Tarihin yükü, geleceğin sözü: 15 Ağustos

Ey yoldaşlar! Savaş meydanlarında tereddütsüz yürüyenler! Her adımınız sadece askeri bir taktik değil, bir halkın onur yürüyüşüdür. Bu yüzden direnişinizin karşılığı yalnızca bir savaşın sonucu değil; yeni bir toplumun, yeni bir yaşamın inşasıdır.

Ey onurlu halkımız, direnişle büyüyen dağların çocukları!
Bugün 15 Ağustos…
Zulme karşı başkaldırının günü. Toprağa düşen ilk kıvılcımın alev olup büyüdüğü, Mazlum’un zindanlarda yaktığı meşale ile Egîd’in Botan’da tutuşturduğu isyan ateşinin birleştiği gün. Kürt halkının tarih sahnesine geri dönüp bir daha asla boyun eğmeyeceğini haykırdığı gündür bu.

Ne unutur bu halk ne de unutturur!
Karartılan köylerimizi, yasaklanan dilimizi, yas tutarken bile türkü söyleyen analarımızı… Çocuk yaşta dağa mektup yollayan yüreklerimizi…

15 Ağustos bir çağrıdır:
Korkuya karşı cesaretin, inkara karşı kimliğin, teslimiyete karşı özgürlüğün çağrısı.
Bir gerilla grubunun eylemiyle başlayan bu mücadele, bir halkın sel olup akmasına dönüştü. Dağlar dile geldi, nehirler çağladı, halkımız kendi kaderinin öznesi oldu.

Ey halkımız!
Biz bugün burada bir kez daha söz veriyoruz: Direnişin emanetini yere düşürmeyeceğiz. Şehitlerin adını unutmayacağız. Bu bayramı sadece anmayacak, her gün yeniden var edeceğiz.

15 Ağustos sadece bir gün değil; ruhtur, diriliştir, bir yaşam biçimidir.
Ve biz bu ruhla yürüyecek, bu inançla yarınlarımızı kuracağız.

15 Ağustos yalnızca Kürt halkının değil, bu coğrafyada ezilen tüm halkların, sömürüye, ataerkilliğe, inkâra maruz kalan herkesin diriliş bayramıdır.
Çünkü bu isyan, yalnızca bir etnik varoluşun çığlığı değil; özgürlüğün evrensel dilidir.
Arap’tan Asuri’ye, Ermeni’den Türk’e, Laz’dan Çerkes’e… Bu dağların eteklerinde yaşayan her halk, bu mücadelede kendi sesi, kendi rengi, kendi onuru ve özgürlüğü ile buluşmuştur.

15 Ağustos, halkların kardeşliğinin yeniden inşasıdır.
Ulusların değil, halkların yoldaşlığında filizlenen yeni yaşamdır.

Ve bu büyük dirilişin en ön saflarında kadınlar vardı.
Erkek egemen sisteme karşı ilk silah, zulme karşı ilk söz, özgür yaşama doğru ilk adım kadınlardan geldi.
Evde suskun olan ses, dağlarda komutan oldu. Sistemin “söz hakkı yok” dediği kadın, yeni yaşamın ideolojik öncüsü haline geldi.

“Kadının özgürleşmediği bir toplum özgür değildir.”
Bu hakikat, ilk kez 15 Ağustos’ta bu kadar güçlü haykırıldı.

15 Ağustos, yalnızca askeri bir hamle değil; toplumsal devrimin ilk atılımıdır.
Bu topraklarda zulme karşı yanan her yürek, adaletsizliğe karşı sıkılan bir yumruktur.
Ve bu topraklarda nefes alan tüm kadınlar ve halklar, bu dirilişin mirasçılarıdır.

15 Ağustos, umudun yeşerdiği yeni bir yaşamın adıdır.

Ey halklarımız!
Gelin bu mücadeleyi büyütelim.
Dili yasaklananla, kimliği inkâr edilenle, toprağı elinden alınanla, kimliği görmezden gelinenle omuz omuza yürüyelim.

Kadın-erkek eşitliğinin esas alındığı, halkların kardeşçe yaşadığı, doğanın kutsandığı, özgürlüğün bayraklaştığı bir yaşam mümkündür.
Bu mümkünatın adı: Direniş. Bu mümkünatın özü: Umut.
Ve bu umudun tarihi: 15 Ağustos.

Ey halkımız! Ey bu coğrafyanın yüreği!
Bedeli ağır ama onurlu bir dirilişin taşıyıcıları!

Siz ki yasaklara rağmen dilinizi konuştunuz, sürgünlere rağmen toprağınızı terk etmediniz.
Her kuşatmayı direnişe çevirdiniz.
Unutmayın: Bu mücadele sizinle başladı, sizinle zafere ulaşacak.

Bir halk kendi varlığına sahip çıktığında, hiçbir güç onu tarih sahnesinden silemez.
Tarlada büyüyen buğday başağı da, şehit mezarı başında yükselen ağıt da bu halkın tükenmeyen gücünün işaretidir.

Ey dağların yiğit evlatları, onurunu silahına yüklemiş gerillalar!
Sizler bu halkın umudu oldunuz.
Karanlıkta ilk adımı atan sizlerdiniz.
Ve bu yüzden tarih sizinle konuşacak!

Her adımınızda bir halk yürüyor.
Her bakışınızda bir gelecek büyüyor.
Siz yalnızca bir savaşın değil, bir yaşam biçiminin taşıyıcılarısınız.

Özgürlüğü sadece istemekle kalmadınız; ona ulaşmanın yolunu da gösterdiniz.
Ve bugün, sizlere bir kez daha söz veriyoruz: Mücadelenizi büyüteceğiz, adınızı gelecek nesillere onurla aktaracağız!

Ey dünya halkları!
Yüreği adaletten yana çarpanlar!
Zulme karşı susmayanlar!

Biliniz ki bu mücadele yalnızca Kürt halkının değil, tüm insanlığın özgürlük mücadelesidir.
Burada yükselen ses; kapitalist modernitenin yalanlarına, devletsiz halkların yok sayılmasına, kadın iradesinin bastırılmasına karşı bir insanlık çığlığıdır.

Buradan dünyaya bir çağrı yükseliyor:
Sessizlik tarafsızlık değil, suç ortaklığıdır!
Direniş ise bir halkın meşru hakkıdır.

Biz sınırlarla bölünmüş halkların değil, vicdanla birleşmiş yüreklerin dünyasını istiyoruz.
Ve biliyoruz ki bu dünyayı ancak dayanışma, mücadele ve ortak gelecek inancı ile kurabiliriz.

Son sözümüz, ilk sözümüzdür:
Bu mücadele halklarındır.
Bu bayram direnenlerindir.
Ve gelecek, özgürlüğe inananlarındır!

Tarihin yükü, geleceğin sözüdür.
15 Ağustos’un ışıyan anısı önünde toplanmışken biliyoruz ki bu yalnızca bir anma değil; tarih, halklar ve şehitler karşısında verilmiş bir sözdür.

Bu mücadele, yalnızca silahlı bir direnişin değil, bir halkın kendi geleceğini eline alma iradesinin tarihidir.
Ve bu irade; dağlarda silah tutan gerillanın duruşunda, ovadan yükselen halkların sesinde vardır.

Askeri disiplinin vakarını taşıyan komutanlar, yoldaşına siper olan gerillalar, sokakta, okulda, tarlada direnen halklar…
Sizler aynı zincirin halkalarısınız.
Bu zincir özgürlüğe bağlanır, adaletle örülür ve ancak birlikle tamamlanır.

Ey yoldaşlar!
Savaş meydanlarında tereddütsüz yürüyenler!
Her adımınız sadece askeri bir taktik değil, bir halkın onur yürüyüşüdür.
Siper kazarken düşündüğünüz şey yalnızca mevzi değil; geleceği savunmaktır.

Bu yüzden direnişinizin karşılığı yalnızca bir savaşın sonucu değil; yeni bir toplumun, yeni bir yaşamın inşasıdır.
Biz bu hakikatin tanığıyız.
Ve bu tanıklık yalnızca sözle değil, eylemle anlam kazanır.

Ey kamuoyu!
Ey bu sesi duyan kadın, genç, emekçi, aydın, anne, baba!

Bu topraklarda süren direniş sizin içindir.
Nefes alabildiğiniz bir gelecek içindir.
Gözünüzü kapatmayın, kulağınızı tıkamayın.

Çünkü hiçbir hak sessizce verilmez.
Hiçbir halk lütufla özgürleşmez.
Özgürlük; bedelle, bilinçle ve birlikte yürüyerek kazanılır.

Bugün bu meydanlardan yalnızca silah sesleri değil; bir halkın haykırışı, halkların çağrısı, bir kadın yaşam devrimi yükseliyor.

Son olarak diyoruz ki:
15 Ağustos, sadece geçmişi anmak değil; bugünü kuşanmak ve yarını yaratmaktır!

Bu direnişin meşalesini taşıyan herkese;
Dağda, ovada, şehirde, sürgünde, zindanda…
Ve dünyanın neresinde olursa olsun, yüreği ezilen halklarla atan herkese sesleniyoruz:

Gelin, birlikte yürüyelim!
Gelin, tarihi birlikte yeniden yazalım!

Çünkü bizim için özgürlük sadece bir hak değil;
Bir yaşam biçimi, bir onur meselesidir.