Kanay: Kürdistan coğrafyası bilinçli bir şekilde talan ediliyor
Kürdistan coğrafyası doğa yıkımının bilinçli bir şekilde talan edildiğine dikkat çeken Ekoloji Aktivisti Zeki Kanay, "Bu coğrafyayı insansızlaştırılmak istiyorlar" dedi.
Kürdistan coğrafyası doğa yıkımının bilinçli bir şekilde talan edildiğine dikkat çeken Ekoloji Aktivisti Zeki Kanay, "Bu coğrafyayı insansızlaştırılmak istiyorlar" dedi.
Doğa katliamı her geçen gün büyüyerek devam ediyor. Doğa katliamının yaşandığı bölgelerin en başında Kürdistan geliyor. Devletin güvenlikçi politikaları ekseninde gerçekleşen doğa yıkımı, barajlar, hidroelektrik santraller, termik santraller, kalekollar, güvenlik kuleleri, madencilik, orman yangınları ile sürdürülüyor. Bu durum bölgenin ekolojik, ekonomik ve sosyal yapısını ciddi şekilde etkiledi, etkilemeye de devam ediyor. Bu projeler, yalnızca doğal kaynakların kullanımı açısından değil, aynı zamanda Kürt halkına yönelik özel savaş politikası olarak da hayata geçiriliyor.
Kürdistan’da doğa yıkımının yaratmış olduğu tahribata dair ANF'ye konuşan Ekoloji Aktivisti Zeki Kanay, şunları aktardı:
"Vahşi kapitalizmin son yıllarda dünya genelinde egemen hale gelmesi ve uygulanan özel savaş yöntemleri, bu coğrafyayı kıskaca aldı. Savaşlar her zaman bu bölgeyi hedef aldı. Çünkü bu topraklar bereketlidir. Burada yaşayan insanlar, tarım sayesinde kendilerine yetecek ürünler yetiştiriyordu.
Bugün ise bu coğrafyada yaşayan insanların köyleri boşaltıldı. Bu toprakları insansızlaştırmak için büyük bir çaba gösterildi. Bir baraj ya da HES yapıldığında yalnızca köylüler yerlerinden edilmiyor; orada yaşayan tüm canlıların ekosistemi de tahrip ediliyor. İnsanların binlerce yıldır hafızalarını yerleştirdikleri, yerleşik hayata geçtikleri, üretim yaptıkları toprağı, taşı ve ağacıyla olan bağları koparılmak isteniyor; bu hafıza silinmek isteniyor.
Talanın bir diğer nedeni ise suyu metalaştırmak istemeleridir. Aynı zamanda bu coğrafyayı parçalara ayırmak, birbirinden koparmak istiyorlar. Farklı bölge ve yerleşim alanlarının arasına su bentleri yaparak insanları birbirinden izole etmeye ve iletişimi kesmeye çalışıyorlar.
En önemlisi, tüm bunların hiçbirinin asıl amacı elektrik üretimi değil. Dicle Nehri'nin geçtiği bölgelerde HES yapılmayan yer kalmadı. En son Sarım Havzası’nda bir baraj yapılması planlanıyordu, ancak mahkeme kararıyla şu anlık durduruldu. Yine de coğrafyamızda baraj tehdidi hâlâ devam ediyor."
MADDEN ARAMALARIYLA TAHRİBAT FARKLI BİR BOYUT KAZANDI
Maden aramalarıyla birlikte Kürdistan’daki doğa tahribatının yeni bir boyut kazandığını belirten Zeki Kanay, şunları söyledi:
"Kürdistan coğrafyasında baraj ve HES projeleriyle yürütülen doğa talanı artık sona yaklaşmış durumda. Ancak şu anda daha büyük tehlikelerle karşı karşıyayız. Doğa tahribatı, özellikle petrol ve maden arama girişimleri nedeniyle farklı bir boyuta taşındı.
Maden aramaları sonucunda bugün onlarca köy tehdit altında. Köylülerin rızası alınmadan topraklarına el konuluyor, bu topraklar şirketlere peşkeş çekiliyor. Halk bu duruma tepki gösteriyor, ancak şirketler neredeyse devletleşmiş durumda. Türkiye'de ve Kürdistan coğrafyasında maden faaliyetleri, doğaya ve insana hiçbir saygı gözetmeksizin vahşice sürdürülüyor."
ÖRGÜTLENMEK ÖNEMLİ
Doğa katliamına dair örgütlenmenin önemine dikkat çeken Kanay, "Kürdistan halkı, tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan bir halktı. Zaten 1990’lı yıllarda yaklaşık 3 bin köy boşaltıldı, kırsal alan neredeyse tamamen yok edildi. Ancak son dönemde yaşanan ekonomik kriz nedeniyle insanlar yeniden köylere dönmeye başladı. Bu dönüşler kırsal yaşamı canlandırdı. Şimdi ise bu canlanmayı yeniden bastırmak, köylüleri bir kez daha yerlerinden etmek istiyorlar. Buna karşı tepkimizi her zaman ve her yerde ortaya koymalıyız. Başta sivil toplum örgütleri olmak üzere, herkesin ortak bir çatı altında toplanarak örgütlenmesi ve bu doğa katliamına karşı durması gerekiyor" ifadelerini kullandı.