GÖRÜNTÜLÜ

Aldar Xelîl: Suriye’de uygulanabilir tek proje, Özerk Yönetim projesidir

Suriye’nin kıyı kesimlerinde yaşanan olayları değerlendiren Aldar Xelîl, halkın mevcut gidişatı kabul etmediğini ve alanlara çıktığını belirtirken, Suriye’de çözüm için uygulanabilir tek projenin ise Kuzey ve Doğu Suriye projesi olduğunu vurguladı.

ÖZERK YÖNETİM

Demokratik Birlik Partisi (PYD) Başkanlık Divanı Üyesi Aldar Xelîl, Suriye’de son günlerde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Aldar Xelîl, halkın mevcut gidişatı kabul etmediğini, bu nedenle alanlara çıktığını belirterek Suriye’de çözüm için uygulanabilir tek projenin Kuzey ve Doğu Suriye projesi olduğunu vurguladı.


Suriye’de halkın gidişatı kabul etmediğini, bu nedenle de ayağa kalktığını kaydeden Xelîl, şu tespitlerde bulundu: İdlib’den Halep’e doğru başlayan ilerlemenin üzerinden bir yıl geçti. Halep’e doğru ilerleyen güçler 8 Aralık’ta Şam’a ulaştı. Son bir yılda Suriye halkı, Baas rejiminin gitmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Suriyeliler’de bir umut yeşerdi. Demokratik bir sistemin kurulması ve huzurun hakim olması umutları oluştu.

Maalesef bir yıl geride kalmış olmasına rağmen, Suriye’de kaos devam ediyor. Baas rejiminin gidişinden bugüne kadar Suriye’de güvensizlik ortamı sürüyor. 14 yıldır devrim mücadelesi veren bir halk, gelinen noktada yine bir kriz ve kaosla karşı karşıya bırakılmak isteniyor. Suriye halklarının sorunu daha önce sadece rejimleydi. Baas rejiminin Suriye halklarının iradesini tanımadığı, sorunları demokratik yollarla çözmeye çalışmadığı, baskı kurduğu ve özgürlükleri yok ettiği eleştirileri yapılıyordu. Bu nedenle halk, rejimin değişmesini istiyordu.

Bugün gelinen noktada Suriye halkının tek gündemi iktidarın değişmesi değil; çünkü artık Suriye’de sadece bir iktidar sorunu yok. Bileşenler arası çatışmalar ve iç çatışmalar devam ediyor. Suriye’de iktidarla sorunlar daha önce de vardı; ancak iç çatışmalar çok fazla yoktu. Rejim Alevi’ydi, ancak kimse Sünnilere ‘düşman’ deyip saldırmıyordu.

Bugün geçiş hükümeti hem Baas rejiminin pratiklerini sürdürüyor, onun gibi merkezi ve despot olmayı seçiyor hem de mezhep çatışmalarına mahal veriyor. Kaosla geçen 14 yılın ardından halk, bu çatışmaların sona ermesini umut ediyordu. En azından yaşam koşullarının düzelmesini bekliyordu. Kentinde ve köyünde güvenle hareket etmek istiyordu. Son bir yılda halk, düzelmenin olmadığını gördü; hatta daha kötüye gittiğini gördü.”

Barışçıl gösterilere yönelik saldırılara tepki gösteren Xelîl, “Halk buna karşı alanlara çıktı. Güvenli bir yaşam talep etti. Ellerinde silah yoktu. Hak ve özgürlük talepleriyle eylem yaptı. Bu talepleri dile getirmek, bir kişiden ya da taraftan yana olmak demek değildir. Bu son derece doğal bir haktır.

Beşar Esad’a karşı niçin ayağa kalktık? Çünkü güvenliğin, yaşam koşullarının olmadığını ve bunların düzeltilmesini talep ediyorduk. Humus’ta halk, bu doğal taleplerle sokağa çıktı. Bu eylemler Alevi kentlerinde değil de başka bir kentte olsaydı, yine saldırırlar mıydı? Bu pratikler, geçiş hükümetinin ayrımcılık yaptığını da kanıtlıyor. Geçiş hükümetinin elde ettiği gücü demokratik bir biçimde kullanmadığını görüyoruz. Biz halklar arasında ayrım yapmıyoruz. Toplumun bir kesimi saldırıya uğradığında halkta endişe oluşuyor. Bu durum Suriye’yi parçalanmaya götürür.

Humus’ta yaşananlar kötü bir gidişattır; iyiye işaret değildir. Burada durum, iki mezhep arasındaki çatışma da değildir. Burada hükümet, insanları örgütleyip bir mezhebe saldırtıyor. Bunu son derece tehlikeli görüyoruz. Hükümetin buna bir an önce son vermesi gerekiyor” diye ekledi.

Suriye’nin tarihte hiçbir zaman Alevi-Sünni çatışmasına sahne olmadığına işaret eden Xelîl, “Suriye’nin kuruluşundan bu yana Humus’ta Sünni-Alevi çatışması olmamıştır. 14 yıl boyunca Suriye halkı Baas rejimiyle mücadele etmesine rağmen, bir gün bile Humus’ta Sünni-Alevi çatışması yaşanmamıştır. Aşiretler ve Aleviler hiçbir zaman çatışmadı. Hükümet güçlerine saldırı olmuştur; ancak belli bir inanç grubuna saldırı olmamıştır. Sünni halkın tamamı da bu olaylardan sorumlu tutulamaz. Sünniler de Suriye’de demokratik ve özgür bir biçimde yaşamak istiyor. Biz de Sünni’yiz. Hükümetin Sünniler üzerinden siyaset yürütmesi doğru değildir. Bunu kabul etmiyoruz” ifadelerine yer verdi.

‘KIYI BÖLGELERİNDE YAŞANANLARIN SORUMLUSU GEÇİŞ HÜKÜMETİDİR’

Colani’nin meşruiyet arayışında olduğunu ifade eden Xelîl, şunları söyledi:

“Colani, Trump ile görüşmesinde Suriye’deki sorunları bitirdiğini söylemek istedi. Washington’a gitmek için daha önce yaptığı açıklamalara bakın; sorunları çözmek için diyalog halinde olduklarını söylüyordu. Washington’a gittiğinde de bunu yineledi. Suriye’de sorunlar varsa Trump’ın ona destek vermeyebileceğini biliyordu.

Ekonomik yaptırımların kaldırılmasının, ilişkilerin geliştirilmesinin, Suriye’de huzur, güven ve istikrarın ne kadar sağlandığına bağlı olduğunu biliyordu. Washington’a gitti; taleplerinin karşılanıp karşılanmadığı önemli değil, o başka bir konudur. Bugün Suriye’de iktidarını zorla kabul ettirmeye çalışıyor. Sadece Humus ve Alevilerin yaşadığı yerlerde değil, bizim bölgelerimizde de kaos ve kriz çıkarmaya çalıştılar. Trump’tan yeşil ışık aldığını düşündü. ‘Artık istediğimi yapabilirim’ diye düşündü. Trump ile görüştükten sonra zorlu yolu aştığını düşündü.

Ancak kendini kandırmasın. Birkaç ay belki bu siyasetini sürdürebilir; fakat bunu uzun süre sürdüremez.”

Kıyı bölgelerinde yaşananların sorumlusunun geçiş hükümeti olduğunu söyleyen Xelîl, “Bugün yaşanan olayların sorumlusu doğrudan geçiş hükümetidir. Geçiş hükümetinin bu tutumu sürdüğü sürece, toplumda sürekli bu tür tehlikeler sürecektir. Sürekli patlamaya hazır bir bomba durumu olur. Dünya kamuoyu da bunu bilmelidir.

Colani ve ona bağlı güçler direnerek, savaşarak bu noktaya gelmedi; uluslararası güçler buna karar verdi. Gazze ve Lübnan’ı hallettikten sonra Beşar’ın zamanının bittiği kanaatine vardılar. Colani’nin gelmesi bu şekildedir. Colani’nin yaptığı şey İdlib’den arabaya binip Şam’a gitmekti. Planı ona birileri hazırladı ve o da planı uyguladı.

Colani’yi seçenlerin de kendilerine göre nedenleri vardı; İsrail’in güvenliğiyle ilgili, İran’ın durumuyla ilgiliydi. Bütün bunları göz önünde bulundurup Colani’yi getirdiler. Onu getirenler de iyi bilmelidir ki, Colani Beşar’dan daha kötü bir yönetim sergilerse halk buna karşı çıkar. Colani’nin pratikleri, Suriye halklarının birliğine hizmet etmiyor” diye konuştu.

ŞAM, KUZEY VE DOĞU SURİYE OLMADAN ŞAM OLAMAZ’

Suriye’de çeşitli silahlı grupların halen varlığını sürdürdüğünü belirten Xelîl, şöyle konuştu:

“Bu değerlendirme ne kadar yerinde olur bilmiyorum. Ancak şunu da söylemek istiyorum: Colani’yi getirenlerin de tam olarak ne istediklerini anlamıyoruz. Colani, Şam’a ilk gittiğinde toplantı yaptıklarını ve Suriye’de tek bir silahlı milis grubun kalmayacağını söyledi. Silahların sadece orduda olacağını ifade etti.

Bugün bize saldırılar oluyor. ‘Bu nedir?’ diye soruyoruz. ‘Biz değiliz, çeşitli gruplardır diyorlar.’ ‘Hani grupları bitirecektiniz?’ Bu da gösteriyor ki o gün alınan karar sadece kağıt üzerindeydi.

Bugün Suriye’de çok farklı gruplar var. Bazı gruplar DAİŞ’in kendisidir; bazıları DAİŞ’e yakın gruplarken, bazıları Türkiye’ye bağlı gruplar, bazıları ise HTŞ’ye bağlı gruplardır. Hükümet adıyla hareket eden gruplar da var.

Bütün bunlar gözler önündeyken ağızlarını açıyorlar, ‘Entegrasyonu gerçekleştirelim’ diyorlar. Siz daha silahlı grupları bitirememişsiniz, entegrasyondan bahsediyorsunuz. Bu grupların kim olduklarını, nereden geldiklerini hepsini bizden iyi biliyorsunuz. Bunlar ellerinde silahlarla her gün Suriye halkını katlediyor, siz ise sesinizi çıkarmıyorsunuz. Suriye halkını savunan, dünyayı ve Suriye’yi DAİŞ tehdidinden kurtaran güçlere yönelmişsiniz. Niçin? Sadece Türk devletini razı etmek için.

Hükümet her şeyden önce şunları gerçekleştirmeyi önüne koymalıdır: Kuzey ve Doğu Suriye ile imzaladıkları anlaşmaları yürürlüğe koymaları gerekiyor. Birlikte Suriye’yi inşa edebilmemiz için bunun olması gerekiyor.

Şam, Kuzey ve Doğu Suriye olmadan Şam olamaz. Hükümet bunu kabul etmelidir. Aksi takdirde Şam, Suriye’nin başkenti olamaz. Şam’da kurulacak hükümette Kuzey ve Doğu Suriye temsilcileri olmazsa bu hükümetin meşruiyetinden söz edilemez. Şam’da yapılacak anayasada Kuzey ve Doğu Suriye halklarının temsilcileri bu komisyonda yer almazsa anayasa da meşru olmaz. Bunu dünyaya da anlatamaz.”

‘BİRLİKTE YÖNETELİM, BİRLİKTE KARAR VERELİM’

Baas’ın düşmesinde Özerk Yönetim bölgelerinin büyük rolü olduğunu kaydeden Xelîl, “Colani, Baas’ı yıktığını iddia ediyor. Öyle olmadığını herkes biliyor; ama öyle olduğunu varsayalım. Savaşta kazanan, savaştan sonra karar verir, diyor. Biz bu devrim sürecinde iki savaşı kazandık. DAİŞ gibi bir ‘devleti’ yendik. Baas’a karşı halkımızı koruduk. Bugün de korumaya devam ediyoruz. Suriye’de biz de savaş kazandık.

Bizim 14 yıllık direnişimiz olmasaydı, Özerk Yönetim olmasaydı, Baas rejimi bu hale düşmezdi; birkaç gün içinde düşecek noktaya gelmezdi. Rejimin yıkılmasında bizim varlığımız yok sayılamaz. Biz, Colani’nin ölçütlerini kendimize esas almıyoruz tabii ki; ancak onun ölçütlerine göre bizim de Suriye’de söz sahibi olmamız gerekiyor. Biz yine de ‘biz tek’ demiyoruz. Birlikte yönetelim, birlikte karar verelim diyoruz. Kendi bölgelerimizi zaten yönetiyoruz. Bu yönetim modelini Suriye’nin tamamına uygulayalım diyoruz.

Altı ay önce Humus’ta bunların yaşanacağını öngördük. Bu siyasete devam edilirse, Hama’da hatta Şam’da da aynı olaylar olacaktır.

Şam, Kuzey ve Doğu Suriye ile görüşürken bunları göz önünde bulundurmak zorundadır. Entegrasyondan anladıkları şey QSD’yi silahsızlandırıp eritmekse bunu hayal etmesinler. Bizim gücümüz sadece askeri bir güç değil; idari gücümüz var, örgütlü yapımız var, ideolojik gücümüz var. Düşmanca yaklaşım yerine, 14 yıldır başarıyla uyguladığımız bu projeden faydalanma yaklaşımı bekliyoruz.

İlk günden bu yana Kuzey ve Doğu Suriye temsilcileriyle yapmaları gereken tartışmalar bunlar olmalıydı. Suriye’de nasıl bir yönetim modeli oluşturabiliriz tartışmaları yerine sordukları ilk soru hep şu oldu: ‘QSD’yi ne yapacaksınız? Silahları bırakacak mısınız?’ Bizim konumuz sadece QSD değil ki. Biz bir ülkenin yeniden inşasını konuşmak istiyoruz.

Kürtler ve Araplar bu ülkenin kurucu unsurlarıdır. Suriye’nin tarihini açıp okusunlar. Suriye’nin ilk savunma bakanı kimdi? Kürt’tü. Meyselun’da askeri güçlerin başında olan, Fransızların karşısına dikilen kimdi? Kürt’tü. Şüphesiz sadece Kürtler de değildi; Süryani, Dürzi, Ermeni hepsi vardı. Hepsi birlikte kurdu. Böyle bir ülkenin inşasını konuşuyoruz.

Tek başına Suriye’yi temsil ettiğini düşünerek karşındaki kişiyle konuşursan, her şeyden önce Suriye’nin tarihini inkar etmiş olursun. Bizimle masaya oturduklarında böyle bir yaklaşım sergiliyorlar. Sanki onlar Suriye’yi temsil ediyor da biz başka bir yerden gelmişiz; bize bir şeyler teklif ediliyor, karşılığında silah bırakmamız isteniyor.

Suriye, Mezopotamya’nın en önemli bileşenlerinden biridir. Tarihte ilk yazı burada icat edildi. İlk medeniyetler burada kuruldu. İlk ticaret burada yapıldı. Medeniyetin ilk köyleri, ilk şehirleri ve ilk devletleri bu topraklarda kuruldu. Bu nedenle Suriye, tek başına bir kesimin temsil edebileceği bir yer değildir. Bu yanlış bir yaklaşım olur. Bu hükümet de tarihi yanlış okuyor.”

‘EL KAİDE, DAİŞ VE HTŞ ZİHNİYETİ SURİYE’Yİ TEMSİL EDEMEZ’

Suriye’yi kurtaracak projenin Özerk Yönetim projesi olduğunu ifade eden Xelîl, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Suriye krizinin başlamasından bu yana Suriye için çeşitli projeler sunuldu. Baas rejiminin kendi uyguladığı bir proje vardı ki halklar buna karşı ayaklandı. HTŞ’nin bir projesi var. HTŞ’yi getirenlerin bir projesi var. DAİŞ’in bir projesi vardı. Cebhet El Nusra ve diğerleri… Hepsinin Suriye’yi yönetme konusunda bir projesi vardı.

Bir de bizim projemiz var. Şimdi bu projelere baktığımızda hangisinin daha demokratik olduğunu, ayakta durduğunu ve Suriye’nin geleceğine ilişkin umut verdiğini söyleyebiliriz. Kimse El Kaide, DAİŞ, HTŞ ve diğer grupların Suriye’yi temsil edebileceğini söyleyemez. Belki yüzde 5 oranında buna inanan da olabilir; ancak bunların projeleriyle demokratik ve laik bir Suriye inşa edilemez.

DAİŞ yıkıldı zaten. DAİŞ’le aynı zihniyete sahip projelerin de Suriye’de uygulanması mümkün değildir. Baas, 1963 yılında iktidara geldi ve bunca yıl projesini uyguladı. Neticede gelinen noktada projesi yıkıldı. Baas yeni bir şans isteyemez.

Şu an Suriye’de bizim temsil ettiğimiz kadın özgürlükçü, demokratik proje ve HTŞ’nin temsil ettiği proje var. Uygulanabilir en iyi proje bizim projemizdir. HTŞ’nin kendini nasıl tanımladığına bakın: Öyle bir tanım yapıyorlar ki sanki Sünnilerin tek temsilcisi onlardır. Ama tüm Sünniler onları kabul etmiyor. Sünni örgütleri HTŞ’nin projesini kabul etmiyor. Son bir yıldır Şam’da bulunan HTŞ’nin tek bir açıklamasında demokrasi kelimesine rastlamak mümkün değildir. Kadın özgürlüğünü bir gün dahi dile getirmediler. Bazı kesimler çeşitli kavramları dile getiriyor; ancak gereğini yapmıyor. HTŞ ise bırak dile getirmeyi, demokrasi ve kadın özgürlüğünün tehlikeli olduğunu, gerçekleşmemesi gerektiğini söylüyor.”

Demokratik ulus projesinin Suriye’nin ihtiyacı olduğunun altını çizen Xelîl, “Suriye’nin tamamında demokratik-ulus projesinin hayata geçirilmesini istiyoruz. Bu proje Suriye’yi güçlendirecektir. Herkesi bu projeye davet ediyoruz.

Ademi merkeziyet dediğimizde kendini yerden yere vuran HTŞ’li temsilciler, bizim Suriye’yi bölmeye çalıştığımızı iddia ediyor. Hayır, tam tersi; biz Suriye’nin birliğini savunuyoruz. Ademi merkeziyet, Suriye’nin parçalanması değildir. Biz kendi bölgelerimizde bunu uyguluyoruz zaten. Suriye’nin geri kalanı için de bunu talep ediyoruz.

Suriye’nin her yerinde var olmak istiyorsan bu projeyi geliştirmen lazım. Demokratik bir projenin olması gerekiyor. Suriye, onların projeleriyle krizden çıkamaz; hatta krizler derinleşir. Suriyeliler, kaos ve krizin bitmesini, huzur ve güven istiyorsa demokratik projeye sarılmalıdır” diye konuştu.

‘HALK, ‘BİZİ KURTARIN’ DİYE YÜZLERCE MEKTUP GÖNDERİYOR’

Suriye’nin diğer bölgelerinde haksızlığa uğrayanların QSD’yi çağırdığını dile getiren Aldar Xelîl, “Dikkat edin; dün Humus’ta göstericiler sloganlarında QSD’yi davet ediyordu. QSD’nin davet edilmesi, ‘QSD gelsin, burada askeri bir güç olarak bulunsun ve burayı idare etsin’ anlamına gelmiyor. QSD’nin temsil ettiği bir proje var. QSD’nin olduğu yerde demokrasi gelişiyor, ademi merkeziyet oluyor, halk kendini yönetiyor. Dün bir eylemde açığa çıkan bu talebi yüzlerce, hatta binlerce kişi açık açık dile getiriyor. Bize her gün yüzlerce mektup geliyor; ‘Bizi kurtarın’ diyorlar. Biz de Suriye’nin her yerine rahat rahat gitmek istiyoruz. Biz de bu ülkenin bir parçasıyız” dedi.

Öz savunma bilinci yerleşmiş bir toplumun kimseye boyun eğmeyeceğini ifade eden Xelîl, şöyle konuştu:

“Bizim için önemli olan halkın öz savunmasının geliştirilmesidir. Bakın, Şêxmeqsûd’a saldırdılar ancak giremediler. Şêxmeqsûd’da QSD’nin askeri güçleri bulunmuyor. Ama yine de giremediler. Neden? Çünkü orada kendi savunmasını geliştiren bir halk gerçekliği var. Bizim asıl hedefimiz de budur. Suriye’nin tamamında bunu gerçekleştirmek istiyoruz.

Kuzey ve Doğu Suriye’de mezhep savaşları görmek mümkün değildir. Suriye’nin geri kalanında bir yılda yaptıklarına bakın; gelinen noktada mezhep savaşları ile karşı karşıyalar. Suriye’nin zengin mozaiği bu şekilde parçalanıyor.

Aleviler Suriye’nin yurttaşıdır. Kimse Alevileri dışlayamaz, düşmanlaştıramaz. Şam’da da Kürtler var. Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürtler ile Şam’daki Kürtler için haklar açısından bir fark olamaz.

Suriye’nin farklı yerlerinden ya da Suriye’nin dışından insanlar Kuzey ve Doğu Suriye’ye gelip sığınıyor. Kimsenin toprağını bırakıp gitmesi doğru değildir. Ancak gelen bir insana da ‘Sen neden geldin?’ diyemezsin. Baas iktidarı döneminde suç işleyenler, istihbaratçılar elbette işledikleri suçların hesabını vermelidir. Kimse bunları himaye etmemelidir. Suç işleyenler ayrı bir konudur. Bahsettiğimiz kişiler, sivillerdir.

Bir insan kimliğinden ve inancından dolayı yerinden edilemez. Geçmişteki yanlışların hesabı bir kişiden ya da kimlikten sorulamaz. Bu doğru değildir.”

‘HTŞ MUTABAKATA YÖNELİK HİÇBİR ADIM ATMADI’

HTŞ’nin 10 Mart Mutabakatı’nı hayata geçirme yönünde adım atmadığını söyleyen Xelîl, şunları belirtti:

“Şam ile Özerk Yönetim arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı ile HTŞ’nin attığı adımlar örtüşmüyor. Mutabakatın imzalanmasından iki gün sonra yayınladıkları anayasa taslağında mutabakatta yazılanları inkar ettiler. Sonra bize dönüp ‘Mutabakatı uygulayalım’ diyorlar. Siz iki gün sonra mutabakatın tersi bir açıklama yaptınız. Colani de bugün geri adım atamıyor.

Mutabakatın tüm maddeleri birbirine bağlıdır. Bir maddeyi hayata geçirmeden diğer maddeye geçemezsin. Hiçbir maddeyi hayata geçirmeyenler bize ikide bir silah bırakmayı dayatıyor. Eğitim, sağlık ve diğer hiçbir alanla ilgili olan maddeleri hayata geçirmediler.”

PYD Başkanlık Divanı Üyesi Aldar Xelîl son olarak şunları söyledi:

“Dış güçlerin kendine göre hesapları var. Onların hesaplarının başında İsrail’in güvenliği geliyor. İran’a karşı kullanmak istiyorlar, Rusya’ya karşı kullanmak istiyorlar, Suudi Arabistan’a yakın olmasını istiyorlar. ABD ve diğer güçler kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Kimse onlara ‘Niye çıkarına göre hareket ediyorsun?’ diyemez. Çünkü herkes kendi çıkarına göre hareket ediyor.

ABD’nin planı bugün başlamadı. Saddam’ın devrilmesinden bu yana yürüttükleri bir proje var ve buna göre adım atıyorlar. Bizim bugün atmak istediğimiz adımlar da onların hesabına gelmiyor olabilir.

Suriye’de Alevilere ve Dürzilere yönelik işlenen suçların hesabı sorulmadı. HTŞ ilk açıklamalarında komisyon kurulacağını söyledi ancak hiçbir ciddi adım atılmadı. Bütün açıklamalar havada kaldı. Suçların hesabı sorulmadı, hepsi soğumaya bırakıldı. Üstüne yeni katliamlar yapıldı; onların da hesabı sorulmadı.”