Viyan Kobanê: Tişrîn bizim için son kaleydi
YPJ Komutanı Viyan Kobanê, Tişrîn direnişi, halk ve savaşçıların direnişiyle birbirini tamamladı. Buradaki direniş, dört parça Kürdistan’a ruh kazandırdı" dedi.
YPJ Komutanı Viyan Kobanê, Tişrîn direnişi, halk ve savaşçıların direnişiyle birbirini tamamladı. Buradaki direniş, dört parça Kürdistan’a ruh kazandırdı" dedi.
27 Kasım 2024 tarihinde Suriye’de yaşanan saldırılarda, Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) Şam’a doğru ilerlerken, Türk devletine bağlı Suriye Milli Ordusu (SMO) çeteleri ise, Minbic şehrine dayanmıştı. Takvimler 8 Aralık 2024’ü gösterdiğinde, HTŞ Şam’a girerek, Baas rejiminin varlığına son verirken, Türkiye’ye bağlı çeteler ise, Minbic’e girerek, şehri işgal etti. Çeteler aynı gün, 25 km güneydoğusunda bulunan ve bir enerji dağıtım merkezi olan Tişrîn Barajı’na saldırdı. Tarihin seyri bu barajda değişecekti. Türkiye’nin desteklediği çeteler, Tişrîn Barajı’na saldırmaya başladıklarında, hiç ummadıkları bir direnişle karşılaşacaklardı. Bir tarafta SDG, YPG, YPJ savaşçıları, diğer tarafta DAİŞ ama Türkiye tarafından cilalanıp, boyanan ismiyle SMO çeteleri. Türk devletinin havadan ve karadan yoğun, gelişkin teknik kullanımı ile sahaya sürdüğü binlerce çete karşısında, QSD ve YPJ savaşçılarının tünel savaşı taktiğiyle, büyük zorluklara ve imkansızlıklara rağmen görkemli bir direniş gerçekleştirilmişti. Savaş cephesinde devam eden direniş 1 ayını tamamladıktan sonra bu kez, Kuzey ve Doğu Suriye halkının devrimci halk savaşı perspektifi temelinde, 2025 yılının 8 Ocak’ında Tişrîn Barajı’na gelerek, QSD, YPJ savaşçılarının direnişine ve topraklarının enerji kaynaklarına sahip çıkmak, gerçek anlamda da toprağını ve onurunu savunmak amacıyla nöbet eylemi gerçekleştirmişti.
Tarihte emsali bulunmayan Tişrîn Barajı direnişinin birinci yıldönümünü, Direnişin öncü komutanlarından YPJ Komutanı Viyan Kobanê ile konuştuk.
Tişrîn Barajı Direnişi’ne geçmeden önce Suriye’de 1 yılını tamamlayan rejim değişikliği ve Esad rejiminin devrildiği sonraki süreçleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
27 Kasım 2024 yılında Baas rejimine karşı bir saldırı gerçekleşti. Şehba’dan başlayıp, Halep ve Şam’a girdiler. Bu saldırılar Minbic’e kadar sürdü. Rejimin yıkılması için daha önceden planlamalar vardı. Esad rejimi çıkışından devrilmesine kadar Arap halkını koruyacak ya da Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan halkları savunacak bir rolden çok uzaktı. Uluslararası devletlerin bu yönlü baskıları da olmuştu, fakat rejim kendi tarihi boyunca pasif bir pozisyonda kaldı. Yani kimse bana yaklaşmasın, bende kimseye yaklaşmayayım pozisyonundaydılar. Rojava Devrimi’nin gerçekleştiği dönemde de Esad rejiminin kendisini ayakta tutacak bir pozisyonda olmadığı biliniyordu. 27 Kasım 2024’ün öncesinde de DAİŞ toparlanıp, başka bir isimle yani HTŞ adıyla sahneye çıktığında, Esad rejiminin zayıf olduklarını biliyorlardı. Esad rejimine dönük saldırılar gerçekleştiğinde, rejim nasıl siper alacağını, nasıl savaşacağını bilmiyordu. Suriye’de son 15 yılda birçok defa çatışma ve savaşlar yaşandı. El Nusra gibi bazı isimlerle ortaya çıkan çete gruplarının birçok defa Rejime dönük saldırıları olmuştu. Fakat Rejim bu saldırılara karşı hep sessiz kaldı ve sert cevaplar vermedi. Bundan dolayı rejim kendi sonunu getirdi. HTŞ Halep’i aldığında daha Şam’a girmeden rejimin sonu gelmişti. HTŞ, Türk devleti ve desteklediği çetelerle Minbic’e girdiklerinde, orada da bir direniş oldu. Rejimin yıkılmasıyla beraber halk arasında da bir panik de yaşanmıştı. Minbic’i işgal ettikten sonra, zafer sarhoşluğuyla yönlerini Tişrîn’e verdiler.
HTŞ ve Türk devletinin desteklediği çetelerin yönünü Tişrîn’e verdiğini söylediniz. Saldırılar ilk nasıl başladı? Esas hedef neydi?
Çeteler 8 Aralık gününde öğleden sonra Tişrîn’e girdiler. Halep ve Şam’ı alıp, rejimin yıkılmasını sağlayarak, yakaladıkları bir dalgayla Rojava Kürdistan’ını da almak istiyorlardı. Zaten Minbic’i almışlardı, hedefte Tebqa’yı işgal edip, Kobanê’yi çembere almak vardı. Kobanê’nin tarihi direnişini biliyoruz. Bu tarihi hiç unutmuyoruz. Tişrîn Barajı’nda sergilediğimiz direnişin ruhu Kobanê direnişinin ruhudur. Bunu hiçbir zaman unutmuyorduk. Birçok komutanımız ve öncü arkadaşlarımız Kobanê’de şehit düştü. Biz o arkadaşların elinde büyüdük. Onlardan çok şey öğrendik. O ruhu Tişrîn’de gösterdik. Çetelerin hedefi Kobanê’yi almaktı. HTŞ ve Türk devletine bağlı çetelerin ilk Tişrîn Barajı’na saldırı hedefinde her zaman Kobanê vardı. Çünkü Kobanê 2014 yılından bu yana Türk devletinin yüreğinde kapanmayan bir yaraydı. Kobanê, dünyada ses getiren bir direniş oldu. Bundan dolayı şu ana kadar alamadıkları Kobanê’yi 2024’te işgal edip almak istediler. Fakat öngördükleri hedef ve planlama tutmadı. Tişrîn’e girdiklerinde büyük bir direnişle karşılaştılar. Bazı alanlarda zayıflıklarımız olsa da yine istenilen şekilde bir mücadele düzeyi ortaya çıkmasa bile, Tişrîn’de sergilenen emsalsiz direniş bütün her şeyi ispatladı.
Çeteler Tişrîn’e girdikleri anda direnişin en ön saflarında yer aldınız? O anki duygularınız neydi ve şahit olduğunuz olaylar nelerdi?
Çetelerin baraja dönük ilerlemeleri hangi tarzda olursa olsun, biz hiçbir zaman geçit vermeyecektik. Cenazelerimize basıp ilerleselerdi bile, kutsal topraklara girmelerine izin vermeyecektik. Bu topraklarda şehitlerimiz vardı. Adımını attığımız her karışta, büyük bedeller verdik, şehitler verdik. Rojava devrimi kendiliğinden gerçekleşmedi. On binlerce şehit verdik. Çeteler rahat girmek istedi. Fakat Tişrîn’e girdiklerinde ve direnişimizle karşılaştıklarında şok oldular. Paniğe girdiler. Böyle bir direnişle karşılaşacaklarını tahmin edemiyorlardı. Direniş cephesinde bir futbol sahası vardı, çeteler oraya girmişti. Kendi aralarında konuşurlarken, bir anlarına şahit olmuştum. Birbirlerine bağırıyorlardı. Savaşmak için birbirlerini öne sürmeye çalışıyorlardı. Birkaç kişi, bir grubu öne sürmek isteyince, o grup gitmek istemiyordu. Hal böyle olunca, birbirlerini vuruyorlardı. Savaş pozisyonumuzu aldığımız binalara girmek istediklerinde, arkadaşlar büyük bir direnişle cevap veriyorlardı. Yine tankları vardı, tanklarla alanımıza ilerlemek istiyorlardı. Arkadaşlarımız tanklarını imha etmişlerdi. Direnişimizin karşısında ileri doğru gelemediklerinden kaynaklı daha geride birbirlerini vuruyorlardı. Günlük olarak saldırılar oluyordu, önde direnişimizi kırıp, Barajda bizi boğma hedefleri vardı.
Türk devletinin ve onun güdümünde olan çetelerin Tişrîn’de kullandığı bütün teknolojiyi boşa çıkaran bir tünel savaşı taktiğiniz vardı. Direnişte, kendinize has tedbiriniz ve taktiğiniz olan bu tünel savaşının ne gibi bir etkisi oldu?
Yeraltı sistemimiz vardı. Nasıl savaşabiliriz, çetelere karşı nasıl darbe vurabiliriz üzerinden önemli bir mevzi idi. Küçük küçük timler halinde tünellerden çıkıp, onları vurduğumuzda tekrardan sağlam bir şekilde tünele geliyorduk. Çeteler şok geçiriyorlardı. Bu taktiğimiz, panik ve korku yaratmıştı onlarda. Aralarındaki konuşmalarına tanık oluyorduk. Askerler, savaşı koordine eden bir başka çeteye ‘biz baraja gitmek istemiyoruz, siz bizi ölüme gönderiyorsunuz’ diyorlardı. Böyle konuşmaları oluyordu. Çok ciddi bir panik yaşanmıştı aralarında. O paniğin yaşanması, Tişrîn direnişinin sayesinde oldu. Biz çok az sayıda arkadaşla barajdaydık. Bazen direniş alanlarında o kadar çok sayıya da gerek olmadığını söylüyorduk. Az sayı olsun ama profesyonel olsun, ama işini yapmayı bilsin, ama savaşmayı bilsin ve ama düşmana karşı nasıl bir taktik yürütüleceğini bilen olsun. 2012’den bu yana Rojava büyük bir direnişin içinde. O direniş ruhu halen devam ediyor. O ruh hiçbir zaman bitmez. Tişrîn direnişinde savaşan, direnen arkadaşların tümü o direniş ruhunu gösterdi. Telsiz üzerinden bizimle bağlantıya geçen direnişteki arkadaşlar, “ne olursa olsun çetelere geçit vermeyeceğiz” diyorlardı. Arkadaşlarımız burada şehit düştüler. Çetelerin barajı geçmelerine ve halkımızı soykırıma uğratmalarına izin vermemek için, canlarını ortaya koydular. Biz halkın koruyucularıyız, halkımız için canımızı tereddütsüz veririz.
Çeteler karadan sonuç alamadıklarında, Türk devletine ait savaş uçakları devreye girmişti. Hava saldırıları direnişinize etki etti mi?
Bir yandan direniş vardı, diğer yandan zorluklar ve imkansızlıklar vardı. Fakat bu imkansızlıklar bizi savaşamayacak duruma getirmiyordu tabi. Düşman her türlü tekniği üzerimizde yürütülüyordu. Kimyasaldan tutun, savaş ve keşif uçaklarına kadar saldırıyorlardı. Her yeri yakıp, arkadaşlarımızın dumandan etkilenmelerini bekliyorlardı. Genelde yaktıkları yerlerden çıkarılan dumanlar zehirliydi. Arkadaşlarımızın zehirlenmesi için kimyasal kullanıyorlardı. Tank ve toplarla ya da ferdi silahlarla direnişimizi kıramayacaklarını gördükleri için, çok yoğun bombardımanlar gerçekleştiriyorlardı. Yeni yöntemler deniyorlardı. Fakat sonuç alamadılar. Hava saldırılarıyla çetelerin ilerlemesini sağlamak istiyorlardı fakat direnişimize çarptılar. Arkadaşlar imha olmamak için, düşmanın denediği yöntemlere çok dikkat ediyorlardı. Çoğu defa tank ve toplarla arkadaşlarımızın bulunduğu noktaya saldırıyorlardı. Gelip, esir almak istiyorlardı. Teslimiyet çağrıları yapıyorlardı. Böylelikle özel savaş taktiğiyle, işte “QSD ve YPJ Rojava’da yok, artık bize karşı savaşamıyor” diye algı yaratacaklardı. Yine bir ara baraja girdiler ve burada bir iki tane fotoğraf çekip, barajı aldık diyerek, sanal medyada paylaşıyorlardı. Bu psikolojik ve özel savaşla hem halkımızın gündemini değiştirip hem de QSD’yi karalamaya çalışıyorlardı. Fakat sonuçta QSD ve YPJ savaşçıları büyük bir direniş ruhuyla kendisini ispatladı. Tişrîn Barajı direnişi somutunda bunu gördük. Baraja dair her ne kadar antipropaganda yapıp, özel savaş yöntemleri uygulasalar da gerektiği yerde gereken cevabı veriyorduk.
HTŞ adıyla bilinen Geçici Şam Hükümeti’nin savaştaki rolü neydi?
HTŞ, bizim gerçekliğimizi Tişrîn Barajı direnişinde gördü. HTŞ’nin bünyesinde bazı çete grupları da vardı. Türk devletine bağlı çeteler de vardı. Türk devleti HTŞ’yi yıllarca eğitmişti. Esasen Tişrîn’de bizimle savaşan HTŞ idi. HTŞ’nin Türkiye tarafından organize edildiğini biliyorduk. Devletlerin gerçekliğinden uzak değiliz. Çünkü bir devletle savaşıyorduk, onun tarihini iyi bilmemiz, politikalarını iyi çözmemiz gerekiyordu. HTŞ Türkiye’ye girdikten sonra Türk devleti ile bağlarını koparma görüntüsü veriyordu. Bu bir yanıltmacaydı. HTŞ, QSD’nin Suriye’deki rolünün ne olduğunu çok iyi biliyor. QSD karşısında küçük düşmek istemedikleri için bu gerçekliği itiraf edemiyorlar.
QSD ve YPJ savaşçılarının direnişi yanı sıra Rojava halkları da 8 Ocak’ta Tişrîn Barajı’na gelip, nöbet eylemi başlattı. Eylem tam 118 gün sürdü. Siz savaş cephesinde direnen savaşçılar olarak bu halk eylemini nasıl değerlendiriyordunuz?
Halkımız baraja gelerek ‘biz ölümün elbiselerini yırttık. Bizim için ölüm hiçbir şey ve en son şeydir’ dedi. Yediden yetmişe baraja gelip, kendi savaşçılarına destek verdi. Sadece savaşçıların savaşmadığını, kendilerinin de savaştığını söylediler. Şehit düştüler, bedel verdiler. Bu sıradan bir şey değildir. Çetelerin, Kuzey ve Doğu Suriye’yi alıp, iktidar olmayı hayal ediyorlardı, düşündükleri gibi çıkmadığını gördüler. Kuzey ve Doğu Suriye halkı, devrimci halk savaşı ve kendini savunma konularında eğitimlidirler. QSD ve YPJ üzerinde yürüttükleri anti propaganda ve özel savaş uygulamaları, halkımızın sergilediği Tişrîn direnişi şahsında yerle bir oldu. Çeteler, halkımızın savaşçılara büyük bir destek verdiğini gördü. Biz halkımızı koruyan güçleriz, arkamızda halkımız vardı. Bunu gördüler. Halkımız savaşçılarını korumak için canını verdi. Bunu barajda somut bir şekilde gördük. Kahramanca savaşıp şehit düşen her bir arkadaşımız, halkımıza büyük bir direniş ruhu verdi. Halkımız, kışın en zorlu en soğuk zamanlarında direnişimize destek verip, bize yardım ediyorlardı. Ellerinden ne geldiyse, savaşçılar için yapıyorlardı. Aslında, Tişrîn direnişi, halk ve savaşçıların direnişiyle birbirini tamamladı. Bu direnişi tek taraflı değerlendiremeyiz. Hem halk hem de savaşçıların direnişi vardı. Bu da bize ne savaşçı halksız olabilir ne de halk savaşçısız olabilir anlayışını ortaya koydu. Buradaki direniş, dört parça Kürdistan’a ruh kazandırdı.
Tişrîn Direnişi 1 yılını geride bıraktı ve etkisi hafızalardan silinmemecesine sürüyor. Sizce Tişrîn direnişi bir kırılma noktası mıydı?
Direniş 1 yılını tamamladı. Hep savaşın içinde olduğumuz için, direnişin dışarıya yansıması nasıldı, bilmiyorduk. Rejimin düştüğünü duymuştuk. Halk içinde bir panik vardı. Dışarıdan gelen basın hem bizim direnişimizi hem de halk direnişini gündem yapmışlardı. Rejimin düşmesi yıkılmasının yanında en temel gündem bizim direnişimiz idi. Halk ve savaşçıların direnişi daha çarpıcı geliyordu. Özellikle halk direnişinde şehit düşen her bir insanımızın mücadelesi, ağırlıkta bir gündem oluşturmuştu. Şu ana kadar da Tişrîn Direnişi üzerinde sohbetler, diyaloglar, anılar ve değerlendirmeler yapılıyor. Çünkü direniş uzun soluklu ve eşsizdi.
Savaşımızın en ağır geçen yılı 2014 yılında Kobanê’deydi. Fakat en ağır ikinci ağır savaşımız 2024 Tişrîn direnişiydi. Efrîn, Serêkaniyê ve Girî Spî’de ağırdı ama Tişrîn onlar için bir finaldi. Dediğiniz gibi kırılma noktasıydı ve burası son kaleydi. Etkisi çok fazlaydı ve bizim için çok önemliydi. Direnen ve savaşan arkadaşlar bu durumun farkındaydılar. Burada bir direniş ve kazanım ortaya çıkmasaydı, halkımız boydan boya soykırımla karşı karşıya kalabilirdi.
Direniş cephesinde şehit düşen yol arkadaşlarınız oldu. Bu sizde ve diğer savaşçılarda nasıl bir etki yarattı?
Şehit düşen her bir arkadaş, bize büyük bir güç, ruh ve takat veriyordu. İntikamlarını daha çok almak için, düşmanın üzerine daha çok gitmek için, şehitlerimizden büyük bir güç alıyorduk. Doğrudur, amaç ve hedeflerimiz var, ideolojiye olan inancımız var fakat yanında yoldaşlarımızın ruhunu da taşıyorduk. Biz savaşçılar, yoldaşlık ruhuyla bir araya geliyoruz, birlikte savaşıyoruz. Birbirimiz için canımızı verip, bedel ödüyoruz. Şehit düşen her bir arkadaşın ardından düşmana olan kin ve nefretimiz çoğalıyordu. Arkamda bulunan binada iki arkadaşımız şehit düştü. Heval Ronahi ve Heval Hebun. Bu arkadaşlar savaşın komutanlarıydılar ve savaşçıları koordine ediyorlardı. Ronahi Arkadaş komutanımızdı. Minbic’te çetelere karşı direndi ve Tişrîn’deki direnişe de katıldı. Çatışma ve savaşın yoğun olduğu yerlerden biri, Ronahi arkadaşın bulunduğu noktaydı. Ama Ronahi arkadaş hiçbir zaman tereddüt etmedi. Hiçbir zaman buradaki mevziyi bırakıyorum ya da burada yapamıyorum demedi. İkircikli ruh hali ve tutumu hiç yoktu. Hem yaşam içerisinde hem de zorlu geçen savaşta örnek bir arkadaştı. Barajda savaşan tüm arkadaşlar Ronahi arkadaşı kendisine örnek alıyordu. Şehit düşmeden önce de esas alınıyordu. Tüm arkadaşlar cihaz üzerinde Ronahi arkadaşı çağırıyordu. Ronahi arkadaş herkesi koordine ediyordu ve yürütüyordu. Yine Komutan Hebun vardı. O da kahramanca direnerek şehit düştü. Hebun arkadaş Ronahi arkadaşın kolundaydı. Nerede ihtiyaç varsa, Hebun arkadaş hiçbir zaman, ‘burada keşif var, burası tehlikelidir’ demedi. Arkadaşları cepheye götürürken, aynı zamanda cephane götürüyordu. Gitmemezlik yapmazdı. Her iki arkadaşımız da Tişrîn direnişinde çok önemli bir rol oynadılar. Direnişin 15’inci gününe kadar da yoğunlaşan çok ağır ve şiddetli çatışmalar bu iki arkadaşın bulunduğu noktada gerçekleşmişti. Düşman çoğu defa tünelin girişine gelip, sızma yapmaya çalışıyordu. Fakat Ronahi arkadaş izin vermiyordu. Ronahi arkadaş, düşmana “siz ne yapsanız da ruhumuzu ortadan kaldıramayacaksınız, irademizi teslim alamayacaksınız” diyordu.
Bir komutan olarak direniş süreci boyunca savaşçılarda ilk gözlemlediğiniz şey neydi?
Kuşkusuz Tişrîn Barajı direnişi için birçok şey söylenebilir. Bir iki kelimeyle anlatılabilecek bir şey değil. Ancak yaşayan bilir, yaşayan anlatabilir. Kelimeler yeterli gelmeyebilir. Düşman her türlü teknik üstülüğüyle üzerimize doğru geliyordu fakat bu durum hiçbir arkadaşımızda tereddüt yaratmadı. Arkadaşlarla konuştuğumuzda ya da yüz ifadelerine baktığımızda hiçbir zaman ikircikli bir ruh halini göremiyorduk. Yeni arkadaşlar olmalarına rağmen ve daha yeni yeni silah kullanmalarına rağmen bu tereddüttü görmedik. Tam tersi bir direnme ruhu vardı. Arkadaşlar günlerce uyumamışlardı. Uyku nedir, istirahat nedir bilmezdik. Bir arkadaşa ‘gel istirahat et, yoruldun dediğimizde, yok benim yerime diğer arkadaşlar gelsin’ derdi. Maneviyatla dolu yoldaşlık ruhu vardı.
Son olarak; Tişrîn Direnişi’nde sizi en çok etkileyen şey neydi?
Direniş boyunca beni en çok etkileyen, Halkımızın Tişrîn Barajı’na gelmesi ve eyleme durmasıydı. Ben kendi kendime diyordum, her şey bitti, biz burada savaşacağız, burada şehit düşeceğiz. Saldırılar çok ağırdı, dış bağlantımız kopmuştu. Halkımızın baraja geldiğini gördüğümde, nasıl ki solan bir çiçeğe su verip, yeniden canlanmasını, filizlenmesini sağlarsın ya, ben de öyle canlanıp, kendime geldim. Bu duyguyu bir tek ben yaşadığımı düşünmüştüm, fakat duygularımı arkadaşlara anlattığımda baktım ki, tüm arkadaşlar aynı duyguları yoğunca yaşıyor. Şehit düşen arkadaşlarımız vardı. Keşiften kaynaklı cenazelerini kaldıramıyorduk. Yaralı arkadaşlarımız vardı, onları şehit düşmeden çıkarmamız gerekiyordu. Yaşadığımız anlar çok acıydı fakat büyük bir güç de alıyorduk. Halkımızın Baraja geldiğini duymamla beraber, tarif edilemez umut ve inanç anları yaşadım. Burada tek olmadığımızı anladık. Halkımızın da yanımızda olduğunu görünce, yaşadığımız acıların ve sevinçlerin ortak olduğunu daha güçlü anladım.



