Gimgim’da Kürt- Alevi köyleri risk altında

Gimgim’da (Varto) 16 köyü kapsayan jeotermal enerji projesine tepki gösteren DEM Parti Mûş Milletvekili Sümeyye Boz, “Meralar hayvancılığın temel dayanağıdır. Proje hayata geçerse göç, çevre tahribatı ve deprem riski artacaktır” dedi.

Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde, IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından “jeotermal kaynak arama” amacıyla mera vasıflı arazilerde sondaj çalışması başlatılmasına onay verildi. Xwarik köyü sınırlarında yürütülecek proje, 16 Kürt-Alevi köyünü kapsayan bölgede Jeotermal Enerji Santrali kurulmasını öngörüyor. Temel geçim kaynağı hayvancılık olan köylüler ise göçertilme tehdidiyle karşı karşıya kaldıklarını belirterek projeye tepki gösteriyor.

Konuya ilişkin ANF’ye konuşan DEM Parti Mûş Milletvekili Sümeyye Boz, Gimgim’da meraların “boş arazi” olarak görülemeyeceğini söyledi.

Sümeyye Boz, meraların hayvancılığın temel dayanağı olduğuna dikkat çekerek, “Bu topraklarda mera, köylünün yem maliyetini düşüren, sürüyü ayakta tutan ve sert kış koşullarında üretimi mümkün kılan ortak yaşam alanıdır. Zaten sınırlı olan otlak alanı biraz daha daraldığında bunun sonucu nettir: Hayvan sayısı azalır, maliyet artar, küçük üretici daha kırılgan hale gelir” dedi.

Gelirlerin düşmesiyle birlikte göçün artabileceğine işaret eden Sümeyye Boz, 1966 Gimgim Depremi sonrasında yaşanan demografik değişimi hatırlatarak şunları söyledi: “O depremden sonra köylerin nasıl boşaldığını hatırlıyoruz. Yanlış planlamalar bugün de benzer bir süreci tetikleyebilir. Bu bölgenin kaderi göç değildir; göç, yanlış politikaların sonucudur.”

‘SU KAYNAKLARI VE ÇEVRE RİSK ALTINDA’

Jeotermal sondaj çalışmalarının yeraltı su kaynakları üzerinde de riskler oluşturabileceğini vurgulayan Sümeyye Boz, ağır metal taşınımı ve hidrojen sülfür gazının hava kalitesini olumsuz etkileyebileceğini belirterek şunları aktardı:

“Hayvancılıkla geçinen köylerde su yalnızca içme suyu değildir; hayvanın suyu, üretimin kendisidir. Kaynakların zayıflaması ya da kirlenmesi doğrudan geçim kaybı anlamına gelir. Özelikle Varto’nun aktif fay hatlarına yakın bir bölgede bulunması, jeotermal projelerde kullanılan yüksek basınçlı enjeksiyon yöntemlerinin mikro sismik hareketleri etkileyebilir. 1966 Varto Depremi bu coğrafyanın hafızasında derin izler bıraktı. Karlıova üçgenine yakın bir bölgede böyle bir yatırım planlamak sıradan bir karar değildir. Bu riskler literatürde tartışılan ve örnekleri bulunan gerçeklerdir.”

Projenin kapsadığı 16 Kürt-Alevi köyünün yalnızca coğrafi bir alan olmadığını belirten Sümeyye Boz, bu köylerin tarihsel olarak güçlü dayanışma ve ortak yaşam kültürüne sahip topluluklar olduğunu ifade etti.

Sümeyye Boz, şöyle devam etti: “Ortak mera, bu yaşam biçiminin maddi temelidir. Eğer köylülerin açık rızası yoksa ve bağımsız çevresel ile sismik etki analizleri şeffaf biçimde paylaşılmamışsa burada yalnızca çevresel değil, demokratik bir sorun da vardır. Mera alanları için alınan ‘kamu yararı’ kararları çoğu zaman sermaye lehine kullanılıyor. 4342 sayılı Mera Kanunu meraların korunmasını esas alırken, uygulamada köylünün geçim hakkının yerine yatırım takvimi esas alınıyor.  Bir imzayla köylünün ortak kullanım hakkı şirket mantığına teslim ediliyor; ortak mülkiyet anlayışı tasfiye edilerek sermaye lehine bir düzen kuruluyor.”

‘MÜCADELEMİZ SÜRECEK’

Sümeyye Boz, projeye karşı hukuki ve demokratik mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek şunları söyledi:

“Bu topraklar masa başında dağıtılacak bir yatırım kalemi değildir. Yurttaşların geçim hakkını, merasını ve suyunu savunmak hepimizin sorumluluğudur. Köylülerimizle birlikte bu sürece karşı duracağız. Bu karar geri çekilene kadar bir adım geri atmayacağız. Çünkü burada savunduğumuz şey yalnızca mera değil, adaletin ta kendisidir.”