KCK: Ekolojik kırıma karşı her yer mücadele alanı olmalı

KCK Ekoloji Komitesi, “ormanımızın kesildiği her mekan, tarlamızın, suyumuzun gasp edildiği her alan, barajların, enerji santralleri ve madenlerin kurulduğu her yer yaşam hakkımızın savunulduğu bir mücadele alanı olmalıdır.

KCK Ekoloji Komitesi, “5 Haziran 1972 yılında, BM tarafından ilk uluslar arası çevre konferansı yapıldı. Bugün dünya çevre günü olarak ilan edildi. Ancak geçen 54 yıllık süre içinde çevre ve ekolojik tahribatlar son sürat devam etti. Bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü, yeni ekolojik tahribatların arttığı, tarihin en şiddetli ekolojik yıkımın gerçekleştiği bir zamanda karşılıyoruz. Ekolojik krizin sorumlusu güçler tarafından imzalanan uluslararası iklim anlaşmaları uygulanmıyor. Küresel ısınma, ekolojik felaketler, karbon salınımı, silahlanma, endüstriyel atıklar, tarım ve suyun tekelleştirilmesi, madencilik, enerji ve baraj projeleri gibi birçok konu yol açtıkları yeni sorunlar ve acılarla dünya gündemindeki yerini koruyor. Sömürü, talan, gasp, ahlak dışılık ve tüketim toplumu üzerinden kendini var eden kapitalist modernite doğayı tükenme noktasına getirdi. En önemlisi de enerji ve element savaşları Ortadoğu’yu kasıp kavururken nükleer  silah tehditleri bile gündeme konulmuş durumda. Tüm veriler gösteriyor ki dünya nüfusunun yüzde biri bile olmayan sınır tanımayan bu aç gözlü küçük azınlığa dur denilmezse bu gezegeni yiyip bitirecekler duruma getirecekler” dedi.

KCK açıklamasında şu hususlara da yer verildi:

“Devletler ve devletlere bağlı olan çevreci hareketler bu günü çevreyi koruma günü gibi sembolik günlere indirgerken, devlet ve iktidar karşıtı ekolojik hareketler, bu günü ilan eden kapitalist sistem ve onun  rant iktidar ve sömürü aracı olan ulus -devletçi politikalara karşı, bir mücadele gününe çevirmelidir. Sistemin yarattığı ekolojik tahribatları dile getirmek artık yeterli değildir. Sonuçlardan ziyade nedenler ve nedenleri yaratanlarla uğraşmak gerekiyor. Yine kendisini sistemden koparma adı altında tüm dünyadan kopararak, bir köye yerleşip, tarım ve hayvancılıkla uğraşıp,  buna da ekolojik mücadele demekle de sorunlar çözülmüyor. Kapitalist sistemin yarattığı zihniyet ve sistemlere karşı mücadele edilmezse ekolojik sorunlar katlanarak devam edecektir. Ekolojik krizin ulaştığı düzey, ekolojik mücadelenin bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor. Doğayı, yaşamı çalan güçlere karşı ya hep birlikte mücadele edecek ya da her konuda borçlu olduğumuz doğa ile birlikte yok olacağız. Şüphesiz her an yaşamı tehdit eden ve yürütülen bu kıyımın, yılın bir gününde gerçekleşen sembolik etkinliklerle durdurulması mümkün değil. Kapitalist modernite ve ulus devlet iktidarlarının doğaya ve topluma yönelik topyekûn saldırısı ancak topyekûn bir mücadeleyle önlenebilir.

Son 50 yılda yaşanan savaştan dolayı Kürdistan ülkesi boydan boya tam bir ekolojik kırım alanına dönüştürüldü. Efrîn’den Behdinan’a, Botan’dan Serhat ve Rojhilat’a kadar Kürdistan’ın tüm coğrafyasına yayılan ekolojik katliamlar bir savaş stratejisiyle, Kürt halkına dayatılan fiziki, kültürel imhanın devamı olarak uygulandı. Daha önce yakılarak boşaltılan Kürdistan köyleri  baraj sularına gömüldü. Yakılıp yıkılan ormanlar, inşa edilen onlarca baraj, binlerce maden ocağı, enerji santralleri ve tarım karşıtı eko-kırım politikalarıyla yaşam imkanları yok edilerek yoksulluk, göç ve insansızlaştırma dayatıldı. Rebêr Apo tarafından başlatılan barış ve demokratik toplum süreci demokratik ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmaya dayalı demokratik ulusu inşa sürecidir. Bu süreci fırsata çevirmek isteyen, rant ve sömürüyü derinleştirmek isteyen çevrelere karşı durmak gerek. Doğanın bu feryadına kulak verip mücadele etmek en büyük vicdan, insanlık görevimizdir. Bunun gereği olarak ormanımızın kesildiği her mekan, tarlamızın, suyumuzun gasp edildiği her alan, barajların, enerji santralleri ve madenlerin kurulduğu her yer yaşam hakkımızın savunulduğu bir mücadele alanı olmalıdır. Suyumuzu, toprağımızı, geçmişimizi çalan barajlar ve zozanlarımıza, dağlarımıza el koymaya çalışan maden şirketlerine, ormanları kesip yakanlara karşı her yerde dik durulmalı ve alternatifler oluşturulmalıdır."