‘Dersim’de, özel savaş politikalarına karşı örgütlenmeye ihtiyacımız var’ - IV-

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de yürütülen özel savaş politikalarına karşı, yeni dönemde örgütlenmeye ve bu örgütlülüğü kentin tüm toplumsal dinamiklerine yaymaya ihtiyaç olduğunu vurguladı.

DERSİM İZLENİMLERİ

Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısının ardından başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin çalışmaları devam ediyor. DEM Parti hem Türkiye hem de Kürdistan’da halk toplantılarına devam ederken, aynı zamanda yeni süreci örgütlemeye çalışıyor.

Türk devletinin özel savaş aygıtının en yoğun hissedildiği yerlerden biri olan Dersim’de, DEM Parti halk toplantılarının yanı sıra, kente özgü sorunlarla ilgili de çalışmalar yürütüyor.

Ekolojik yıkımın ve yozlaştırma politikalarının yoğun biçimde yaşandığı Dersim’de, DEM Parti kentin bütün toplumsal dinamikleriyle birlikte çalışmalarını sürdürüyor.

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de yaşananları ve partisinin yürüttüğü çalışmaları ANF’ye değerlendirdi.

‘DERSİM HER ZAMAN DEVLETİN HEDEFİNDEYDİ’

Dersim’de uzun zamandır bir özel savaş uygulaması olduğuna dikkat çeken Ayten Kordu, özellikle Dersim’in muhalif kimliğinden dolayı hedef alındığını belirterek şöyle konuştu:

“Öncelikle, Dersim çok kadim bir coğrafyadır. Cumhuriyet tarihinin inkâr sürecinden, 38 katliamından sonra, devletin hedefinde olan bir yer. Hem Alevi inancının bu kentte var olması hem toplumsal doku olarak muhalif olması ve birçok sol-sosyalist değeri kendinde barındırıyor olması, Dersim’i hedef haline getiriyor.

Dersim hem demokratik ve muhalif kimliğiyle hem Alevi inancıyla hem de sistemle, devletle barışık olmaması nedeniyle birçok sorunu kendi içinde barındıran bir yer. Mücadelenin gelişmesiyle beraber Dersim’de çok ciddi bir direniş hattı oluştu, örgütlenme gelişti. Halk, bu anlamda kendisini var eden toplumsal değerleri çok daha fazla sahiplendi.

Fakat biliyorsunuz, Kürdistan coğrafyasında ve Türkiye’de, genel anlamda her yerde çok ciddi bir özel savaş politikası var. Kültürden eğitime, yaşam biçimine, her taraftan bir özel savaş politikası uygulandı ve çok yönlü olarak sürdürüldü Dersim’de.”

Dersim’de Alevi kültürünün devlet tarafından yedeklenmeye çalışıldığını söyleyen Ayten Kordu, “Alevi kültürünün aşağılanmaya çalışılması, devlet politikalarının Aleviliği bir yedek olarak göstermesi, Hacı Bektaş Kültür Merkezi’ni bir kültür merkezi olarak göstermesi, yaz kamplarıyla beraber imamları getirmesi -ki biliyorsunuz, bu konuda eğitim sistemine kadar direkt girdiler. Dolayısıyla, özellikle Alevilere karşı bir asimilasyon politikasını toplumun her dokusuna işlediler” dedi.

‘GENÇLERİN VE TOPLUMUN ÜZERİNDE YOĞUN BİR BASKI VAR’

Dersim’in 38’den bu yana bitmeyen bir göç süreci içinde olduğunu ve devletin de bu göçü teşvik ettiğini dile getiren Ayten Kordu şöyle devam etti:

“Dersim’in 38’den beri hiç bitmeyen bir göçü var, biliyorsunuz. Bu göç hem Avrupa’ya hem de metropollere dağılmış durumda. Sadece birkaç yıl öncesinde bile buradan Kanada’ya beş bin insan gitti. Toplumda, özellikle gençler arasında çok ciddi bir güvensizlik var. Hem baskı politikaları hem ötekileştirme hem gelecek görmeme. Bundan dolayı da insanlar, ‘Artık burada bir gelecek yok. Biz kendimizi ifade edemiyoruz. En ufak bir şeyden dolayı baskıya maruz kalıyoruz. Zaten işsizlik var’ diyor.

Özel savaş politikası da her anlamda örgütleniyor. İşsizliği çözen bir politika yok. Tarım ve hayvancılık, 90’lardan sonra köylerin boşaltılmasıyla zaten çok azalmıştı. Ondan sonra yürütülen tarım ve ekonomi politikalarının da çok kötü olmasından dolayı burada tarım ve hayvancılık geliştirilemedi. Sanayisi zaten yok.”

‘DEVLETİN, HALKIN KURUMLAŞMASINA YÖNELİK SALDIRILARI VAR’

Dersim’in ekolojik açıdan bir yıkım saldırısı altında olduğunu belirten Ayten Kordu, özellikle devletin kurumlaşmaların önünde engel olduğunu, ne zaman bir kurumlaşma içerisine girilse devletin saldırılarını artırdığına dikkat çekti. Ayten Kordu, sözlerine şöyle sürdürdü:

“Çok ciddi bir şekilde yürütülen maden politikaları var. Bu politikalar sadece doğayı talan etmiyor; kültürel doğamıza da saldırıyor. Bu sorunlar çok uzun süredir var. Bir örgütlenme çalışması da var, ancak iki dönemdir kayyum atanıyor ve bu kayyum, örgütlenmeleri de engelliyor.

Örneğin 2016’da gelen kayyum, Genç-Sen kurumunu kapattı. Yerel dinamiklerin gelişimi önünde sürekli bir engel var. Onun için dinamikler, kendilerini örgütleyen, kendi sorunlarını çözen ve belediyelerde bunun kurumlarını oluşturan bir duruma girmiyor. Genel anlamda devletin kurumsallaşmaya dönük sürekli bir baskısı var. En ufak bir örgütlenmeye hemen müdahale eden, onu terörize eden ve cezalandıran bir yaklaşım var.

Son süreçte çıkan yaralama olayları, kentte bir süredir uyuşturucunun çok ciddi şekilde yaygınlaşmasıyla ilgili bir şey. Burada çok çeşitli çeteler yok. Burası, mobeselerle izlenen, güvenlik önlemi adı altında, bize, muhalif kesime dönük bir yer.

Böyle bir yerde uyuşturucunun yaygınlaştırılmasını, emniyetin politikalarından bağımsız ele alamayız. Bilinçli bir şekilde gençliğin apolitikleştirildiği bir süreç yasadık. Belli bir yaş grubundaki gençler, kendilerine alan bulamadıklarından yaratılmak istenen güç odakları içerisinde yer alıyor. Bir çeteci anlayışın burada kendini var etmeye çalıştığını biliyoruz. Yakın zamanda kentin tüm dinamikleriyle bir yürüyüş yaptık.”

‘ÖRGÜTLENMEYE VE KENDİ KURUMSAL ARAÇLARIMIZI YARATMAYA İHTİYACIMIZ VAR’

Özel savaş politikalarına karşı yeni dönemde örgütlenmeye ve bu örgütlülüğü kentin tüm toplumsal dinamiklerine yaymaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Ayten Kordu, şunları söyledi:

“Toplum burada yürütülmek istenen özel savaş politikalarını da göz yumulduğunu da biliyor. Toplumun kentin demokratik dinamiklerden beklentisi var. Önümüzde yeni bir süreç var. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bütün toplumsal dinamiklere sunduğu perspektifler var. Bu perspektifleri önümüze koymamız gerekiyor. Kentlerimizde ortak aklı ortaya çıkarmamız gerekiyor. DEM Parti olarak bu hattı büyütmemiz gerektiğinin farkındayız. Bu sorun, demokratik anlamda toplumun örgütlenmesi, kurumlarını yaratması ve mücadelesini oradan yükseltmesiyle çözülecektir.

Buna ilişkin olarak, kendi örgütlenmemizle beraber, onun kurumsal araçlarını da yaratmamız gerekiyor. Bu hattan örgütlenerek, özel savaş politikalarının toplumumuzun toplumsal hafızasına, doğasına, kimliğine, kültürüne, diline ve kadına yönelik uyguladığı politikaları, toplumla daha fazla paylaşmalıyız.

Daha fazla örgütlenerek, mahalle meclislerimizi ve komünlerimizi kurmamız, oralarda bu hafızamızı yeniden canlı ver diri tutup örgütlenmeyi sağlamamız gerekiyor.”

BİTTİ