Suriye’nin ihtiyacı savaş değil demokrasidir

Suriye’nin büyük kısmı HTŞ zihniyetinde değil. Özgürlük ve demokrasi isteyen güçler ortaklaştıkları ve örgütlendikleri oranda Suriye’nin demokratikleşmesinin önü açılır. Dış müdahale ve işgalcilerin etkisizleşmesi sağlanır.

Suriye’de Alevi liderlerin çağrıları üzerine gösteriler oldu. HTŞ’nin silahsız, barışçıl gösterilere cevabı yine silah kullanmak oldu. Bilindiği gibi Aleviler Mart ayında katliama maruz kaldılar. Aleviler de tümüyle örgütsüzdü, ne yapacaklarını bilemez haldeydiler. Genelde korku, belirsizlik ve endişe içinde kıvranır olmuşlardı. HTŞ’nin ise Suriye’nin farklı renklerini tanıma, kapsama gibi bir zihniyeti yoktu. Sindirerek teslim alma ve biat ettirme yolunu tercih etti.

Silah ve baskı, dezenformasyon toplumsal sorunları çözmez. Taktiksel olarak bir işlevi olabilir ama sağlıklı bir sonuç elde etme olanağı yok. Bunlar Türkiye’de, Suriye’de ve bölgede çokça kullanılmış yol ve yöntemlerdir. Türkiye yüzyıldır ‘’Kürt yoktur, herkes Türk’tür’’ diyordu. Kürt olduğunu söyleyenler bölücü ve hain ilan ediliyordu. Hesaplanamaz acılar ve yıkımlar yaşandı. Ama sonuçta bu inkar ve yalana dair strateji, istenen sonucu vermedi. Baas rejimi de farklı bir yol izlemedi. Baskı ve inkarı sonuna kadar kullandı. Toplum mühendisliği yaptı, Kürt nüfusunu seyreltmek için “Arap Kemeri” politikasını uyguladı. Suriye halkına nefes aldırmadı. Tek partili ceberut bir rejim kurdu. Sonunda Irak’ta ve Suriye’de Baas rejimleri yıkıldı.

Suriye’de rejim değişikliği oldu ama ne yazık ki zihniyet değişimi olmadı. Baas’tan daha gerici bir zihniyete sahip olan HTŞ yönetime getirildi. Aşırı merkezi ve otoriter, Arap milliyetçiliğine dini de ekleyerek daha katı bir ideolojik yapılanma egemen kılınmaya çalışılıyor. HTŞ, Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, Hristiyanları ve demokrasi isteyen Arapları kapsayan bir geçiş hükümeti kurabilirdi. Suriye’yi seçime götürecek bir milli mutabakat hükümetine ihtiyaç vardı. Suriye’de tüm gücü elinde toplayan ve diğer güçleri dışlayan bir yönetim anlayışı ve modeliyle barış ve birlik sağlanamaz. Nitekim sağlanamıyor. Dürziler de katliama uğradılar ve kendilerini korumak için İsrail’e sığınmak zorunda kaldılar.

Boyun eğdirme ve biat ettirme bu çağda bir yönetim modeli olabilir mi? Son günlerde Halep’te Kürt mahallerine yine saldırılar yapıldı. Uzun yıllar boyu oraya yerleşmiş ve oranın bir dokusu, rengi olmuş Kürtleri ezmek Suriye’nin hangi sorununu çözecek? Kaldı ki orası için de görüşmeler oldu, birlikte yaşama modeli olacak bir anlaşmaya, uzlaşmaya da varıldı. Ama bir arada yaşama hukukuna bağlılık ve böyle bir istek, hassasiyet yok.

Bunda tabii Türkiye’nin oynadığı olumsuz rol var. Ama her şeyi Türkiye’yle açıklamak da sorunu çözmüyor. Orada Türk ordusuna bağlı silahlı grupların provokasyonları var. O mahalleri Kürtlerden arındırma planları da var. Ama Şam hükümeti de bunlara ya ortak oluyor ya da ilgisiz kalıyor.

“Türkiye, Suriye’nin geleceğini karartıyor” diye anlatımlarımız olmuştu. Sorun, Kürt düşmanlığı ve soykırımıyla sınırlı kalmıyor. Türk devletinin stratejisi Suriye’de Kürtleri ezmek, statüsüz bırakmak ve katı bir rejimin denetimine vermektir. Suriye’de katı bir rejim kurulduğunda bütün Suriye halkının geleceği karartılmış olacak. Suriye’de bütün halklar, inançlar ve düşünceler özgür olur, demokratik bir rejim kurulursa bu hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin kazanımı olacak. Yıkıma uğramış ve ezilmiş Suriye halkı da rahat bir nefes alacak ve barış içinde birlikte yaşama olanağına kavuşacak. Farklılıklar, ayrılık ve çatışma gerekçesi olmaktan çıkarılacak zenginlik olarak yaşama renk katacaktır.

Şam yönetimi ve SDG-Özerk yönetim uzlaşarak 10 Mart Mutabakatı’nı imzaladı. Burada Suriye genelinde ateşkesi kabul eden bir madde var. Ama bir türlü Suriye’de ateşkes gerçek anlamda hayat bulmuyor. Diğer maddeler de bir türlü uygulamaya sokulmadı. Görüşmeler belirlenen müzakere heyetleri arasında düzenli yapılmıyor. Daha doğrusu HTŞ’ye kalsa, hiç görüşme ve diyalog da olmayacak. Ancak koalisyon güçlerinin arabuluculuğuyla bazı görüşmeler yapılabiliyor.

Görüşmelerde SDG’nin entegrasyonunda ısrar edildi. Öncelikli konu olması için dayatmalar yapıldı. SDG heyeti bunu da kabul etti. SDG güçlerinin tümenler biçiminde Suriye ordusuna katılması üzerinde uzlaşmaya varıldı. Ama Türk devleti süreci tıkamaya ve savaşı dayatmaya devam ediyor. HTŞ “evet” dedi ama Türk devleti “hayır” diyor. “SDG dağıtılacak, orduya birey olarak katılabilecekler” diye dayatıyor. Kendi güvenlik kaygılarını öne çıkararak, Suriye’nin geleceğini karartmaya ve tehlikeye atmaya devam ediyorlar.

Türkiye Alevi ve Dürzi katliamlarını destekledi. Bir kınama ve eleştiri yapmadı. Her koşulda Şam hükümetini destekleyeceğini açıklıyor. Bu da HTŞ’nin esnemesini ve iç barış için yollar aramasını olumsuz etkiliyor. HTŞ Kürtlere karşı kışkırtılıyor, savaşa zorlanıyor.

Aleviler de sonunda korku ve panik halinin onlara bir yarar getirmeyeceğini gördüler. Örgütlenmeye ve tepkilerini açığa vurma noktasına geldiler. Suriye’nin büyük kısmı HTŞ zihniyetinde değil. Özgürlük ve demokrasi isteyen güçler ortaklaştıkları ve örgütlendikleri oranda Suriye’nin demokratikleşmesinin önü açılır. Dış müdahale ve işgalcilerin etkisizleşmesi sağlanır.