Temmuz 1996 tarihinde Amed’de tutuklanan ve 30 yılın ardından Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edilen Besiye Özer, cezaevinde geçirdiği yılları, yaşadığı sağlık sorunlarını ve tahliyesinin ardından yaşadığı duyguları anlattı. Sırasıyla Amed, Midyat ve son olarak Gebze’deki cezaevlerinde kalan Besiye Özer, baş ve kalp rahatsızlıklarının yanı sıra anemi (kansızlık) sorunu yaşadı. 2017 yılında Kocaeli Hastanesi’nde rahim ameliyatı geçiren Özer, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hasta tutsaklar listesinde de yer aldı.
Cezaevinde geçirdiği 30 yılı değerlendiren Besiye Özer, tutuklandığında henüz 20 yaşında olduğunu belirterek, bu süreç boyunca birçok hikâyeye tanıklık ettiklerini ve cezaevlerinin hafızasının bu hikâyelerle oluştuğunu söyledi. Yaşanan süreçte 30 yıl boyunca tanık olduğu sistematik saldırı politikalarına da dikkat çeken Besiye Özer, devam eden sürece dair ise “Umudumuz sürüyor” yorumunda bulundu. Yıllardır görmediği annesine sarılarak verdiği röportajında bütün tutsakların sevdiklerine sarılması ve hasret gidermesi hakkının ellerinden alınmaması çağrısında bulunan Özer, “Herkesin çözümden yana olması gerekiyor” sözleri ile sürece dair somut adım atmayan iktidarı eleştirdi.
Besiye Özer konuşmasına şu sözlerle başladı: “Bu süreçte 3 cezaevi değiştirdim. Çok genç yaşta henüz 20 yaşındayken tutuklandım. Biz o süreçte tabii her şeyi göze alarak çalışmalara katılmıştık. Çok gençtik, cezaevi ya da ölümü çok düşünmüyorduk. Bu süreçten önce de gözaltına alındığım olmuştu, ancak bu 30 yıl en uzunu oldu. Bu sürece dair çok şey söylenir. Çok arkadaş tanıdık, çok hikâye dinledik, en önemlisi kendi hikâyemizi gördük. Bu noktada cezaevi hikâyelerle dolu bir alan diyebiliriz. Bizim için de tarih olan şey bu hikâyeler, zindan tarihi de bu hikâyelerle bugüne geldi.”
SALDIRILAR BİZİ DAHA DİNÇ TUTTU
Kadın tutsak, cezaevinde bulundukları süre boyunca dışarıyla bağlarını hiç koparmadıklarını, maruz kaldıkları baskılara rağmen mücadele kararlılıklarını koruduklarını ifade etti.
“Bu süreçte dışarı ile bağlantımız hiç kopmadı. Her daim serhildan ve mücadele kararlılığı ile günlerimizi geçirdik. Ruhen hiç bağlantımızı koparmadık. 30 yılda çok baskı, çok zorluk da gördük. Bu süreçte cezaevlerinin baskıları da hiç dinmedi. Bu baskılara karşı bizlerin mücadelesi, kararlılığı da her daim devam etti. Her an tetikteydik. Bu saldırılar bizi hiçbir zaman yıldırmadı, tam tersine moralimizi ve mücadelemizi daha da dinç tuttu. Tek tük saldırılardan bahsedemeyiz çünkü sistematik bir durum vardı. 90’lı yıllarda nasıl baskı ve işkenceler varsa bu süreçte de aynı şeyler vardı. Bu işkence konsepti bu süreçte hiç değişmedi.”
EN ÇOK ANILARIMIN OLDUĞU ZAMANI ÖZLEDİM
En büyük özleminin doğup büyüdüğü topraklar, köyü ve annesi olduğunu dile getiren kadın tutsak, hiç görmediği yerlerden çok geçmişte yaşadığı anıları özlediğini söyledi.
“Bu süreçte özlediğim, hasret duyduğum çok şey oldu. Ama en çok büyüdüğüm ve doğduğum, yaşadığım toprakları özledim. Kendi köyümü, annemi ve bu toprakları özlüyordum. Kaybettiklerin neredeyse oraya dönmek istiyorsun. Yaşlanan bir insan nasıl ki çocukluğuna dönmek istiyorsa ben de anılarımın olduğu zamanı özlüyordum. Ben hiç deniz görmedim, televizyonda denizi görüyordum. Ama görmediğim şeyleri değil, arkadaşlarımın olduğu anlara dönmek istiyordum. Bu nedenle benim hayalimde hiç şehir, deniz yoktu, her daim dağlar ve büyüdüğüm topraklar vardı.”
HASTA TUTSAKLAR TAHLİYE OLMALI
Cezaevlerinde çok sayıda hasta tutsağın bulunduğunu belirten kadın tutsak, hasta mahpusların durumunun daha fazla gündeme alınması ve bu konuda yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini ifade etti.
“Cezaevlerinde çok sayıda hasta tutsak var. Başlayan süreçte özellikle hasta tutsaklar için umudumuz yüksekti.
En azından hasta tutsakları ya da anneleri bırakacaklar diye bekliyorduk. Hasta tutsaklara en büyük desteği de insan hakları örgütleri veriyordu. Kaldığım cezaevi ihlal noktasında birçok cezaevinden daha iyi diyorlardı, diğer cezaevlerinden gelen haberler çok daha kötüydü. Özellikle hasta tutsakların durumu daha çok gündeme alınmalı, bu noktada daha çok çaba gösterilmeli. Var olan bu süreçte de mutlaka bir yasa çıkarılmalı. Çünkü cezaevi koşulları hasta bir insanın kalacağı koşullar değil, hastalıkları daha da artıran ve ağırlaştıran koşullar.”
SÜREÇ HER ŞEKİLDE DESTEKLENMELİ
Cezaevinden devam eden süreci yakından takip ettiklerini söyleyen kadın tutsak, yapılan değerlendirmelerde umudun güçlü olduğunu ve tüm risklere rağmen çözüm beklentisini koruduklarını dile getirdi. Özer konuşmasının devamında şu sözlere yer verdi: “Bir buçuk yıldır devam eden süreci biz de cezaevinden yakın bir şekilde takip ediyorduk. Basın kaynaklarından süreç gelişmelerini takip ediyorduk ve sık sık buna dair bir araya gelerek tartışmalar yürütüyorduk. Yaptığımız değerlendirmelerde özellikle umudun çok yoğun olduğunu gördük. Arkadaşların çok iyi yorumlamaları da oluyordu. İlk olarak geçmiş süreçlerini göz önüne alarak riskleri de konuşuyorduk ama buna rağmen umudumuzu kaybetmiyorduk. Şunu söylemek gerekiyor ki bu sürece ve çözüme en çok bizim destek vermemiz gerekiyor. Devletin bugünkü tavrı değil, yıllardır süren mücadeleyi göz önüne almak gerekiyor.”
UMUDUMUZU KORUMAYA DEVAM EDİYORUZ
Tahliyesine kısa süre kala başlayan sürecin kendisinde büyük umut yarattığını belirten kadın tutsak, birçok arkadaşının hâlen cezaevinde bulunduğunu hatırlatarak umutlarını koruduklarını söyledi. Özer, “Bu süreç başladığında benim 30 yılımı doldurmama az kalmıştı. Ben de büyük bir umutla bütün arkadaşlarla beraber çıkacağımı sık sık hayal ediyordum. Ama bugün maalesef arkadaşlarımız orada kaldı, biz her şeye rağmen umudumuzu korumaya ve büyütmeye devam ediyoruz. Tarih boyunca çözümün tarafında olduk ve bunun mücadelesini verdik. Sürece dair oyunlar ve kırılmalar da var. Bunları görüyoruz ancak cezaevinden dışarıdan daha umutlu olduğumuzu söyleyebilirim” dedi.
ANNESİNE 7 YIL SONRA SARILABİLDİ!
Annesine yıllar sonra yeniden sarılabildiğini ifade eden kadın tutsak, birçok kişinin ise bu imkâna kavuşamadığını belirterek, tüm tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması yönündeki talebini dile getirerek şunları söyledi: “Benim annem 80 yaşında ve hastalıklarından dolayı 7 yıldır görüşüme gelemiyordu. Ona yeniden sarılmayı ve öpmeyi her daim hayal ettim. Bugün yanımda ve ona sarılabiliyorum. Maalesef birçok arkadaş cezaevinden çıktığında bu talebini gerçekleştiremedi. Aslında bu arkadaşlarımızın en doğal hakkı, bu hakkın kimsenin elinden alınmaması gerekiyor. 30 yıl sonra yeniden sarıldığım annem de ‘Bütün tutsaklar bırakılmalı ve cezaevleri boşaltılmalı’ diyor. Evet, bu umudun büyümesi için ailelerin bu taleplerinin bir an önce hayata geçmesi gerekiyor.”