Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi.
ABDULHALİM KAYA’YI ANDI
Cezaevinden tahliye edildikten 1 yıl sonra yaşamını yitiren Abdulalim Kaya'yı anarak konuşmasına başlayan Bakırhan, "Abdulalim Kaya'yı basından izlemişsinizdir, 80 yaşında yardım ve yataklıktan ceza almıştı. Onlarca sağlık sorunu olmasına rağmen uzun süre cezaevinde tutuldu. Bir bırakıldı, bir daha alındı. Cezaevinde kapmış olduğu hastalıklardan kaynaklı da yaşamını yitirdi. Umarız, dileriz bu son olur. 80-90 yaşındaki insanlar yardım ve yataklıktan, örgüt üyeliğinden tutuklanmaz. Ailesine, Siirtli hemşehrilerime başsağlığı dileklerimi iletiyorum” diye belirtti.
33 DÜŞ YOLCUSU
20 Temmuz 2015 tarihinde Pirsûs’tan (Suruç) Kobanê'ye gitmek üzere bir araya gelen ve DAİŞ'in bombalı saldırısında katledilen 33 sosyalist genci de anan Bakırhan, şöyle konuştu:
"O gençler çocuklarla dayanışmak için onlara oyuncak götürmek için yola çıktı. 33 Düş Yolcusu, 33 sosyalist genç IŞİD'in alçakça yapmış olduğu saldırıda hayatlarını kaybettiler. O gün o gençler Kobani'de bir çatışma ve savaş altında olan çocuklar çocuklara bir nebze olsun bir nefes aldırmak için Türkiye'nin dört bir yanından onlarla dayanışmak için oyuncak götürüyorlardı, yaşamlarını yitirdiler. Saygı ve minnetle anlıyorum. Tekrar ailelerine, yoldaşlarına başsağlığı diliyorum. Bu alçakça katliamı gerçekleştirenleri de lanetliyorum. 11 yıl oldu. oldu ama adalet sağlanamadı. Bir türlü Türkiye'de bu ve benzer katliamlarda adalet sağlanamıyor. Ama biz unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. 33 Düş Yolcusunun düşlerini gerçekleştirmek için de parti olarak elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağımızı belirtiyorum. 33 sosyalist, genç yoldaş için adalet sağlanıncaya kadar da bu işin takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum."
İRAN, KÜRTLERE SALDIRARAK ABD’YE CEVAP VERİYOR
ABD ile İran arasında yapılan ve uygulanmayan ateşkes anlaşmasına da dikkat çeken Bakırhan, İran’ın özellikle Kürtleri hedef alan saldırılarına tepki gösterdi.
Bakırhan şöyle dedi: "Bildiğiniz gibi sözde bir anlaşmadan bahsediliyordu. Ama Trump'ın, İran Savaşı'nda ilan edilen ateşkesi bitirmesi ile birlikte Ortadoğu'da tekrar savaş tamtamları çalmaya başlandı. İran'a saldırılar başladı. İran'ın karşı tepkileri de var. İran bu saldırılara karşı güçlü tepki vermek yerine Kürt halkına saldırarak ABD'ye cevap veriyor."
SALDIRILARI EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE KINIYORUZ
Bakırhan, İran'ın, ABD ve İsrail saldırılarına uğradıkça öfkesini Kürtlerden ve Kürt kentlerinden çıkarmaya çalıştığını ifade ederken, şöyle devam etti:
"Kürt güçlerine dönük İran ve İran yanlısı paramiliter güçler tarafından yapılan saldırıda 9 Komela Pêşmergesi yaşamını yitirdi. Savaşın başladığı 28 Şubat'tan bugüne Federe Kürdistan Bölgesine bine yakın dron ve füze saldırısı oldu. Sanki İsrail'e atıyor. Allah aşkına Kürdistan Federe Bölgesi'nin İran'daki savaşla ne alakası var? Bine yakın füze ve dron atılmış bugüne kadar. Bu saldırılarda bugüne kadar 28 Peşmerge yaşamını yitirdi. 150'ye yakın Peşmerge ve sivil yurttaş da yaralandı. Bunun yanı sıra sadece bir hafta içerisinde İran'da büyük çoğunluğu Kürt tutsaklar ve muhalifler olmak üzere 20 kişi idam edildi. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz. Kürt halkının başı sağ olsun diyoruz.
KÜRTLER ESKİ KÜRTLER DEĞİL, HERKES AKLINI BAŞINA ALMALI
Yüz yıldır aynı şeyi devam ettiriyorlar. Kürtlere saldırmanın İran'a ne yararı var. Bu saldırılar İran'a büyük zarar verir. İnsan biraz haysiyetli olur. Kürtler İsrail ve ABD İran'a saldırdığı zaman tarafsızlıklarını korudular. Silahlarını konuşturmadılar. Bu savaşın ortağı değil dediler. Buna saygı gösterme, bunun yerine katlet, coğrafyasını bombala. Adı da İslam Cumhuriyeti'ymiş! Bundan İran'ı vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürtler Kasr-ı Şirin dönemindeki Kürtler değil, Kürtler Sykes Picot dönemindeki Kürtler değil. O derenin altından çok sular aktı. 60 milyonla Ortadoğu'nun en dinamik, en örgütlü gücüdür. Onun için herkes aklını başına almalı.
İRAN SALDIRILARI VE KATLİAMLARI DURDURMALI
Kürtleri katlederek, coğrafyasını bombalayarak, başka bir ülkenin sınırları içerisinde olan Federe Kürdistan Bölgesini bombalayarak kimse bir yere varamaz. Gözümüz, kulağımız İran'da. İran'daki halkımızda, oradaki emekçilerde, oradaki muhaliflerde olduğunu belirtmek istiyorum. İran rejimini bir kez daha uyarıyoruz; Bu katliamlardan vazgeç çağrısı yapıyoruz. Kürtler ne İran'a ne başka bir ülkeye düşman değil. Kürtler demokratik, siyasi, toplumsal haklarını istiyor. İdam edeceğine, coğrafyasını bombalayacağına, Kürtlerle eşit ortak bir zeminde insanca yaşamı niye tercih etmiyorsun? Bu önce bunun hukukunu oluştur. Umarım bundan sonra İran'da da Kürtlere dönük bu saldırılar, katliamlar durur.”
KALKIŞ NOKTASI ÇERÇEVE YASADIR
27 Şubat'tan bu yana Barış ve Demokratik Toplum rotasında yürüyoruz. Türkiye 22 Ekim'den 27 Şubat'a uzanan yolda bir güvercinin kanadında barış umudunu taşıdı. 27 Şubat'ta milyonlarca insan barışa nefes verdi, ses oldu. O günden bugüne gelinen yol ne azdır ama ne de kusursuzdur. Türkiye'yi Kürt meselesinin çözümünde tarihsel bir noktaya ulaştıracak kadar yol geldik. Ama bu dönemeci alabilmek için önümüzdeki dönem tarihi sorumluluğumuzu da yerine getirmemiz gerekiyor. Bu tarihi dönemeci geçmek için önce temeli sağlam atmak gerekiyor. Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır. Tarih bazen aynı sayfaya iki kez not düşüyor. Çok sık olmuyor. 22 Ekim 1919'da Amasya'da bu ülkenin kurucu kadroları Kürtlerle anlaştı ve Kürtlerin haklarını tanıyan bir protokole imza attılar. Ama 105 yıl o Amasya'daki altına imza attıkları protokolü unuttular. 105 yıl sonra yine bir 22 Ekim'de bu Meclis’in çatısı altında yeni bir el uzandı ve tarihi bir kararı oldu. Bunu kuruluşta verilen sözün yüz yıl sonra yerine getirilmesi beyanı olarak okuyoruz biz. İşte bu beyanı hayata geçirmenin ilk adımı çerçeve yasası olmalıdır.
YASA BİTİŞ DEĞİL, ESASLI BİR BAŞLANGIÇTIR
Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. Eşzamanlı olarak taraflar ve kamuoyunun mutabık olacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır. Demokratikleşme süreci başlamalı ve demokratik entegrasyon inşa edilmelidir. Dün heyetimiz İmralı Cezaevi'nde Sayın Abdullah Öcalan'la görüştü. Türkiye halklarına, Kürtlere, emekçilere, Alevilere, kadınlara selamlarını, sevgilerini yollamış. Sayın Öcalan İmralı'da aslında bugüne kadar defalarca tekrar ettiği bir belirlemesini yine yapmıştı. Aynen şöyle diyor: ‘Kürt'ten Türk'ü ayırırsan Kürt kalmaz. Türk'ten Kürt'ü ayırırsan Türk kalmaz.’ Aslında çözümün hakikatini bir kez daha ortaya koymuştur.
ÇERÇEVE YASA YOL AÇICI OLMALI, KAPSAYICI OLMALI
Demokratik Cumhuriyet iddiamız zor ama uzak değil. İddialı ama gerçekçidir. Bu iddiayı gerçeğe dönüştürmek için 'çerçeve yasa'yı en güçlü şekilde çıkarmamız gerekiyor. Sayın Öcalan en iddialı ve en radikal adımları atıyor. Hep birlikte şahitlik ettik. Adeta tarihin yönünü değiştiriyor. Ama ne yazık ki bu adımlar karşısında gerekli siyasi ve hukuki düzenlemeler yapılmakta gecikiyor. Yöntem hataları sürece zarar veriyor. Bu vesileyle iktidar temsilcileri ve Sayın Bahçeli ile heyetimizin yaptığı görüşmelerde sürecin devam etmesi yönündeki ortaklaşmayı olumlu buluyoruz. Çerçeve yasanın zamanlaması, içeriği ve yöntemi sürecin ruhuna uygun olmalıdır. Tek taraflı, dayatmacı, yüz yıllık tekrarları üreten bir çerçeve yasa yol açıcı değil, yol tıkayıcı olur. Medya üzerinden psikolojik savaş yürütmek, barışın haysiyetine yakışmaz. Kimse bu hatalara düşmemelidir. 'Çerçeve yasa' kapsayıcı olmalıdır. Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlamalıdır. Sayın Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur. Bu çok iyi bilinmelidir. Bu sebepten Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir. Çerçeve yasa silahsızlanma süreci için mekanizmalar içermelidir. Demokratik entegrasyon yasalarına zemin hazırlayacak şekilde siyasi ve hukuk zeminde bir yol temizliği yapmalıdır. Parlamentodan çıkması muhtemel çerçeve yasayla eş zamanlı olarak siyaset kurumu da toplumsal uzlaşma ve ortaklığı esas alarak bir yol haritası çıkarmalıdır.
AYM VE AİHM KARARLARI UYGULANMALI
Artık yürütme erki barış sürecinde iklimin pozitife dönmesi için üstüne düşeni oynamalıdır. İlk adım olarak da hemen kayyımlar geri çekilmeli. Halkımızın seçmiş olduğu temsilciler yerel yönetimleri yönetmelidir. Nusaybin-Kamışlı Sınır Kapıları açılmalıdır. Bu adım hem barış sürecine hem de iki ülke ekonomisine hem Suriye'nin iktisadi ve siyasi istikrarına katkı sağlar. Kapılar açılmalıdır derken aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan kapısı olan Kars'taki Doğu Kapı da açılmalıdır. Bu da bölgesel istikrara katkı sağlar. Yargı erki de Barış sürecine pozitif katkı vermelidir. Öyle Ayşe Gökkan'lara 20 yıl ceza vermek de olmaz. AYM ve AİHM kararları uygulanmalı. Tahliyelerin önü bir an önce açılmalıdır.
SÜRECİ İYİLEŞTİRİCİ ADIMLAR ATILABİLİR
Çatışmalı süreçte barıştan yana tavır alan ve mağdur edilen insanların sorunları çözülmelidir. Başta barış akademisyenleri olmak üzere KHK’liler işlerini amasız Fakatsız bir şekilde geri iade edilmelidir. Ankara'nın ortasında işini aşını istediği için insanlar darp edilmemeli, hakarete maruz kalınmamalı, üzerindeki gömleği ve tişörtleri yırtılarak ellerine kelepçe vurularak gözaltına alınmamalıdır, gaz sıkılmamalıdır. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere cezaevindeki siyasi tutsaklar bir an önce halklarıyla, aileleriyle ve yoldaşlarıyla buluşmalıdır. Bu ve bunun gibi bu süreci iyileştirici birçok adım atılabilir.
HER ŞEYİ ÇOK İYİ GÖRÜYORUZ
DEM Parti olarak bizim rotamız barış, yolumuz demokratik Cumhuriyet yoludur. Kürtlerin ulusal haklarının sağlandığı, tüm Türkiye'nin demokrasiye kavuştuğu bir denklemin 86 milyona güçlü bir gelecek sunacağını düşünüyoruz. Bu yol ve bu rotaya inanıyoruz ve bunun için 7-24 saat çalışıyoruz. Fakat bu yolu bozmak, rotayı şaşırtmak isteyen kesimler de yok değil Türkiye'de. Kimse bizi pembe gözlükler takmış yürüyor sanmasın; her şeyi çok iyi görüyoruz. En ince ayrıntılarına kadar bütün siyasi partilerin, bütün siyasi aktörlerin demeçlerini, mesajlarını da okuyoruz.
BARIŞ KARŞITI MEDYA, SÜRECİ ENFEKTE EDİYOR
Barış karşıtı medya süreç başladığından beri barışın dilini bir türlü tutturamadı. Hala üstenci bir dil. Hala galip-mağlup yanılgısı üretiyorlar. Hala süreci enfekte edecek şekilde dış güçlerin değirmenine su taşıyorlar. Çerçeve yasayla ilgili psikolojik harp taktikleriyle suyu bulandırmaya, rotayı şaşırtmaya çalışıyorlar. Soruyoruz; Gençlerin ölümlerinden ne kar elde edeceksiniz? Savaş, çatışma, ölüm için niye bu kadar heveslisiniz ya? Yüz yıl yetmedi mi? Onlarca isyan yetmedi mi? Psikolojik savaşla, operasyonlarla nereye varmak istiyorsunuz? İşte geldiğimiz nokta burası. Ekonomisi bozulmuş, toplumsal çürüme başlanmış, demokrasinin olmadığı bir süreçte yaşıyoruz. İşte sebepleri bu çatışma, bu savaş, bu inkarcı dil ve yaklaşımdır. Barış karşıtı medya kime yakın olursa olsun iktidar ya da muhalefete oynadıkları ali cengiz oyunlarını siyasi sahiplerine yazarız. Kürtler bu oyunları siyasi sahiplerine yazar.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci gelişirse, 86 milyon kazanacak, emekçiler kazanacak. Aleviler, gençler kazanacak. Süreç başarıya ulaşır ve demokratik toplum ve barış sürecini birlikte inşa edebilirsek bir düşünün. Hiçbir yerde sabahın köründe yerel yöneticiler, seçilmiş belediye başkanları gözaltına alınmayacak. Düşünün, insanlar çürük sebze ve bayat ekmeğe muhtaç olmayacak. Düşünün, ekonomik kriz değil, ekonomik kriz değil, refah üretecek. Düşünün, Van, Amed ve Mardin karayollarındaki arama noktaları yerine bu kentler ticaret koridorlarıyla inşa edilecek. Bir düşünün bu süreç gerçekleşirse bir asker annesiyle bir gerilla annesi evlatlarının bir daha ölmeyeceğini bilerek aynı sofraya oturacak. Bundan daha güzel bir tablo resim olabilir mi?
ATILAN HER FÜZEDEN TÜRKİYE ETKİLENİYOR
Yanı başımızda atılan her füze, her mermiden sonra Türkiye etkileniyor. Özetle Kürt meselesi çözüldüğünde Türkiye ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak yepyeni bir zamana merhaba diyecek. Kürt meselesinin çözümüne katkı sunan herkes 100 yıl onurla anılacak. Bu sebeple diyoruz ki demokratik, eşit, refah dolu ve kapsayıcı bir siyasal düzen barıştan ve demokratik toplumdan geçer. Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünden geçer. İşte bu yolla atılacak ilk adım 'çerçeve yasa'dır. 'Çerçeve yasa' 100 yıllık kucaklaşmanın sıcaklığını yansıtmalıdır. Barışa, demokrasiye ve eşitliğe dayalı kardeşlik için o bahar bu bahardır. O yaz bu yazdır. Başka bahar yok. Başka bir yazı beklemeyeceğiz. Bu vesileyle grup toplantımızın hemen sonrasında Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş bizleri ziyaret edecek. Bugün ve bunun gibi birçok platformla defalarca dile getirmiş olduğumuz önerilerimizi kendisiyle paylaşacağız, düşüncelerimizi paylaşacağız. Sayın Kurtulmuş'un bu süreçteki olumlu rolünü çerçeve yasasının çıkmasında da ortaya koyacağına inanıyoruz.
YENİ YAŞAMI YENİ BİR DİLLE KURACAĞIZ
Son olarak çerçeve yasanın oluşturacağı kalkış noktasıyla barışa güçlü adımlarla yürüyeceğiz. DEM Parti olarak demokratik inşanın yeni ve güçlü soluğunu bir kez daha yaşama geçireceğiz. Yeni yaşamı yeni bir siyasi iklimde ve yeni bir dille kuracağız. Önümüzdeki dönem ekolojiden iş ve aşa, hukuk ve demokrasiden örgütlenmeye ve barışa kadar her alanda bütün arkadaşlarımız ve yoldaşlarımızla birlikte büyük mücadele edeceğiz. DEM Parti'yi ve milyonları hak ettiği yere taşıyacağız.”