Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada güncel gelişmeleri değerlendirdi.
Japonya'da gözaltına alındığı sırada yaşamını yitiren Sanatçı Murat Çiçek'i anarak konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, Japonya Hükümeti'ni konuya dair kamuoyuna açıklama yapmaya çağırdı.
İktidar yetkililerini de eleştiren Tülay Hatimoğulları, kamuoyunun Japonya ve Türkiyeli yetkilileri yaşananları araştırmaya ve açıklama yapmaya davet etti. Tülay Hatimoğulları, DEM Parti olarak yaşananlara ilişkin araştırmalarını sürdüreceklerini ve dosyanın peşini bırakmayacaklarını ifade ederek, Murat Çiçek'in ailesi ve sevenlerine başsağlığı diledi.
Riha’nın Kaniya Xezalan (Akçakale) ilçesine bağlı Zoncuk köyünü ziyaret ettiklerini söylerken, şöyle konuştu:
"Köyde çok sayıda kadınla, çevre köylerden gelen Araplarla, Kürtlerle toplantı gerçekleştirdik. Birçok kentimiz gibi Urfa'da çok dertli. Urfa'da eğitim dert, sağlık dert, tarım bambaşka bir dert.”
NATO ZİRVESİ
Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi sonrası yaşananlara da dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, "Bu zirve Soğuk Savaş sonrası kurulan istikrar, işbirliği ve kurallara dayalı olduğu söylenen düzenin çatırdadığı bir dönemde toplandı” diyerek, Ukayna’dan Gazze ve İran’a kadar yaşanan savaşları hatırlattı.
NATO zirvesinde Ankara'da yaşanan baskıların bir kez daha Ankara'yı sınıfta bıraktığını kaydeden Tülay Hatimoğulları, “Dünya ve bölgede güvenlik tartışmalarının silaha kilitlendiği bir haftada Türkiye kendi yakın tarihinin en ağır yüzleşme günlerini art arda yaşadı. Dün Zilan katliamının 96'ncı yılıydı” diye hatırlattı.
14 TEMMUZ DİRENİŞİ
Tülay Hatimoğulları, şöyle devam etti: “Bugün 14 Temmuz Amed zindanlarının direnişinin yıldönümü. Geçen haftaysa PKK'nin silahları yaktığı 11 Temmuz'un birinci yılını geride bıraktık. Bu tarihler birbirlerinden bağımsız değil. Hepsi aynı meseleye işaret ediyor. İnkar ile demokrasi, çatışmayla barış arasındaki 100 yıllık mücadele. Zilan Deresi'nde binlerce Kürt, kadın, çocuk, yaşlı demeden katledildi. Yalnızca canlar alınmadı. Bir halkın hafızası yok edilmek istendi. Ardından 96 yıl geçti ama hala gerçekler açığa çıkarılmadı. Bir yüzleşme sağlanmadı. Adalet yerini zaten hiç bulmadı.
Yıllar sonra aynı inkarcı anlayış Diyarbakır Cezaevi'nde işkenceyle sürdü. Ancak orada tarihe kazınan yalnızca zulüm olmadı. Kemal Pirlerin, Hayri Durmuşların, Akif Yılmazların, Ali Çiçeklerin öncülüğünde yükselen 14 Temmuz direnişi insan onurunun en ağır baskı altında bile teslim alınamayacağını gösterdi. Ben buradan Zilan'da yitirdiklerimizi, 14 Temmuz'da direnerek hayatını kaybeden bütün devrimcileri ve yurtseverleri saygıyla, minnetle anıyorum.
BARIŞ VE DEMOKRATİK ÇÖZÜM SÜRECİ
11 Temmuz'da Süleymaniye'de silahlar yakıldı. Türkiye'de kalıcı barışı konuşmak için gerçekten tarihi bir fırsat doğdu. O ateş siyasetin, diyaloğun, demokratik çözüm iradesinin önünü aydınlattı. Tarih bazen bir kareye sığar. Tam da o karelerden birine biz Süleymaniye'de geçtiğimiz yıl 11 Temmuz tarihinde tanıklık ettik. Şimdi sıra bu süreci hukuka, Meclis iradesine, kalıcı barışın güvencesi olacak yasal zemine dönüştürmekte. Defalarca söyledik; barış tek başına silahların susması değil, hukuku kurdukça barış gerçekten barış olur. 22 Ekim girişiminde ve 27 Şubat'taki tarihi çağrıdan bu yana söylenen temel söz hiç değişmedi. Hukuk, kalıcı bir çözümün zemini hukuk olmalı ve teminatı da yasa olmalı. Bu nedenle kamuoyunun büyük bir merakla beklediği çerçeve yasa artık çıkmalı.
Yüz yıllık bir meseleyi tek bir yasayla çözemeyeceğimizin hepimiz farkındayız. Ancak ilk düğmeyi doğru iliklemek zorundayız. Çünkü yanlış iliklenen ilk düğme, geri kalan her düğmeyi yanlış hale getirir. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim. Temmuz'da çerçeve yasayı çıkaralım. 1 Ekim'de Meclis açıldığında bu kök yasayı güçlendirecek demokrasi ve özgürlüklerin önünü açacak düzenlemeleri bir bir hayata geçirelim. Farklı düşündüğümüz noktalar olabilir. Bunları müzakereyle ve ortak akılla pekala çözebiliriz. İşte tam burada siyaset kurumunun tamamına, ülkemizin yüklemiş olduğu görev ve sorumlulukları yerine getirelim. Kimse kendi sorumluluğundan kaçmamalı, kimse izleyici pozisyon fonksiyonunda olmamalı.
DÖRT TEMEL BAŞLIK ERTELENEMEZ
DEM Parti olarak dört temel başlığın artık ertelenemeyeceğini düşünüyoruz. Bu başlıklarımız sırasıyla şöyle; birincisi kapsayıcı bir kök yasa. Barışın hukuku tarafların iradesini ve muhataplığını tanıyan bir zeminde kurulmalıdır. O gelir, bu gelmez tartışması olmamalı. Kategoriler olmamalı. Barışın kapısından herkes tereddüt etmeden rahatlıkla geçebilmeli. İkincisi, Meclis Komisyonu'nun raporlarında da yer aldığı gibi kayyum anlayışı son bulmalı. AİHM ve AYM kararları uygulanmalı ve seçilmiş irade tam anlamıyla güvence altına alınmalı. Üçüncüsü, demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalı. Adliye koridorlarıyla, cezaevleriyle değil siyasetle konuşan bir Türkiye'ye dönüşmeli. İnsanın varlığı ve barış içindeki ortak yaşamı gerçekten son derece önemsenmeli ve bunu merkezimize alarak bizler çalışmaları yürütmeliyiz. Dördüncüsü Sayın Abdullah Öcalan'ın iletişim ve çalışma koşullarının demokratik çözümün ihtiyaçlarına uygun özgür bir biçimde düzenlenmesi.
ABDULLAH ÖCALAN ÖZGÜR ÇALIŞMALI
Yaklaşık 50 yıldır devam eden savaş ve çatışmalar sürecinde herkesin yüreğinde derin bir yara var. Şimdi bu yaraları derinleştirme değil iyileştirme zamanı. Sayın Öcalan Türkiye çözümünden ve bu yaraları iyileştirmekten yanadır. Ortak yaşamdan yanadır ve özgür çalışabilirse bu yaraları sarma konusunda çok önemli bir rol üstlenecektir. Toplumla rahatça konuşabilen, düşüncelerini özgürce paylaşabilen, çözüm perspektifini anlatabilen bir Öcalan'dır. Kürt halkının ve tüm Türkiye'nin önünü açar. Bu sürecin muhataplarına sesleniyorum. Hiçbir çözüm sürecinde yüzde 100 bir mutabakat olmaz. Olmasını da bekleyemeyiz zaten. Ancak hepimizin üzerinde birleşmesi gereken bir tek ilke var; sorunlar konuşularak, diyalogla, müzakereyle ve buna uygun olarak atılacak somut adımlarla ve pratikle çözülür.
SİYASİ CESARET GÖSTERİN, ERTELEMEYİN
Ekranlarda, kürsülerde, siyasetin kendi dilinde hala ötekileştirici hala kışkırtıcı bir üslup var. Hakir gören, çözümsüzlüğü dayatan bir dil var. Bu barış üretmez. Bu mevcudu sürdürür sadece. Bizse barışı üretecek bir dille konuşmak zorundayız. Bakın ülkenin 86 milyon yurttaşı kimliğiyle, diliyle, inancıyla, kültürüyle eşit ve onurlu bir yaşam hakkına sahip olmalı. Kürtlerin kimlikleriyle yaşama ve örgütlenme hakları vardır. Ve buradan iktidara sesleniyoruz. PKK'nin aldığı tarihi kararların sonuçlarını hayata geçirecek bir hukuk için elinizi çabuk tutun. Barışın gerektirdiği siyasi cesareti gösterin. Yasayı daraltmayın. Daha fazla ertelemeyin ve bu özel düzenlemeyi bir oldu bittiye getirmeyin.
BARIŞ KİMSENİN MÜLKÜ DEĞİLDİR
Buradan yine muhalefete sesleniyoruz; barış hiçbir partinin mülkü değildir. Demokrasiye inanan herkesin ama herkesin ortak sorumluluğudur. Bu mesele başka bir bahara ertelendikçe sadece Kürt meselesi büyümüyor. Türkiye'nin demokrasi, Kürt sorunu derinleşir, büyür ve demokrasi açığı daha da büyür. Sivil topluma, emekçilere, emeklilere, kadınlara, gençlere, gazetecilere, aydınlara, yazarlara, sanatçılara, inanç topluluklarına seslenmek istiyorum. Barış sadece Kürtlerin meselesi değildir. Türkiye halklarının, Ortadoğu'nun, savaştan yorulmuş olan bu coğrafyanın tamamının ortak sorunudur. Bu konuda bizler, sadece izleyen, 'Hele bekleyelim, bakalım ne olacak?' diyen pozisyondan çıkmalıyız. Barışı hep birlikte daha güçlü sahiplenmeliyiz. Barışı daha güçlü sahiplenmeliyiz ki bu iktidar ve devlet daha çok adım atsın. 11 Temmuz'da bakın silahlar yakıldı. O ateşten geriye sadece kül kalmasın. O ateşten hukuk dolsun, kardeşlik doğsun, barış doğsun, ortak yaşam dolsun.
ADIM ATILMALI
Bunun koşulları hazır. Bunun koşullarının ilerletilmesi lazım. Adım atılması lazım bunun için. Gelin bu aşamada sürecin hukuki zemine kavuşmasının gecikmelerine son verelim. Bu süreçte yaşanabilecek gecikmelerden kaynaklanan bu yasayı başka bahara da bırakırsak; bir şey olmaz diyen anlayış ve iktidar yaşanabilecek tıkanıklıkların siyasi sorumluluğunu halka anlatmak zorundadır. İktidar atmadığı her adımın gerekçesini topluma açıklamakla yükümlüdür. DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de bizler barışın toplumsallaşması için daha fazla çalışacağız. Büyük bir sabırla, kararlılıkla ve dirayetle barış etrafında kenetlenerek bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biz barışa yürekten inanıyoruz.
BARIŞÇIL VE DEMOKRATİK YÖNTEMLERLE ÇÖZÜLMELİ
Türkiye'de barışın Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmesinin koşullarının fazlasıyla olgunlaştığının farkındayız. Bunun mevcut olan devlet ve iktidar anlayışı tarafında tarafından da böyle görülmesi gerektiğinin altını bir kez daha çiziyoruz. Daha çok kan atmasın. Daha fazla anneler ağlamasın. Daha fazla bu topraklara insan kanı karışmasın. Ortadoğu coğrafyasında petrolden çok daha çok insan kanı var o topraklarda. Artık yeter ve barışı tesis etmek için ortada bir engel yok. Artık Sözden ve niyetten çıkarıp pratik adım atılmalı ve Meclis bu dönemde kapanmadan mutlaka ve mutlaka bir saat dahi beklemeksizin üzerinde mutabık olunacak bir çerçeve yasa parlamentoya gelmeli.”