Kürdistan’da “güvenlik” gerekçesiyle yasaklı birçok yayla ve dağlık alan bulunuyor. Özellikle Şirnex, Colemêrg, Wan ve Serhed’de yer alan bölgeler, sivil halkın girişine kapatılırken, birçok yayla da yıllardır Koçerlerin girişine yasaklanarak askeri bölge ilan edildi. Yaylaların yanı sıra, 90’lı yıllarda boşaltılan birçok köye de bu yasaklar nedeniyle geri dönüş yapılamıyor. “Güvenlik” gerekçesiyle sistematik hale getirilen bu yasaklardan dolayı köylüler ne dağlara ot toplamaya gidebiliyor ne de hayvanlarını otlatabiliyor.
Bu yasakların yoğun olarak yaşandığı yerlerden biri de Şirnex’in Elkê ilçesi. Dört dağ arasında bulunan Melesa köyü sakinlerinden 56 yaşındaki Güllü Şeker, köylerinin açık bir cezaevine dönüştüğüne dikkat çekerek, yasakların son bulmasını talep etti. Yasaklar nedeniyle hiçbir iş yapamadıklarını belirten Güllü Şeker, “Barış diyorlarsa, bu karakolları ve askerleri buradan çeksinler” dedi.
90’lı yıllarda köyleri yakılan ve ağır baskılara maruz kalan Güllü Şeker, yaşadıkları zulmü ve bugünkü hak ihlallerini anlattı.
90’lı yıllarda yaşadıkları zorunlu göçü, baskıları ve bugüne kadar devam eden yasakları anlatan Güllü Şeker, barışın ancak karşılıklı adımlarla sağlanabileceğini belirterek, “Biz bu süreçte çok şey yaşadık. 90’lı yıllarda köylerimiz yakıldı. Köyümüzden ayrılmak zorunda kaldık, sonra yeniden döndük. O dönemlerde evlerimiz sürekli basılıyordu. Neredeyse her gün evimize gelip bir kişiyi alıp götürüyorlardı. Bizim gibi aileler çok zorluk çekti, çok baskı gördü.
Ailemizde çok sayıda tutuklu ve şehit var. Hala tutsak yakınlarımız var. Ben o dönemlerde zulme asla sessiz kalmadım. Köyümüz basıldığında eşimi gözaltına aldılar. Ben de köydeki bütün kadınları toplayıp köyden ilçe merkezine kadar yürüyerek karakola gittim. O zaman bana ‘nasıl korkmazsın’ diyorlardı. Ama ben korkmadım. Ne dün korktum ne bugün korkuyorum” dedi.
NE YAYLAYA ÇIKABİLİYORUZ, NE OT TOPLAYABİLİYORUZ
Güllü Şeker, köylerinde hâlâ askerlerin ve korucuların varlık gösterdiğini, bu nedenle insanların günlük hayatını sürdüremediğini dile getirdi: “Bugün köyümüzün dört bir yanında askerler ve karakollar var. İnsanlar rahatça evlerinden çıkıp bostanına bile gidemiyor. Ot toplamaya gittiğimizde yarı yoldan geri döndürülüyoruz. Yasak olmamasına rağmen dağlara doğru yola çıktığımızda, uyarılıp geri çevriliyoruz. Kendi topraklarımızda adeta cezaevinde yaşıyoruz. ‘Bizde silah yok’ diyoruz ama yine de izin vermiyorlar.”
Geçim kaynaklarının yok edilmesine de değinen Güllü Şeker, yasakların yaşamlarını daha da zorlaştırdığını vurgulayarak, “Bu dağlar, bu otlar bizim geçim kaynağımız. Yaylalarımız yasak olduğu için yaylaya çıkamıyoruz. Şimdi de ot toplamamızı yasakladılar. Topladığımız otları satarak geçimimizi sağlıyoruz. Bu yasaklarla birlikte geçim kaynaklarımızı da elimizden alıyorlar. Ne hayvan besleyebiliyoruz ne dağlara çıkabiliyoruz. Şimdi de ağaçlarımızı kesmek istiyorlar. Yasaklar yüzünden ne geçinebiliyoruz ne de bir işte çalışabiliyoruz. Burada insanların çalışabileceği bir iş alanı da yok. Bu dağların her yerini yasakladılar” diye konuştu.
BU YASAKLAR SONA ERSİN
Barış çağrılarının samimi olabilmesi için baskıların son bulması gerektiğini belirten Güllü Şeker, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Biz kendi başımıza bu topraklarda yaşamak istiyoruz. Beraber yaşayalım ama özgür ve eşit olalım. Barış istiyoruz; kimsenin ölmesini, kimsenin kanının akmasını istemiyoruz. Ama barış tek taraflı olmaz, birlikte ve yan yana olur. Barış diyorlarsa, askerlerini ve korucularını bu topraklardan çeksinler. Bu topraklar bizim, bu evler bizim. Ne olursa olsun burada kalmaya ve direnmeye devam edeceğiz.”