Suriye’de Alevi toplumuna yönelik saldırılar, katliama varacak boyutlara ulaştı. Humus, Lazkiye, Tartus ve çevre bölgelerde yaşanan katliamlar, kaçırma vakaları, köy baskınları ve zorla yerinden etmeler, Alevi halkının can ile mal güvenliğini tamamen ortadan kaldırmış durumda.
Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç, Suriye’de yaşananların münferit saldırılar olmadığını, planlı ve sistematik bir yok etme politikasının sonucunu olduğunu belirtti.
Tunç, Esad rejiminin çöküşü ve radikal cihatçı grupların Şam’da iktidara gelmesiyle birlikte Alevilere yönelik saldırıların arttığını ifade ederek, son dönemde yaşanan saldırıların hem geçici Şam hükümeti hem de radikal grupların organizasyonuyla yeni bir aşamaya geçtiğine vurgu yaptı.
Mart ayından itibaren bu saldırıların doğrudan soykırım niteliği kazandığına dikkat çeken Tunç, uluslararası kamuoyuna verilen “saldırılar sınırlandırıldı ya da önlendi” mesajlarının gerçeği yansıtmadığı söyledi.
Tunç, “Alevilere yönelik saldırılar hiçbir zaman durmadı. Tek tek evler basıldı, yağmalandı; kadınlar ve çocuklar kaçırıldı, insanlar sokak ortasında katledildi. Bu süreç boyunca köyler talan edildi ve Aleviler sürekli bir korku iklimi içinde yaşamaya zorlandı” dedi.
‘ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ ZORUNLULUKTAN DOĞDU’
Tunç, bu tablo karşısında Alevilerin direnmekten başka bir seçeneğinin kalmadığını vurgulayarak Avrupa’da, Türkiye’de ve Kurdistan’da gelişen tepkilerin sahadaki direnişi de etkilediğini belirtti. Özelikle Rojava’da Kürt özerk yapısının ve Dürzilerin ortaya koyduğu mücadelenin Aleviler açısından önemli bir moral ve deneyim kaynağı olduğunun altını çizen Tunç, “Dürziler direniyor, Kürtlerin onlara desteği var. Kürtler, direnişi ve mücadele örneğiyle moral veriyor. Aleviler bir süre direnmedi ama bu boşluk görüldü. Aleviler kendilerini yeniden örgütledi. Beş günlük grevle başlayan süreç, tüm baskılara rağmen halkın iradesini ortaya koydu” diye konuştu.
Tunç, Alevi direnişinin sadece sokak eylemleriyle sınırlı olmadığını; aynı zamanda Alevi toplumunun kendi içinde örgütlenme, dayanışma ve siyasal taleplerini netleştirme sürecini de kapsadığını ifade etti.
‘FEDERASYON VE ADEM-İ MERKEZİYETÇİ TALEP MEŞRUDUR’
Direnişin en önemli sonuçlarından birinin siyasal taleplerin netleşmesi olduğunu belirten Tunç, Alevilerin artık merkeziyetçi bir Suriye yönetimini kabul etmeyeceğini ve adem-i merkeziyetçi bir sistemin talep haline gelmesinin tüm ülke açısından olumlu sonuçlar doğuracağını kaydetti.
Aziz Tunç, Şöyle devam etti: “Dürziler federasyon istiyor, Kürtler federasyon istiyor. Aleviler de artık bu talebi açıkça ifade ediyor. Bu, Suriye’de kurulmak istenen radikal cihatçı diktatörlüğün önünü kesecek tarihsel bir adımdır. Bu talep sadece Aleviler için değil, Suriye’nin tüm halkları için demokratik bir geleceğin anlamına geliyor. Federatif bir yapı, halkların birlikte yaşamını güçlendirecektir.”
Tunç, Alevilerin geliştirdiği direnişin yalnızca Suriye içi dengeleri değil, bölgesel ve uluslararası politikaları da etkileyeceğini belirterek, DAİŞ ve benzeri yapıların Suriye’de toplumsal bir karşılığı olmadığına ve bu grupların dış desteklerle ayakta tutulduğuna işaret etti.
DAİŞ ve benzeri zihniyete sahip bu radikal grupların iktidar olmasının saha gerçekliğini değiştiremeyeceğini dile getiren Tunç, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün Suriye’de Araplar, Kürtler, Dürziler ve diğer farklı halklar ile inançlar bu yapıları desteklemiyor. Alevilerin direnişiyle birlikte bu yapıların toplumsal zemini tamamen çökmüştür. Uluslararası aktörler, Alevi toplumunun ortaya koyduğu direnişi görmezden daha fazla gelemez. Amerika, Avrupa ülkeleri, Rusya ve bölgesel aktörler, Suriye’ye dair politikalarını bu yeni gerçeklik üzerinden yeniden değerlendirmek zorunda kalacaklar.”
‘BU DİRENİŞ YALNIZCA ALEVİLERİN VARLIK MÜCADELESİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMELİ’
Tunç, Alevilerin direnişinin Suriye’de demokratik bir geleceğin önünü açabilecek bir dinamik olduğunun altını çizerek, şunları söyledi:
“Bu direniş sadece Alevilerin varlık mücadelesi olarak değerlendirilemez. Bu, demokratik bir Suriye’nin; halkların eşit ve özgür yaşayacağı bir geleceğin mücadelesidir. Bu gerçekleştiğinde sadece Suriye değil, bütün bölge değişecektir.
Avrupa, Amerika, İsrail ve Rusya gibi ülkeler HTŞ’yi fiilen meşru bir yönetim olarak kabul ediyorlar; ancak bu yaklaşımın kalıcı olmadığı anlaşılacaktır. Buna çok fazla güvenmedikleri, HTŞ’ye uzun vadeli bir meşruiyet atfetmedikleri de anlaşılıyor. HTŞ’nin ve liderliğinin Suriye’de halklar içerisinde de herhangi bir toplumsal desteğe sahip olmadığı biliniyor. HTŞ’nin Türk devletinin gücü ve desteğiyle ayakta kaldığı da bilinen bir gerçek.
Bunu gören diğer aktör devletleri, Alevilerin ortaya koyduğu direnişin etkisiyle HTŞ ile ilişkilerine muhtemelen daha mesafeli yaklaşacaktır. Alevilerin direnişini, Dürziler ve Kürtlerin tutumunu göz önünde bulundurarak HTŞ’ye mesafe koyabilirler. Aynı zamanda HTŞ’yi Alevilerin, Kürtlerin ve Dürzilerin taleplerini dikkate almaya zorlayabilirler.
Bu koşullarda Suriye’de demokratik bir federasyon talebi, HTŞ açısından da kabul edilmesi gereken bir gerçekliğe dönüşebilir ve böyle bu yönde bir gelişme yaşanabilir. Eğer bu olmaz ve saldırılar şiddetini sürdürürse, bu durum HTŞ’nin iktidar olma olanaklarını daha da sınırlandırır. Bu saldırılar HTŞ’yi kurtaramaz; Ahmet El Şara’yı da Türk devletini de kurtaramaz.
Eğer uluslararası güçler, uluslararası ilişkiler düzeyinde HTŞ’nin Alevilere yönelik saldırılarını destekleyen bir yerde dururlarsa, bu da yine HTŞ’yi kurtarmaz. Alevilerin direnişini bastıramaz; Kürtlerin ve Dürzilerin direnişini bastıramaz. Bu durumda sadece demokratik bir Suriye’nin oluşumu zamana yayılmış olur ve süreç biraz daha zorlaşır. Ancak büyük ihtimalle uluslararası güçler Alevilerin direnişini görecek ve bunu dikkate alacaklardır. Bu durumdan hareketle, Suriye’de HTŞ’ye yönelik desteklerini yeniden gözden geçirebilir ve değiştirebilir.”
Tunç, Alevilerin gösterdiği direnişin Suriye’yi de aşan düzeyde sonuçları olabileceği üzerinde durarak, Avrupa ve Türkiye’de yaşayan tüm demokratik kamuoyunu ve Alevileri bu direnişe destek olmaya çağırdı.