10 Mart Mutabakatı’ndan savaş çıkarmak
10 Mart Mutabakatı’nın amacı uzlaşma ve Suriye’yi yeniden birlikte kurmaktı. Ancak şimdi, bu amacı tersine çevirerek çatışmanın ve savaşın gerekçesi yapmaya çalışıyorlar. Bunun başını da Türkiye çekiyor.
10 Mart Mutabakatı’nın amacı uzlaşma ve Suriye’yi yeniden birlikte kurmaktı. Ancak şimdi, bu amacı tersine çevirerek çatışmanın ve savaşın gerekçesi yapmaya çalışıyorlar. Bunun başını da Türkiye çekiyor.
Türk hükümeti, Kuzey ve Doğu Suriye’yi baskılamaya ve tehdit etmeye devam ediyor. Şimdi 10 Mart Mutabakatı’nı dillerine dolamış, ‘SDG 10 Mart Mutabakatı’na uymuyor’ diyorlar. İmzalanan mutabakattan bir saldırı ve savaş gerekçesi çıkarmaya çalışıyorlar. HTŞ’ye hiçbir eleştirileri yok. Sanki Şam yönetimi mutabakatın bütün gereklerini yerini getirmiş de SDG bunu yapmıyor! Gerçekler ise bunun tersidir. Şam yönetimi, mutabakatın hiçbir koşulunu yerine getirmemiştir.
TOPLUM, BU SAPTIRMALARA KARŞI UYANIK OLMALI
Toplumun ve demokrasi güçlerinin gelişmeleri iyi izlemesi, bu saptırmalara karşı uyanık olması gerekiyor. 10 Mart Mutabakatı’nın imzalanmasından önce bir görüşme daha olmuştu. İlk görüşmede Ahmet Şara ve ekibi, ‘SDG’nin orduya katılması bireyler düzeyinde olsun’ demişti. Yani isteyen silahını bırakır evine gider, isteyen de orduya katılabilir. Ancak SDG Komutanlığı bu görüşe katılmadığını belirtmiş, ‘Orduya katılacağız ama güçlerimizi dağıtmayacağız; bölgemizde kalacak ve ordu sistemine bu şekilde dahil olacağız’ diye belirtmişti.
Ve bu ilk görüşmede birçok konuda görüş birliğine varılsa da mutabakat imzalanmamıştı. 10 Mart’taki görüşmede ise Ahmet Şara, SDG’nin bireysel olarak orduya katılmasının sözünü bile etmedi. Tersine, bu konuda komiteler kurulacak, ortaklaşmanın ve entegrasyonun yöntemini tartışacak ve bir sonuca ulaşacaklardı.
10 Mart Mutabakatı’ndaki maddeler biliniyor. Bu mutabakatta, Kürtlerin asli unsur olarak anayasada hakları güvence altına alınacak ve bütün Suriye’de ateşkes sağlanacaktı. Ancak mutabakat imzalandıktan sonra HTŞ’nin kurduğu hükümet, geçici bir anayasa hazırlattı ve ilan etti. Bu anayasada, mutabakatta geçen Kürtlere yönelik anayasal haklar ve güvenceler hiç yer almadı. Bu anayasa tümüyle tek taraflı ve HTŞ’nin zihniyetine göre hazırlandı. Ardından geçici bir hükümet kuruldu. Bu kararlarda ve yapılan hiçbir uygulamada SDG, Özerk Yönetim ya da diğer siyasi güçler dikkate alınmadı; onlarla ortaklaşma olmadı.
TEKÇİ VE AŞIRI MERKEZİ SİSTEM SURİYE GERÇEĞİYLE ÖRTÜŞMÜYOR
Özerk Yönetim ve SDG başından beri -Baas dönemi de dahil- her zaman demokratik bir Suriye talebinde bulundu. Baas deneyiminden de yola çıkarak, tekçi ve aşırı merkezi bir sistemin Suriye gerçeğiyle örtüşmediğini savundu. Aynı taleplerini şimdi de tekrarlıyorlar. Buna rağmen Özerk Yönetimi Suriye’yi bölmek isteyen bir güç olarak lanse etmek, tümüyle kötü niyetle yapılan bir propagandadır.
Türkiye, Suriye’yi kendi haline bırakmıyor. Oysa Suriyeli güçler tartışarak sorunlarını kendileri çözmelidir. Suriye’de nasıl bir sistem kurulacağına Ankara’dakiler karar vermemelidir. Ankara, her gün Özerk Yönetimi tehdit ediyor ve Suriye’nin iç işlerine karışıyor. Oysa Ankara, yapıcı bir rol oynayabilir; taraflarla iyi bir diyalog kurarak, onları birbirlerine yaklaştırarak demokrasiye ve uzlaşmaya ciddi bir katkıda bulunabilir. Ancak yapılan bunun tersidir. HTŞ’den çok daha fazla Ankara, SDG’yi tehdit ediyor. ‘Ya teslim olursunuz, hak ve taleplerinizden vazgeçersiniz, koruma güçlerinizi dağıtırsınız ya da orayı kabusa çeviririz’ diyor.
TÜRKİYE, BÜTÜN SURİYE’Yİ KARANLIK BİR TÜNELE SOKUYOR
10 Mart Mutabakatı’nın amacı uzlaşma ve Suriye’yi yeniden birlikte kurmaktı. Ancak şimdi, bu amacı tersine çevirerek çatışmanın ve savaşın gerekçesi yapmaya çalışıyorlar. Bunun başını da Türkiye çekiyor. HTŞ, demokratik uzlaşı ve ortak bir yönetim anlayışına sahip değil; zihniyet olarak demokrasiye karşı. Baas’tan daha geri ve otoriter, biate dayalı bir rejim kurmak istiyor. Bu, HTŞ’nin gerçeğidir. Ancak mevcut güç dengelerinde bunu tek başına yapacak güçte değil. Ona güç veren ve harekete geçiren Türkiye’dir. Bu nedenle Türkiye’nin yaptığı kötülük sadece Kürtlerle ve Özerk Yönetim’le sınırlı kalmıyor; bütün Suriye’ye kötülük yapıyor ve ülkeyi karanlık bir tünele sokuyor.
Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye, şimdi Türkiye’nin temel gündemlerinden biri haline gelmiş durumda. AKP, MHP, MGK ve hükümet, toplantılarına sürekli bunu konu ediyor ve açıklamalar yapıyor. Oysa Türkiye’nin çözülmeyi bekleyen o kadar ağır sorunları var ki. O sorunlara bu kadar kafa yorsalar, duyarlılık gösterselerdi Türkiye şimdi çoktan düze çıkmış olurdu. Rojava’ya düşmanlık, Kürt sorununun bir türevi ve devamıdır. Türkiye Kürt sorununu çözdüğünde, Rojava diye bir sorunu da olmaz. ‘Kürt-Türk kardeşliğini sağlayacağız’ diyorlar. Öyle olsa Suriye’deki Kürtler de kardeşleri olur. Eğer Türkiye bu konuda ciddiyse, kardeşini HTŞ gibi yapılara kırdırır mı?
Kürtlerin ve Türklerin bunu sorgulaması gerekmez mi? Türk televizyon kanallarında savaş kışkırtıcılığı yapanlara, felaket senaryoları hazırlayanlara söyleyecek bir sözleri olmayacak mı? Kürtler katliama uğradığında, Kürt-Türk kardeşliği yaşam bulur mu?