Şengal: Soykırımın tanınması ve uluslararası özel mahkemenin kurulması şart

Soykırımın 11. yıldönümünde, soykırıma karşı etkili mücadele ve yaraların sarılması için soykırımı tanımanın yanı sıra, tehdit altındaki Şengal’in özerk statüsünün tanınması ve uluslararası özel yetkili bir mahkemenin kurulması şart.

ŞENGAL SOYKIRIMI

DAİŞ’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de Êzidîlere yönelik gerçekleştirdiği katliam (Êzidîlerin deyimiyle “74. Ferman”), günümüzde birçok devlet, uluslararası örgüt ve parlamento tarafından soykırım olarak kabul edildi. DAİŞ’in saldırılarında 2 bin 213 Êzidî katledilmiş, 390 bini zorla yerinden edilmiş, 7 bini ise kaçırılmıştı. Ayrıca Êzidîlere ait 68 ibadet yeri yağmalanmış, binlerce kadın ve çocuk esir alınarak köleleştirilmiş ya da satılmıştı.

Şengal'de DAİŞ'in saldırıları sonrasında 80 toplu mezar ve onlarca tekli mezar bulundu. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin 15 Haziran 2016 tarihli raporunda, DAİŞ’in Êzidîlere yönelik soykırım suçu işlediği, 400 bin Êzidî’nin katledildiği, kadın ve çocukların köleleştirildiği ve yok edilmeye çalışıldığı belirtildi.

Êzidî temsilcilerin “kağıt üstünde kaldı” diye nitelendirdikleri soykırım konusunda, Avrupa ve BM düzeyindeki gelişmeler ile yargı süreçlerine dair nasıl bir yol alındığına odaklanmak gerekiyor.

SOYKIRIMIN ULUSLARARASI ALANDA TANINMASI

3 Ağustos 2014’te DAİŞ tarafından gerçekleştirilen 73. Ferman, birçok Avrupa devleti parlamentosu tarafından soykırım olarak tanındı. Birleşmiş Milletler ise DAİŞ’in suçlarını araştırmak üzere bir Araştırma Ekibi kurdu. Bu bağlamda, öncelikle Avrupa devletleri ve BM Düzeyinde 74. Ferman’a ilişkin neler yapıldığına odaklanalım.

Bölgesel bazda, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ve Avrupa Parlamentosu tarafından alınan kararlarda, BM Güvenlik Konseyi ile Uluslararası Ceza Mahkemesi yoluyla DAİŞ üyelerinin yargılanmaları çağrısında bulunuldu.

AKPM, YARGILAMALAR İÇİN UCM’Yİ İŞARET ETTİ

Avrupa Konseyi Parlamentosu, DAİŞ tarafından dini azınlıklara yönelik gerçekleştirilen sistematik toplu katliamlara ilişkin (2016/2529(RSP)) kararı kabul etti. Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen bu kararın B fıkrasında, Êzidîler diğer etnik ve dinsel topluluklarla birlikte anılarak, bu toplulukların DAİŞ tarafından hedef alındığı belirtildi ve şu ifadelere yer verildi:

“Birçok kişi öldürülmüş, katledilmiş, dövülmüş, gasp edilmiş, kaçırılmış ve işkence görmüştür; köleleştirilmiş (özellikle kadınlar ve kızlar, diğer cinsel şiddet biçimlerine de maruz kalmışlardır), zorla din değiştirmeye zorlanmış, zorla evlendirilmiş ve insan kaçakçılığı mağduru olmuşlardır; çocuklar ise zorla askere alınmıştır. Camiler, anıtlar, türbeler, kiliseler ve diğer ibadethaneler ile mezarlar ve mezarlıklar tahrip edilmiştir.”

Takip eden C fıkrasında ise Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne işaret edilerek, “Soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları, nerede ve ne zaman işlenirse işlensin, cezasız kalmamalıdır ve bunların etkili bir şekilde kovuşturulması, ulusal düzeyde önlemler alınarak, uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi ile uluslararası ceza adaleti yoluyla sağlanmalıdır” tespitine yer verilmiştir.

AP, BM GÜVENLİK KONSEYİ’NE ÇAĞRI YAPTI

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde, Avrupa Halk Partisi (EPP) Grubu'nun girişimiyle, DAİŞ tarafından Êzidîler, Hristiyanlar ve diğer dini ve etnik azınlıklara yönelik istismar ve zulüm, soykırım olarak tanınmıştır. Kararda, parlamenterler BM Güvenlik Konseyi'ni, bunu soykırım olarak tanımak için harekete geçmeye çağırmaktadır.

Karar tasarısını Strasbourg'da başlatan İsveçli EPP Grubu Milletvekili Lars Adaktusson, karara ilişkin, “Bu, tarihi bir karardır. 500 milyondan fazla nüfusu temsil eden, 28 ülkeden seçilmiş parlamenterler; üye devletlere, Avrupa Komisyonu'na ve uluslararası topluma, ‘koruma sorumluluğu’ ilkesine uygun olarak harekete geçmeleri için net bir mesaj göndermiştir” dedi.

Adaktusson, ayrıca şu ifadeleri kullandı:

“Bu karar, aynı zamanda DAİŞ'in barbarca suçlarından etkilenen milyonlarca kurbanın onurunu geri kazanmaya yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Avrupa Parlamentosu'nun, devam eden bir soykırımı ilk kez tanıması da elbette önemlidir.”

Karar metninde, etnik veya dini nedenlerle kasten komplo kuran, planlayan, kışkırtan, işleyen veya işlemeye teşebbüs eden, suç ortaklığı yapan veya zulmü destekleyenlerin, uluslararası hukukun ihlali -özellikle savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçları- kapsamında yargılanması ve kovuşturulması gerektiği vurgulandı.

UNITAD, SOYKIRIM SÜRERKEN GÖREVİNİ SONLANDIRDI

Birleşmiş Milletler düzeyinde ise, BM’ye bağlı UNITAD (DAİŞ Tarafından İşlenen Suçların Hesap Verilebilirliğini Desteklemek Üzere Teşkil Edilen Birleşmiş Milletler Soruşturma Ekibi), IŞİD’in Êzidîlere karşı soykırım işlediğini hukuken teyit etti.

9 Ağustos 2017'de Irak Hükümeti, uluslararası topluma, DAİŞ üyelerinin Irak'ta işledikleri suçlardan sorumlu tutulmalarını sağlamak amacıyla yardım çağrısında bulundu; bu çağrıya cevaben BM Güvenlik Konseyi, 2379 sayılı kararı oybirliğiyle kabul etti. Buna göre, UNITAD olarak da bilinen Soruşturma Ekibi kuruldu ve Irak'ta işlenen savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ile soykırım niteliğinde olabilecek suçların kanıtlarını toplamak, korumak ve muhafaza etmek; ayrıca DAİŞ üyelerini sorumlu tutmaya yönelik ulusal çabaları desteklemekle görevlendirildi.

Irak'ta altı yıl boyunca faaliyet gösteren UNITAD, 17 Eylül 2024’te görevine son verdi. Êzidîlere yönelik saldırıların sürdüğü, binlerce Êzidî’nin ise kayıp olduğu bilinmesine rağmen, UNITAD’ın Eylül 2024 itibarıyla çalışmalarını sona erdirme kararı, soruşturma ve arşiv oluşturma sürecini erken bitirmiş olması nedeniyle başta Êzidî toplumu olmak üzere uluslararası toplum tarafından eleştirildi.

Devlet bazında, DAİŞ’in Êzidîlere yönelik soykırım gerçekleştirdiğini kabul eden ülkeler şunlar:

Almanya Federal Meclisi (Bundestag), 19 Ocak 2023’te, DAİŞ'in Êzidîlere karşı işlediği suçları soykırım olarak tanıdı. Parlamento, SPD, Yeşiller ve FDP’den oluşan hükümet partileri ile CDU/CSU fraksiyonlarının ortak önergesini (20/5228) kabul etti.

Önergede, terör örgütü “İslam Devleti”nin (IŞİD), Irak topraklarında işlediği şiddet eylemlerinin, Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamında soykırım olarak sınıflandırılması talep edildi. Binlerce dini azınlık mensubunun DAİŞ tarafından kaçırıldığı, tecavüze uğradığı, köleleştirildiği ve öldürüldüğü hatırlatıldı.

Dönemin Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock (Bündnis 90/Die Grünen), parlamentonun kararının tüm ülkeyi temsil ettiğini vurgulayarak şu açıklamada bulundu:

“Almanya, Êzidî kadınlara ve Êzidîlere yönelik soykırımı toplum olarak tanıyor.”

Alman Parlamentosu’nun bu kararı, adalet süreci ve tanıklık desteklerine ilişkin adımları da içermesine rağmen, somut yargılamalarda Êzidî temsilcilerin müdahilliği söz konusu olmadı.

Birleşik Krallık Hükümeti, 1 Ağustos 2023’te, DAİŞ'in 2014 yılında Êzidî halkına karşı soykırım suçları işlediğini resmen tanıdı. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sitesinde karara ilişkin yapılan açıklamada, “Birleşik Krallık, soykırımın gerçekleştiği beş olayı resmi olarak tanımaktadır: Holokost, Ruanda, Srebrenitsa ve Kamboçya'da ve Êzidî halkına karşı işlenen soykırım eylemleri” ifadeleri kullanıldı.

Belçika: Şengal’de Êzidî halkına yönelik işlenen katliamların soykırım olarak tanınması ve faillerin yargılanması için Belçika Parlamentosu’nun Dış İlişkiler Komisyonu’nda oybirliğiyle kabul edilen karar tasarısı, 15 Temmuz 2021’de Parlamento’da tüm grupların desteğiyle onaylandı.

Karar tasarısı, Milletvekili Georges Dallemagne öncülüğünde; Koen Metsu, François De Smet, Malik Ben Achour, Michel De Maegd et Samuel Cogolati, Mmes Els Van Hoof, Goedele Liekens et Vicky Reynaert ve Wouter De Vriendt tarafından hazırlanmıştı. Hollanda, Temmuz 2021’de, Êzidîlere yönelik soykırımı tanıma kararı aldı.

Devletler düzeyinde, DAİŞ’in Êzidîlere uyguladığı katliamı soykırım olarak tanıyan ülkeler arasında ABD, Fransa, Kanada, Avustralya, İsviçre, İskoçya, Ermenistan, Portekiz ve Lüksemburg yer alıyor.

Ancak devletler düzeyinde alınan bu tanıma kararlarına rağmen, görüştüğümüz NAV-YEK (Almanya Êzidî Dernekleri birliği Merkezi) ve SMJÊ (Siwena Êzidî Kadın Meclisi) temsilcileri, bu kararların sembolik kaldığını ve somut etkilerinin sınırlı olduğunu vurgulayarak; aday tanık bulma, belge arşivleme, tazminat mekanizmaları ve toplumsal adalet gibi pratik uygulamalarda hâlâ eksiklikler olduğuna dikkat çekiyor.

Özetle, Avrupa’da çok sayıda parlamentoda soykırımı tanıma kararı alınmış olsa da BM nezdinde üye devletler düzeyinde benzer bir resmi tanıma kararı bulunmamaktadır. BM tarafından resmi bir soykırım kararı çıkarılmadı. Her ne kadar BM soruşturması UNITAD tarafından yürütülmüş ve delil toplanmış olsa da bugüne kadar uluslararası özel statülü bir mahkeme kurulmadı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından herhangi bir yargılama süreci başlatılmadı.

MAHKEMELER VE YARGILAMALAR

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini düzenleyen Roma Tüzüğü kapsamında, soykırım suçu da yer almaktadır. Tüzüğe göre, “soykırım”, ulusal, etnik, ırki ya da dini bir grubu kısmen veya tamamen yok etmek amacıyla gerçekleştirilen aşağıdaki eylemleri kapsamaktadır:

a) grup üyelerini öldürmek;

b) grup üyelerine ciddi bedensel ya da ussal zarar vermek;

c) fiziksel olarak kısmen ya da tamamen yok etmek kastıyla, grubu ağır yaşam koşullarına maruz bırakmak;

d) grup içinde doğumları önlemeye yönelik tedbirler koymak;

e) grup içindeki çocukları zorla bir başka yere nakletmek.

Soykırım suçunun yargı yetkisi, öncelikli olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM/ICC) aittir. Irak devletinin Roma Statüsü’ne taraf olmaması ve dolayısıyla UCM’nin otomatik yargı yetkisinin olmaması, soykırımı gerçekleştiren DAİŞ’in yargılanmasını engellemiştir.

Ancak hukuken mümkün olmasına rağmen, Irak’ın geçici (ad hoc) bir başvuru yapmaması, yukarıda sıralanan UNITAD, AP, AKPM gibi kurumların soykırım olarak tanımalarına rağmen UCM’nin harekete geçmesini engellemiştir.

Öte yandan, BM kurumu olan UNITAD’ın soykırım olarak nitelendirdiği suçlamaların, BM Güvenlik Konseyi aracılığıyla UCM’ye sevki mümkün olmasına rağmen -Libya ve Sudan örnekleri de bu sürece emsal teşkil etmektedir- siyasi vetolar nedeniyle bu yönde bir gelişme yaşanmamıştır.

Konu kapsamında görüştüğümüz NAV-YEK Eşbaşkanı Sosin Kartal, SMJÊ Sözcüsü Nujiyan Günay ve SMJÊ aktivisti Xanê Agal, uluslararası özel bir mahkeme kurulması gerektiğini vurguladı.

Êzidî sivil toplum kuruluşları tarafından uzun süredir talep edilen ama henüz somutlaşmayan, örneğin Ruanda, Yugoslavya veya Sierra Leone örneklerinde olduğu gibi özel statülü mahkemeler, soykırım suçlarının yargılanması ve adaletin tesisi açısından değerlendirilebilir.

BAZI ÜLKELER EVRENSEL YARGI YETKİSİ KULLANDI

Özellikle Almanya başta olmak üzere, Hollanda, İsveç ve Fransa gibi ülkeler, evrensel yargı ilkesi kapsamında kendi hukuk sistemleri aracılığıyla DAİŞ’in bazı mensuplarını yargıladı. Ancak yargılama süreçlerinde Êzidî sivil toplum kuruluşlarının dışarıda tutulması, delil toplama sürecini zayıflattığı gibi faillerin bulunamamasına yol açmıştır.

Kişi merkezli bu yargılamalarla, bugüne kadar Almanya’da dokuz kişi hakkında hüküm var ve bunlardan üçü doğrudan soykırım suçu kapsamında hükme bağlandı. 

Taha al‑Jumailly (Iraklı DAİŞ üyesi), Kasım 2021’de Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi tarafından, Êzidî soykırımı kapsamında; soykırım, insanlığa karşı suç, savaş suçu ve insan kaçakçılığı suçlarından müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Dava, uluslararası alanda ilgi gördü, çünkü Êzidî soykırımı suçundan hüküm verilen ilk kişi oldu.

Jennifer Wenisch (Alman vatandaşı), Eşi Jumailly ile aynı suça karıştı. Müebbet değil ama insanlığa karşı suçtan ilk aşamada 10 yıl ceza verildi ve daha sonra temyiz sonucu Ağustos 2023’te cezası yükseltilerek 14 yıl oldu; temyiz başvurusu reddedildi. (Mart 2024)

Jalda A. (Alman DAİŞ üyesi), Hamburg’ta Êzidî bir kadına yönelik eylemleri nedeniyle soykırıma iştirak, insanlığa karşı suç ve savaş suçu kapsamında 5 yıl hapse mahkûm edildi. (2022)

Hasna A. adlı Hollandalı kadın, 2015’te Suriye’de Êzidî bir kadını köle olarak alıkoyduğu gerekçesiyle, 10 yıl hapse mahkûm edildi. Bu karar, Hollanda’da Êzidîlere yönelik işlenen soykırım ya da insanlığa karşı suçlar kapsamında verilen ilk hüküm olarak değerlendiriliyor.

İsveç ve Fransa’da da bazı IŞİD üyelerine yönelik insanlığa karşı suç, köleleştirme, cinsel şiddet ve soykırıma iştirak suçlamalarıyla davalar açıldı; bazıları hükümle sonuçlandı, bazıları ise devam ediyor.

MUHATAPLAR: ŞENGAL ÖZERKLİĞİ VE ULUSLARARASI MAHKEME ŞART

Almanya’da örgütlü Federasyona Komelên Êzidiya (Zentralverband der Ezidischen Vereine e.V- NAV-YÊK) Eşbaşkanı Sosin Kartal, Almanya’daki mahkûmiyetleri “yetersiz” olarak değerlendiriyor. Alman yargı makamlarının, soykırımın mağdurları olan Êzidîlerin davalarda gözlemci veya müdahil olmaları yönünde herhangi bir yaklaşımlarının olmadığını belirten Sosin Kartal, Uluslararası Ceza Mahkemesi ya da özel statülü bir soykırım mahkemesi gibi küresel ölçekte daha kapsamlı soruşturma ve cezalandırmaya yönelik beklentisini vurguluyor.

Özellikle NAV-YÊK gibi insan hakları örgütleri, söz konusu mahkeme kararlarının sadece bir başlangıç olduğunu; ama daha fazla mahkeme kararı, tanık koruma ile tazminat mekanizmaları ve bilgi arşivi olmadan gerçek adaletin sağlanamayacağını belirtiyor.

NAV-YEK Eşbaşkanı Sosin Kartal, “Almanya başta olmak üzere 14 devlet Êzidî soykırımını resmi olarak tanımış olmasına rağmen, soykırım mağdurları kamplara gönderiliyor. 11 yıldır Êzidî toplumunun yaraları hâlâ sarılmış değil. Irak’ın da bu soykırımı tanıması ve gereklerini yerine getirmesi gerekir. Örneğin, Şengal’in özerk statüsünü tanımak da buna dahildir. Ancak Şengal hâlâ saldırı ve yeni bir soykırım tehdidi altındadır” ifadelerini kullanıyor.

SMJÊ aktivisti Xanê Agal ise şöyle diyor: “Êzidî soykırımının tanınması, Êzidî halkının öz örgütlülüğünün eseridir. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen soykırıma karşı, başta kadınlar olmak üzere Êzidî toplumu direnmeseydi, belki DAİŞ amacına ulaşacaktı. Bu nedenle öncelikle Êzidî toplumunun örgütlülüğü önemlidir.”

Xanê Agal, soykırımın tanınması ve yargılamalar ilişkin de şunları söyledi: “Soykırım saldırıları her gün üzerimizde sürdürülmektedir. Soykırım saldırılarının son bulması için öncelikle statünün kabul edilmesi gerekir. Statünün kabul edilmesi, Irak’ın reddi anlamına gelmiyor; aksine Irak’ın demokrasi standartlarını da arttıracaktır.

Êzidîler, mevcut yasal düzlemde dillerinin, kültürlerinin, dinlerinin, iradelerinin tanınmasını; kendi kendilerini yönetme hakkını istiyor. Avrupa’da bazı yargılamalar oldu, ancak bu yargılamalarla sadece birkaç kişiyi cezalandırmak, Êzidî toplumunu özne olarak görmemek, soykırım ile yüzleşmemek anlamına gelir.”