siyasi aktörler arasında fikir ayrılıkları olduğunu belirten Tiryaki, bu tür simgesel tercihlerin toplumsal algı açısından büyük önem taşıdığını belirterek, “DEM Parti olarak biz bu sürece ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ demeyi uygun buluyoruz. AKP ve MHP farklı isimler önerebilir, ancak ‘terör’ tanımlanmasında ısrarcı olunursa toplumsal ortaklaşma zorlaşır. Nihai hedef toplumsal barışsa, simgesel dil de buna uygun olmalı. Bu süreçte atılacak her adım sadece teknik konular olmayacak, aynı zamanda siyasal ve toplumsal karşılığı olmalıdır. Bu yüzden komisyonun adı, dili ve temsil mekanizması önem taşıyor” diye konuştu.
Tiryaki, demokratik ve kalıcı bir çözüm sürecinin sadece silahların susmasıyla değil, halkın seçilmiş iradesine saygı göstermesiyle mümkün olacağını, kayyum uygulamaların demokratik zemine zarar verdiğini ve sürecin inandırıcılığını zedelediğini vurgulayarak şöyle devam etti: “Van, Mardin, Hakkari ve Batman gibi kentlerde halkın oylarıyla seçilmiş belediye eş başkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyum atanması geçmişte demokratik meşruiyete ciddi bir müdahale olarak yaşandı. Bugün bu belediyelerin halkın iradesine iade edilmesi olumlu bir adımdır; ancak benzer uygulamaların tekrar etmeyeceğine dair güvence verilmesi gereklidir. Halkımızın da böyle bir beklentisi vardır. Yine Türkiye’nin batısında CHP’li belediyeler de benzer idari ve yargısal müdahalelerle kuşatılmakta, yerel yönetimlerin yetkileri çeşitli yollarla zayıflatmaktadır. Bu nedenle demokrasiye ve halkın iradesine saygı, yalnızca belli bir bölgenin değil, tüm Türkiye’nin ortak meselesidir.”
SÜREÇ YASAL GÜVENCEYE KAVUŞTURULMALI
Tiryaki, geçmiş süreçlerden edinilen deneyimlerle artık barış sürecinin yalnızca siyasi iktidarın keyfine göre yönetilmeyeceğini vurgulayarak, sürecin kalıcı ve inandırıcı olabilmesi için anayasal ve yasal güvenceye oturtulmasının şart olduğunu söyleyerek, “Silah bırakanlar ne olacak? Cezaevindeki binlerce insanın durumu ne olacak? Demokrasiye geçiş nasıl olacak? Bu sorulara sadece iyi niyetle değil, yasal düzenlemelerle cevap verilmelidir. Ayrıca, çözüm baş müzakerecisi ve bu sürecin baş mimarı olan Sayın Abdullah Öcalan’ın pozisyonu da bu bağlamda görmezden gelinemez. Onun özgürlüğüne yönelik bir adım, sürece duyulan güveni güçlendirir. Biz bu süreci sadece teknik bir komisyon olarak değil, Kürt meselesinin bütünlüklü ve tarihsel çözümün bir parçası olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
HALK BARIŞ İSTİYOR AMA HÜKÜMETE GÜVENMİYOR
DEM Parti’nin sahada yaptığı halk toplantılarına da değinen Tiryaki, toplumda özellikle gençlerde ciddi bir umut ve barış beklentisi olduğunu, ancak bu beklentinin, hükümete duyulan güvensizlikle törpülendiğine hatırlatarak, “İnsanlar barışın değerini biliyor ama hükümetin bu konuda samimi olmadığı görüşü yaygın. Özellikle gençler, çözümün adresinin sadece devlet değil, halkın bizzat kendisi olması gerektiğini düşünüyor” tespitinde bulundu. Tiryaki, halkın süreci sahipsiz görmek istemediğini ve sürecin “yukarıdan dayatılan” bir mutabakat değil, toplumsal katılımla ilerleyen demokratik bir dönüşüm olması gerektiğine inandığının altını çizdi.
Sürecin kazandığı ivmeye rağmen cezaevlerinde hak ihlallerine de dikkat çeken Tiryaki, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Cezaevlerinden gelen haberler endişe vericidir. Açlık grevi hazırlığında olan tutuklular var. Süreci sekteye uğratmak isteyen cezaevi yönetimleri ve savcılıklar var. Bu sadece bir güvenlik meselesi değil, bir hukuk ve siyaset meselesi. Siyasi iktidar isterse cezaevlerinde yaşanan hukuksuzluklara son verebilir. Ama şu ana kadar somut bir irade göremiyoruz. Parti olarak Adalet Bakanlığıyla defalarca görüştük ve bu durumu gündeme getirdik. Barış söylemini güçlendirmek isteyen bir siyasi irade, önce cezaevlerinden başlar.”