‘QSD, askeri başarıyı yerel meşruiyetle birleştiren bir model'

Palmira saldırısı sonrası değerlendirmelerde, DAİŞ’e karşı en etkili yerel güçlerden QSD’nin rolünün kasıtlı olarak geri plana itildiği belirtiliyor. Analistler, QSD’nin askeri başarıyı yerel meşruiyetle birleştiren nadir örneklerden olduğunu vurguluyor.

Suriye'nin orta kesimlerinde yer alan tarihi Tedmur (Palmira) kentinde, 13 Aralık 2025'te gerçekleşen silahlı saldırı, Uluslararası Koalisyon güçleriyle ortak devriye yürüten ABD askerlerini hedef aldı. Saldırıda iki ABD askeri ile bir sivil tercüman hayatını kaybetti.

Saldırgan olay yerinde etkisiz hale getirildi. ABD Merkezi Komutanlığı (CENTCOM), saldırıyı "DAİŞ pususu" olarak nitelendirdi. Suriye Geçiş Hükümeti İçişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü ise saldırganın aşırıcı görüşleri nedeniyle görevden alınmak üzere olan bir personel olduğunu açıkladı.

Trump, Colani’nin saldırı karşısında “Son derece öfkeli ve rahatsız” olduğunu savunurken, saldırıyı düzenleyen güvenlik görevlisinin İçişleri Bakanlığı’na bağlı Genel Güvenlik Teşkilatı’nda 10 aydır görev yaptığı belirtildi.

Bu olay, yalnızca sahadaki bir çatışma olmanın ötesinde, Suriye Geçiş Hükümeti’nin güvenlik yapısındaki derin kırılganlıkları ve DAİŞ’in hâlâ nitelikli saldırılar düzenleyebilme kapasitesini gözler önüne serdi. Yıllardır aldığı ağır yenilgilere rağmen DAİŞ, güvenlik boşluklarından yararlanarak sızma ve sürpriz saldırılarla varlığını sürdürebildi.

Özellikle geçiş sürecinde, Colani’ye bağlı eski cihatçı unsurların siyasi ve güvenlik yapılara entegrasyonu gibi faktörler, DAİŞ’in kurumlar içine nüfuz etmesini kolaylaştıran etkenler arasında yer aldı. Saldırı, Suriye'nin sınır kontrolü ve iç güvenlik mekanizmalarındaki yapısal zayıflıkları teyit ederken, uluslararası güçlerin varlığının tek başına istikrarı sağlamaya yetmediğini de ortaya koydu.

DAİŞ’in Suriye içindeki varlığı, yalnızca doğrudan askeri saldırılarla sınırlı kalmadı. Örgüt, geçmişte kurduğu ilişkiler ve mevcut güvenlik zaaflarından yararlanarak, özellikle Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) unsurlarıyla olan eski bağları üzerinden güvenlik yapılarının içine sızma girişimlerini sürdürdü. Palmira’da yaşanan son olaylar, DAİŞ’in ordu ve güvenlik aygıtları içinde destek ağlarına, uyuyan hücrelere sahip olabileceğini; en azından bu kurumlarda yaşanan kaos ve bölünmelerden etkin biçimde faydalandığını bir kez daha ortaya koydu.

Bu tablo, geçiş sürecindeki yönetimin karşı karşıya olduğu temel soruyu da gündeme getirdi. Meşruiyetini büyük ölçüde yitirmiş ve yıpranmış güvenlik aygıtlarına dayanan bir yönetim, güvenlik açıklarını kullanma konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip bir örgüt karşısında ne ölçüde kalıcı ve sağlam kurumlar inşa edebilir?

Stratejik açıdan bakıldığında, yaşananlar DAİŞ’in hâlâ Suriye’nin derinliklerinde ciddi bir tehdit oluşturabilecek kapasiteye sahip olduğunu gösterdi. Rejim ve müttefiklerinin sıkça dile getirdiği “örgütün tamamen yenilgiye uğratıldığı” söyleminin sahadaki gerçeklikle örtüşmediği bir kez daha açığa çıktı.

QSD’NİN DAİŞ’LE MÜCADELEDEKİ ROLÜ KASITLI OLARAK GÖRMEZDEN GELİNİYOR

Bu çerçevede dikkat çeken bir diğer husus ise, yerel ve uluslararası aktörlerin DAİŞ’e karşı örgütlü ve etkili bir güç olarak Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) rolünü kasıtlı biçimde görmezden gelmesi. Geçiş hükümetinin heterojen ve dağınık askeri-güvenlik yapılarının aksine QSD, yerel ittifaklara dayanan, disiplinli ve örgütlü bir yapı ortaya koydu.

QSD, Kuzey ve Doğu Suriye’nin geniş alanlarında DAİŞ’i askeri olarak yenilgiye uğratırken, aynı zamanda bu başarının yalnızca silahlı güçle değil yerel meşruiyet, uluslararası destek ve net bir stratejiyle mümkün olduğunu da kanıtladı. Yıpranmış Suriye ordusuyla kıyaslandığında, daha sağlam askeri ve güvenlik kurumları inşa etmeyi başaran QSD, kurtarılan bölgelerde sivil ve güvenlik yapıları oluşturarak DAİŞ’in yeniden sızma kapasitesini ciddi biçimde sınırladı.

‘QSD BU MODELİ TEMSİL EDİYOR’

Mısırlı siyasetçi Rami Zahdi, ANF’ye yaptığı değerlendirmede, yaşananların Suriye sahnesinin ne denli karmaşık olduğunu ve terörle mücadele dosyasının, bölgesel ve uluslararası güçlerin nüfuz hesapları arasında geri plana itildiğini gösterdiğini ifade etti.

Zahdi’ye göre DAİŞ, artık toprak hakimiyetinden çok, rakiplerini yıpratmaya ve sembolik saldırılarla varlığını sürdürmeye odaklandı. Bu da kapsamlı bir güvenlik yaklaşımını, ciddi bir bölgesel koordinasyonu ve terörün kaostan beslendiği gerçeğinin yeniden hatırlanmasını zorunlu kıldı.

Yazar ve siyasi analist Hasan Bedi ise, olayın perde arkasının DAİŞ’in güvenlik ve siyasi boşluklardan faydalanma yeteneğini hâlâ koruduğunu teyit ettiğini belirtti. Çözümün yalnızca uluslararası güçlere dayanmak olmadığını vurgulayan Bedi, toplum ve devleti koruyabilecek örgütlü ve meşru bir yerel gücün inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

Bedi‘ye göre QSD, bu modeli temsil ediyor. Mücadele, silah kadar güvenliğin ve meşruiyetin yeniden inşasını hedefleyen bir vizyonu da gerektiriyor.