Gazeteci Sarya: DAİŞ’i yenen kadınlar HTŞ’ye boyun eğmiyor
Gazeteci Beritan Sarya, DAİŞ’i Kobanê’de tarihe gömen kadınların, şimdi kadın kazanımlarını hedef alan HTŞ rejimine karşı aynı kararlılıkla direndiğini söyledi.
Gazeteci Beritan Sarya, DAİŞ’i Kobanê’de tarihe gömen kadınların, şimdi kadın kazanımlarını hedef alan HTŞ rejimine karşı aynı kararlılıkla direndiğini söyledi.
HTŞ ve bağlı grupların yüzlerce kadının katledilmesine varan ve kadını yaşamın dışına iten pratiğine rağmen Suriyeli kadınların ‘kötünün iyisine’ razı olmadığını; Suriye Kadın Meclisi gibi yapıların İdlib’den Şam’a, Lazkiye’den Halep’e kadar örgütlendiğini belirten gazeteci Beritan Sarya, Rojava Devrimi’nin aynı zamanda bir ‘Kadın Devrimi’ olduğunu ve dünyaya umut vermeyi sürdürdüğünü söyledi.
Rojava’da 19 Temmuz 2012’de başlayan halk devrimi, 14. yılında kadın öncülüğünde dünyanın en ileri toplumsal dönüşüm deneyimlerinden biri olmayı sürdürüyor. Kadın devrimini hazmedemeyen ataerkil-gerici güçler kadın kazanımlarına topyekûn saldırıyor. Buna karşın kadınlar, ne teslim oluyor ne de ‘kötünün iyisi’ne razı oluyor. Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) çizgisi, kadın komünleri, öz savunma ve taban örgütlenmesiyle mücadelesini sürdürüyor.Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğündeki güçlerin 8 Aralık 2024’te Şam’ı ele geçirmesiyle birlikte, bölgedeki kadın kazanımları tarihin en ağır saldırı dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Gazeteci Beritan Sarya, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Rojava Devrimi’nin 14. yılında kadınların durumunu, ANF’ye değerlendirdi.
DAİŞ’İ YENEN KADINLARIN DEVRİMİ
Gazeteci Sarya, Rojava Devrimi’nin aynı zamanda bir Kadın Devrimi olduğunu; kadınların 2012’den bueri öz savunma güçlerinden halk meclislerine, komünlerden Özerk Yönetim’e kadar yaşamın her alanında yüzde 50 kota ve eşbaşkanlık sistemiyle örgütlendiğini söyledi. Kobanê Direnişi’nde DAİŞ’e dünyadaki ilk büyük yenilgiyi yaşatanın kadınlar olduğunu belirten Sarya, “Bu devrim, DAİŞ’i yenen kadınların devrimidir. Rojava Devrimi, 14. yılında büyük emekler ve ağır bedellerle ayakta kalmayı başardı. Hem kendini sürekli geliştiriyor hem de varlığını kararlılıkla sürdürüyor. Bu devrim çokça tanımlandı, ancak en güçlü tanımı şudur; Kadın Devrimi. Ortadoğu’da cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik ve kapitalizmin kuşattığı bir coğrafyada derin bir devlet krizi yaşanıyor. Tam da bu karanlık ortamda, bir kadın devriminin doğması, kök salması ve büyümesi tarihte eşine az rastlanır bir anlam taşıyor” dedi.
YILLARCA VERİLEN EMEĞİN ÜRÜNÜ
Rojava Devrimi’nin esasen Önder Apo’nun 1979’dan itibaren Suriye’de sürdürdüğü 20 yıllık yoğun çalışmanın, Kürt Özgürlük Hareketinin ve özellikle Kadın Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin ürünü olduğunu kaydeden Sarya, şunları söyledi: “Önder Apo, 2 Temmuz 1979’da Kobanê üzerinden Suriye’ye geçti. Şam’da, ardından Lübnan’da bulundu. Bu süreçte sadece Kürtler değil, Süryani, Ermeni ve Arap halklarından binlerce insan onun düşünceleriyle tanıştı, etkilendi ve Hareket’in içinde yer aldı. Rojava halkı, özellikle kadınları, kadının öncü gücünü daha 1980’lerden itibaren tanımaya başlamıştı. Mahsum Korkmaz Akademisi’nde eğitilen militanların önemli bir kısmı kadındı. Eğitimlerini tamamlayan kadınlar köylere, kasabalara gönderiliyor; hem halkı eğitiyor hem de halktan öğreniyordu. Anneler kızlarını gerillaya, özgürlük mücadelesine uğurluyordu. Önder Apo’nun kadın çözümlemeleri, Rojava’da kadın toplantılarında, halk toplantılarında bizzat tartışılıyordu. Suriye rejiminin uyguladığı ağır cinsiyetçi ve dinsel baskı da bu toplantılarda açıkça görünür hale geliyordu. İşte bu koşullar içinde, Hareket’in kitlesinde kadına güven hızla gelişti.”
İLMEK İLMEK ÖRDÜLER
Kadınların devrimin başladığından bu yana en önde yer aldığına işaret eden Sarya, 2003’te PYD, 2005’te Yekîtiya Star’ın kurulduğunu; 2011’de devrim fiilen başladığında, genç kadınların doğru dürüst silah bile olmadan, sopalarla sınırları savunduğunu hatırlattı. Sarya, kadınların askeri, siyasi ve toplumsal alanlardaki örgütlenmesine ilişkin şu bilgileri verdi: “Devrimin ilk aylarında kurulan ilk kurum ‘Mala Jinê’ (Kadın Evleri) oldu. Ardından kadınlar öz savunma güçlerine katıldı ve 4 Nisan 2013’te dünyada bir ilk olan Kadın Savunma Birlikleri YPJ resmen kuruldu. Saldırılar çok geçmeden başladı; önce rejim, sonra El Nusra, ÖSO, ardından DAİŞ… DAİŞ’in dünyada aldığı ilk büyük yenilgi Kobanê’de oldu. Kobanê Direnişi’nde kadının rolü belirleyiciydi. İmkan neredeyse sıfırken, Rojava kadınları olağanüstü bir direniş sergiledi. Dünyanın dört bir yanından enternasyonalist kadınlar ve gençler de bu direnişe katıldı. Erkek egemen sistemin en vahşi yüzü olan DAİŞ, ilk büyük darbesini Rojava’da kadınlardan aldı. Bu, onun sonunun başlangıcıydı.
DEVRİMİN EN BÜYÜK GÜCÜ
Rojava Kadın Devrimi’nin en büyük gücü, kadının yaşamın her alanında örgütlü olmasıdır. Fiziki savunmada dünyada ilk olan YPJ vardır; ideolojik savunmada kadın akademileri, kültür alanında doğal ve demokratik toplumun kök hücresi kabul edilen kadın kültürünü yaşatma mücadelesi, siyaset ve ekonomide ise eşbaşkanlık sistemi ve yüzde 50 kota ile güçlü bir varlık gösterir. 2014’te kurulan Özerk Yönetim’de eşbaşkanlık zorunlu hale getirildi. Kadın yasaları çıkarıldı ve Toplumsal Sözleşme’nin ilk maddelerinden biri ‘Kadın özgürlüğü bu yönetimin temel ilkesidir’ şeklinde tanımlandı. Bu sözleşme 2016, 2020 ve en son Aralık 2023’te güncellendi. 2017’da kurulan Kuzey ve Doğu Suriye Kadın Meclisi, tüm kadın örgütlenmelerinin çatı örgütü olarak kadın yasalarını çıkarır, kadın adalet divanlarını kurar ve toplumsal cinsiyet eşitliğini denetler.
SAVAŞ KOŞULLARINDA YAPILDI
Bugün kadınlar komünlerden halk meclislerine, tabandan en üst yönetime kadar yüzde 50 kota ve eşbaşkanlık sistemiyle yer alıyor. Çünkü hâlâ cinsiyetçi bir coğrafyada yaşıyoruz. 14 yıldır kadın öncülüğünde bir devrim yaşansa da toplumsal dönüşüm bir anda gerçekleşmiyor; sürekli eğitim, çaba ve mücadele gerekiyor. Tüm bunlar, savaş koşullarına rağmen yapıldı. DAİŞ saldırılarından sonra Türkiye’nin işgalleri başladı. Efrîn (2018), Serêkaniyê ve Girê Spî (2019) işgal edildi. Özellikle kadın kenti olan Efrîn, işgalden sonra etnik temizlik ve kadın kırım merkezine dönüştürüldü.”
ŞİMDİKİ REJİM DE KADIN DÜŞMANIDIR
Suriye’de Beşar Esad rejiminin hiçbir zaman sosyalist ya da laik olmadığını; anayasasında ‘Devlet başkanı Müslüman olacak’ maddesini, bir erkeğin dört kadınla evlenebilmesini örnek gösteren Sarya, şöyle konuştu: “Rojava Devrimi’nin baskısıyla son yıllarda bazı sınırlı iyileştirmeler yapılsa da esas değişim Kuzey ve Doğu Suriye’de gerçekleşti. 8 Aralık 2024’te HTŞ (eski adıyla El Nusra) ve destekçileri Şam’ı ele geçirdi. Esad rejimi gerici ve cinsiyetçiydi ama onun yerine gelenler en gerici, en selefi-cihatçı, kadın kırımını açıkça politika hâline getirmiş çeteler oldu. İktidara gelir gelmez kadın düşmanı, halk düşmanı, antidemokratik bir güç uluslararası alanda meşrulaştırılmaya çalışıldı.”
KADINLARA GÜVEN VEREN GÜÇ
Erkek-devlet şiddetinin en güçlü olduğu coğrafyada YPJ’nin kadınlara güven veren tek güç olduğunun altını çizen Sarya, “Dünyanın en vahşi erkek örgütü DAİŞ’i yenen, devlet ordularının kaçtığı yerde direnen, yeni yeni silah tutmayı öğrenen genç kadınlar oldu. Kobanê’de, Minbic’de, Reqa’da, Dêrazor’da kadınlar hem savaşta pişti hem de komutanlaştı. Toplum kadının gücünü gördü, inancı arttı. Arap kadın devrimi de bu süreçte ortaya çıktı. Devrimin başından beri Arap, Süryani, Ermeni, Türkmen kadınlar omuz omuza mücadele etti. Önder Apo’nun halkların demokratik birliği ve ortak özgür yaşam paradigması pratikte hayat buldu” dedi.
YÜZLERCE KADIN KATLEDİLDİ
Bugün Kadın Devrimi’ni yok etmek isteyen erkek-devlet zihniyetinin HTŞ ve Türkiye’nin desteğiyle kışkırtıldığını, özellikle Dêrazor, Minbic, Tebqa gibi bölgelerde özgürlükçü Arap kadınların hedef alındığını ifade eden Sarya, şunları dile getirdi: “8 Aralık’tan bu yana katliamlar durmadı. Alevi kadınlar, Dürzi kadınlar kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, kültürlerini terk etmeye zorlanıyor. Temmuz 2025 itibarıyla resmi rakamlar 710’un üzerinde kadın katledildiğini söylüyor; gerçek sayı çok daha yüksek. Yüzlerce kadın hala kayıp. HTŞ yönetimi anayasayı şeriat esaslarına göre hazırladı. Kadınlara neredeyse hiçbir hak tanınmıyor; tek başına seyahat yasak, toplu taşımada arka koltuk zorunlu, yan yana oturmak bile suç sayılıyor. Vitrin için bir Hristiyan ‘feminist’ bakan atadılar ama Suriyeli kadınları zerre kadar temsil etmiyor. Kadın gazeteciler, akademisyenler, aktivistler tutuklanıyor, tehdit ediliyor, öldürülüyor. Bütün bu sinsice yürütülen gericileştirme politikasına rağmen Suriyeli kadınlar ‘kötünün iyisine’ razı değil. Suriye Kadın Meclisi gibi yapılar İdlib’den Şam’a, Lazkiye’den Halep’e kadar örgütleniyor. Kadınlar en büyük öz savunmalarını örgütlenerek kuruyor.”