Şara, ABD ve Batı cephesinde!
Şara, ABD’nin öncülüğündeki DAİŞ’e karşı kurulan koalisyona katılacak. ABD’nin dizayn ettiği ve İsrail’in güvenlik konseptine uygun safta yer alacak. İbrahim Anlaşmaları’na da dahil edileceğini öngörmek yanlış olmaz.
Şara, ABD’nin öncülüğündeki DAİŞ’e karşı kurulan koalisyona katılacak. ABD’nin dizayn ettiği ve İsrail’in güvenlik konseptine uygun safta yer alacak. İbrahim Anlaşmaları’na da dahil edileceğini öngörmek yanlış olmaz.
Ahmet Şara, ABD’ye götürüldü. Şimdi orada görüşmeler yapıyor. Şara, ABD’ye giden ilk Suriye devlet başkanı. Daha önceki devlet başkanları, İsrail’le olan savaş nedeniyle ABD’ye gitmiyordu. Hafız ve Beşar Esad, devletin başında oldukları uzun yıllar boyunca ABD’yle hep mesafeli olmuşlardı. İlişkilerini daha çok Sovyetler, daha sonra da Rusya’yla geliştirmişlerdi. Dünyanın iki kutuplu olduğu dönemlerde Suriye’nin tercihi Sovyetler olmuştu.
Şara, bilindiği gibi El Kaide ve DAİŞ kökenli birisi. Bu ideolojik yapılanma genelde İsrail karşıtlığı üzerine kurulu. ABD, İsrail’i desteklediği için ABD karşıtlığı da onların politikalarında önemli bir yer tutuyor. Dinin katı yorumuna dayalı ideolojik yapılanmalar, Yahudi karşıtlığıyla iç içe geçmiş durumda. Ancak bu, dine dayalı yapılanmalar özünde kapitalizme ve devletçi yapılanmaya karşı değiller; devlet konusunda oldukça katı ve iktidar odaklıdırlar.
İslam’ı temel alan ve aralarında anlaşmazlık olan, hatta birbirlerine karşıt olan bu güçlerin en belirgin ortak yönü, hepsinin devletçi olmaları ve iktidarı hedeflemeleridir. İran’dan Suudi Arabistan’a, Afganistan’dan El Kaide ve DAİŞ’e kadar tüm bu yapılar, iktidarı ele geçirme ve devlete dayanarak toplumu denetime alma amacı güderler.
İsrail ve ABD karşıtlıkları, ilkesel veya anti-kapitalist olmalarından kaynaklanmıyor. İran dışındaki güçlerin tümü, bir biçimde ABD ve İsrail’e karşı tutumlarını yumuşatmış ya da iş birliğine gitmişlerdir.
İran da ABD ve Batı dünyasıyla uzlaşmaya çalışıyor. İsrail’le kafa kafaya geldiği 12 günlük savaşın ardından, artık eskisi gibi yüksek perdeden konuşamaz hale geldi. Hizbullah’ın budanması, Hamas’ın kıpırdayamaz hale gelmesi ve Suriye’de Baas rejiminin yıkılmasından sonra İran da uzlaşma arayışında. Buna rağmen, İsrail ve ABD’nin hedefinde.
El Kaide’nin ve son olarak da HTŞ denen yapılanmanın başındaki Ahmet Şara, ABD’de ne arıyor? Tersinden sorarsak; ABD, Şara’yı Beyaz Saray’a neden götürüyor? Bu konuların çok tartışılacağı açık. Bu gelişmeleri irdelemek ve araştırmak hem gerekli hem de önemlidir. İktidar peşinde olanların dini ya da siyaseti ne olursa olsun, sonunda tapınakları olan devleti ele geçirmek ve ona sahip olmak için yapmayacakları şey yoktur. Felsefi ve ideolojik açıdan bunu gözden kaçırmamak önemlidir.
Şara, Suriye’de güçlü bir halk desteğine sahip değil. Baas da iktidarını kaybetti, HTŞ ise Şam’a gidip iktidarı ele geçirdi. Bu, bir nevi darbe biçiminde gerçekleşti. Halk, Baas rejiminden bezmişti. İç savaşın ağır bedelini ödemiş ve örgütsüzdü. Ancak devrimlerde görüldüğü gibi, halk kitleleri HTŞ’yi coşkuyla karşılamadı. Milyonlar onun safında harekete geçmedi. Baas’ın yıkılmasına sevinmekle yetindi ve gelişmeleri izleme pozisyonunda kaldı.
Halk daha nefes bile alamamışken, HTŞ eliyle önce Alevilere ardından Dürzilere karşı katliam seferleri düzenlendi. Bu olaylar hem içeride hem de dışarıda HTŞ’ye karşı daha ihtiyatlı olmayı bir yaklaşımı beraberinde getirdi. Sonuç olarak, Baas’ın yıkılmasına duyulan sevinç, kısa sürede buruk bir edilgenliğe ve bekleyişe dönüştü.
İsrail, yanı başında aşırı dini bir yapılanmanın güçlenmesini kendi güvenliği için tehlike olarak görmüş ve geçmişten kalma bütün askeri alt yapıları ortadan kaldırmaya başladı. Buna karşı, geçici Suriye hükümeti hiçbir şey yapamadı. ABD, görünürde İsrail’in bu saldırılarını tamamen onaylamasa da karşı bir tutum da almadı. HTŞ’nin hamisi Türk devleti de izleyici pozisyonunda kaldı. HTŞ, bunu gördü ve ABD ile İsrail’e rağmen iktidarda kalamayacağını anladı. İktidarda kalabilmek için ABD ve Batı dünyasının desteğine ihtiyacı var.
Suriye ağır bir ambargo altında. Ekonomik olarak toparlamasına ve ayağa kalkmasına olanak yok. Ambargonun kaldırılması için de ABD’nin onayı gerekiyor. Bunun yanında, İsrail’le bir anlaşma yapmak artık bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görülüyor.
Filistin meselesinde en sessiz kalan güç HTŞ oldu. Hamas’ı desteklediğini dahi söyleyemedi. İktidarda kalabilmek, çokça sözünü ettikleri Filistin’i geri plana attılar. Filistinliler katliamdan geçirilirken, adeta görmezden geldiler. Tüm bu olgular üst üste geldiğinde, Şara’nın ABD’nin koşullarını kabul edeceğini öngörmek için fazla bilgiye sahip olmaya gerek yok.
Şara, ABD’nin öncülük ettiği DAİŞ’e karşı kurulan koalisyona katılacak. ABD’nin dizayn ettiği ve İsrail’in güvenlik konseptine uygun olan safta yer alacak. Uzun vadede, İbrahim Anlaşmaları’na da dahil edileceğini öngörmek yanlış olmaz. Kısacası, Şara, Suriye’yi Batı cephesinin içine konumlandıracak!
ABD ve Avrupalılar, Suriye’de başka alternatif bulamadıkları için Şara’yla yürümeyi kabullenmiş durumdalar. HTŞ üzerinde bir uzlaşmaya varılmış görünüyor ve buna İngilizler öncülük yapıyor. Mevcut durumda ABD, belirleyici güç konumunda. Şara’yı kendi çizgilerine bağladıkları ölçüde ambargoyu kaldıracaklar ve Suriye’yi denetimleri altına alacaklar.
İlginç bir gelişme de şu oldu: Şara’a ABD’ye gittiğinde, Türk Dışişleri Bakanı da rotasını oraya çevirdi. Şara’nın lobi ve kulis işlerini Türkiye üstlenmişti. HTŞ’nin DAİŞ’e karşı koalisyona katılmasını özellikle istiyorlardı. Amaçları, bu hamleyle SDG’yi denklem dışına itmek ve Kürtlerin Suriye’de bir statü sahibi olmasını engellemekti. Kürt karşıtlığı, stratejik bir konudur; bu konuda küçük bir gedik dahi açılmasını istemiyorlar. Devlet olarak, Ortadoğu’da ve dünyada bu yöndeki çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyorlar!