Tişrîn: Zaferin ve büyük kazanmanın devrimi

Tişrîn Devrimi, zaferin ve büyük kazanmanın devrimiydi. Bölge halklarının gerektiğinde nelerden vazgeçebileceğinin ve karşılığında neleri kazanabileceğinin yakın belleği ve canlı şahidiydi.

Suriye'de 27 Kasım 2024’ten bu yana çok ciddi gelişmeler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Bu gelişmelerin arasında olumlu gelişmeler olduğu kadar olumsuz gelişmeler de yer aldı. Ancak süreci esas olarak olumlu kılan, QSD ve YPJ savaşçılarının direniş ruhu ile başta Kobanê halkı olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye halklarının sonuna kadar sahiplendiği mücadele oldu.

Tişrîn, Qereqozax ve Der Hafir’daki direnişlerin halk tarafından sahiplenilmesiyle başlayan Tişrîn Devrimci Halk Savaşı, Kuzey ve Doğu Suriye’de bir bütünleşmeye yol açarken, mevcut olumsuzlukların da geri planda kalmasını sağlayan tarihsel bir dönüm noktası haline gelmişti.

Bu sürecin ilk aşamasında belirsizliklerin ve kaygıların yoğun olduğu bir atmosfer yaşandı. HTŞ'nin ilerleyişiyle birlikte Şam'daki Esad rejimi tarih sayfalarında son günlerini yaşarken, SMO ile Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik saldırıları yeniden hararetlendi. Bu saldırılar, Kuzey ve Doğu Suriye Devrimi’nin kazanımlarıyla birlikte bölgedeki Kürt-Arap ilişkilerini de hedef alıyordu.

Til Rifat ve Şehba'da yaşananlar ve işgalin gerçekleşmesi derin kaygılar yaratırken, sürece karşı korku dolu yaklaşımların hakim olduğu günlere tanıklık edildi. Ancak bir anda Tişrîn ve Qereqozax’tan gelen direniş görüntüleri bütün medyayı sardı. Bu görüntülerde çetelere ait cenazeler, QSD ve YPJ güçleri tarafından imha edilmiş araçlar ve geride bırakılan savaş kalıntıları yer alıyordu. Bunlar, büyük bir başarının ve direnişin ilk işaretleriydi.

Haftalarca, hatta aylara yayılan bir süreç boyunca Türk devleti destekli çete gruplarının Tişrîn ve Qereqozax’ı işgal etmek amacıyla düzenlediği bütün saldırılar QSD ve YPJ tarafından püskürtüldü. Bu alanlarda başlayan direniş ise bütün Kuzey ve Doğu Suriye’ye yayılmaya başlamıştı.

ŞEHİD EZÎZ EREB HAMLESİ, KUZEY VE DOĞU SURİYE’Yİ BÜTÜNLEŞTİRDİ

Yaklaşık iki hafta boyunca çetelerin Tişrîn Barajı’na yönelik gerçekleştirdiği tüm saldırıları kıran QSD ve YPJ savaşçıları, sürecin akışına doğrudan müdahale etmişti. Şehit Ezîz Ereb’ın Qereqozax’ta geliştirdiği fedai eylemi ise bütün QSD ve YPJ güçleri için güçlü bir ilham kaynağı olmuştu.

Tişrîn’i büyük bir irade ile savunan QSD ve YPJ’nin direnişçi gücü hem savunmayı daha da güçlendirmek hem de düşmanı geri püskürtmek amacıyla bir hamle başlatmıştı. Bu hamlenin başlamasıyla birlikte sürece dair var olan tüm olumsuz düşünceler ortadan kalktı; Kuzey ve Doğu Suriye’nin her bir şehrinde bu saldırılara karşı güçlü bir yekvücut olma hali ortaya çıkmıştı.

QSD ve YPJ savaşçıları, Şehîd Ezîz Ereb Hamlesi’yle birlikte gerçek direnişçi kimlikleriyle daha da bütünleşirken, tüm Kuzey ve Doğu Suriye halklarıyla da güçlü bir bağ kurulmuştu. Kuzey ve Doğu Suriye’de hepimizin tanıdığı o 19 Temmuz Devrimi’nin ruhu adeta yeniden hayat buluyordu.

O günler, Tişrîn’deki her bir karenin bir direniş kalesine dönüştürüldüğü günlerdi. Şehît Ronahî Yektaların ve Hebûnların Tişrîn’deki her bir kareyi bir direniş mevzisine evirdiği tarihsel anlardı.

Tişrîn’de bulunan her duvar, her kaya parçası, her ağaç ve tepe; hatta Tişrîn Barajı’nın kendisine kadar her yer direnişle dolup taşmıştı. Bu direniş, bütün Kuzey ve Doğu Suriye halklarına yayılan toplumsal bir direnişe dönüşmüştü. Artık bu mücadele, Rojava’nın tüm şehirlerini ortak bir direniş hattında buluşturuyordu.

Özellikle devrimci halk savaşı kararının alınmasıyla birlikte, halkın da en az askeri güç kadar ısrarlı ve iradeli bir direniş gösterdiği bir süreç başlamıştı. Bu sürecin başlamasıyla Kuzey ve Doğu Suriye Devrimi, tarih sayfalarında kendine yepyeni bir sayfa açmıştı.

Artık ne askeri güç olarak QSD ve YPJ’nin ne de bölge halklarının, devrimci halk savaşı tartışmalarında Vietnam ve Filistin örneklerine başvurmasına gerek kalmayacak bir direniş sürecinden geçiliyordu. Halkın Tişrîn'de ortaya koyduğu tarihi direnişin sonucunda yaşanan bu mücadeleyi, 'Devrimci Halk Savaşı, Tişrîn Devrimi’ biçiminde tanımlamak daha doğru olacaktır.

8 OCAK 2025’TEKİ ‘ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜ’

Bu süreçten birkaç sahne, toplumsal ve tarihsel hafızamıza kazınmıştı. Bu sahnelerden ilki, Kobanê ve diğer şehirlerden gelen halkın Tişrîn Barajı’na yürüyüşüydü. Etrafında adeta bir yağmur gibi yağan obüsler ve uçak bombardımanları altında, sloganlar eşliğinde özgürlük yürüyüşünü sürdüren halkın o iradesi, devrimci halk savaşının başladığı ilk günün en çarpıcı sahnelerinden biriydi.

Halkın Tişrîn Barajı’na ilk seferinin başlamasıyla Tişrîn Devrimci Halk Savaşı da fiilen başlamış oldu. Bu görüntüyü tarif etmek bizim için oldukça zor. Bu, bir tür özgürlük yürüyüşüne benziyordu. Önder Apo’nun, Önderlik sahasındaki özgürlük yürüyüşünden bahsetmesini hatırlatan bir sahneydi. Bu da başta Kobanê halkı olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye halklarının özgürlük yürüyüşüydü.

İçinde yaşlıların ve çocukların da bulunduğu halk, bu özgürlük yürüyüşüne öncülük yapıyordu. Bu tarihsel yürüyüşte yer alanlar, savaşın şehirlerine ulaşmasına fırsat vermeden, savaşı en yoğun yaşandığı cephelerde karşılayanlardı. Bu yolda ilerleyen halkın üzerine havadan obüsler ve bombalar yağıyordu. Daha hedefe varmadan şehadetler yaşanıyordu.

Araç yolları uçaklar tarafından vurularak kullanılamaz hale getiriliyor, ama ne olursa olsun özgürlük için ölüme meydan okuyan halkın yürüyüşü durmuyordu. Ve bütün bunlar daha ilk günden yaşanıyordu. Bu sahnenin kendisi, başlı başına bir devrimci halk savaşı sahnesiydi.

Devrimin ve devrimci halk savaşının gerektirdiği irade ve fedakarlığı anlamak için Tişrîn devrimini anlamak yeterli olacaktır. Tişrîn Devrimci Halk Savaşı’nda bu yürüyüşün kendisi bile destansı bir direniş süreciydi.  

‘EM JI MIRINÊ MEZINTIR IN’

Aklımızda iz bırakan birçok sahne vardır elbette. Bunlardan bir diğeri ise düşmanın, halk özgürlük halayı çekerken gerçekleştirdiği saldırının ardından, halkın yeniden halaya devam etmesiydi. Yüzlerce insan vardı orada. Aralarında kadınların, çocukların ve yaşlıların da olduğu bu direnişçi halk, Tişrîn Barajı’nın üzerinde toplanmış halay çekiyordu.

Çektikleri bu halaylarla halkların kardeşliğini güçlendirirken, aynı zamanda savaş mevzilerinde büyük bir direniş gösteren evlatlarına da moral kaynağı oluyorlardı. Bu insanların birçoğu daha önce birbirini hiç görmemiş, tanımamış olmasına rağmen, barajın üzerinde el ele tutuşarak halay çekiyordu. Gerçek bir toplumsallık, birlik ve beraberlik sahnesi yaşanıyordu. Bu barajda, halkların kardeşliğini sembolize eden Tişrîn Direnişinin somut gerçekliği vardı.

Halkın bu bağlılık ve irade ile savaşçılarının direnişini kucaklamasına tahammül edemeyen düşman, yine durmamış ve bir drone ile halayı bombalamıştı. Hemen ardından çığlıklar yükselmiş ve “Em ji mirinê mezintir in” sloganları eşliğinde yaralılar baraj binasına taşınmıştı.

Kısa süreli bir panik ve karmaşanın ardından halk yeniden olay yerine dönmüş ve özgürlük halayına devam etmişti. Anlatılması ve tarif edilmesi zor bir sahne. Birileriyle halay çekiyorsunuz; onlar şehit düşüyor ya da yaralanıyor, ortalık kan revan içinde kalıyor. Siz ise yaralananların ve şehit düşenlerin mücadelesini sürdürmek için yeniden halaya tutuşuyorsunuz. Bu, büyük bir iradenin ve direnmenin ifadesidir.  Hem de “acaba bir daha vurur mu, vurmaz mı?” diye düşünmeden… İşte özgürlük halayı böyle bir şey olmalıydı. Tişrîn Devrimi’ni zafere götüren sahnelerden biri de aslında buydu.

Bu direniş sürecinde Kuzey ve Doğu Suriye halklarının karşılaştığı bütün tehdit ve zorluklara verilen cevap, “Em ji Mirinê Mezintir in” sloganın yaşatılmasıyla ortaya konmuştu. Bu sadece bir slogan değil; toplumsal bir duruşun, direnişin ve kimliğin ifadesiydi aslında.   

Elbette bu direniş sadece Tişrîn’de yaşatılmayacaktı. Şehitliklerde dört ay boyunca her gün merasimler düzenleniyor, köylerde sivil taburlar kuruluyor, evlerde savaş cepheleri için yemekler hazırlanıyordu. Tişrîn devrimi, tam anlamıyla bütün Kuzey ve Doğu Suriye halklarını seferber etmiş ve onları tek bir beden halinde örgütlemişti.

Zaten devrimin gerektirdiği de buydu: Kendini ve çevresini düşünsel, eylemsel ve bedensel olarak bir bütün halinde örgütlemek ve zafere kilitlenmek. Tişrîn devrimi, zaferin ve büyük kazanmanın devrimiydi. Bölge halklarının gerektiğinde nelerden vazgeçebileceğinin ve karşılığında neleri kazanabileceğinin yakın belleği ile canlı şahidiydi.

Tişrîn devrimi, Kobanê Devrimi’nden sonra Kuzey ve Doğu Suriye halklarının elde ettiği en büyük maddi ve manevi kazanım oldu. Evet, Tişrîn direnişinin üzerinden bir yıl geçti; ancak hala düşüncelerimizde ve kalbimizde yaşıyor ve yaşamaya devam edecektir.

Bu direniş, dünya tarihine ve toplumsal hafızaya yeni bir Stalingrad, yeni bir Dimdim Kalesi direnişi olarak kazındı.