Şara, Suriye halkını temsil ediyor mu?
Şara, bütün Suriye halkını temsil ediyor mu? Eğer şimdi serbest bir seçim yapılsa, halkın yüzde kaçının oyunu alabilir? SDG’nin temsil düzeyinin, Şara’dan çok daha yüksek olduğu kesin.
Şara, bütün Suriye halkını temsil ediyor mu? Eğer şimdi serbest bir seçim yapılsa, halkın yüzde kaçının oyunu alabilir? SDG’nin temsil düzeyinin, Şara’dan çok daha yüksek olduğu kesin.
Suriye’de Baas’ın yönetimine son verildikten sonra, halkın koşullarında değişen bir şey olmadığını söyleyebiliriz. Baas’ın yerine geçen HTŞ yönetimi, tek partili Baas sisteminden bile daha geri bir sistem kurmakla uğraştı. Devleti yeniden kuracaklarını söylediler; ancak bu amaçla attıkları tüm adımlar tek taraflı oldu. Kendileri dışındaki partileri, siyasi ve toplumsal kesimleri sürecin dışında bıraktılar. Mevcut hükümet, bütünüyle HTŞ tarafından tayin edildi. İktidar değişikliğinin üzerinden aylar geçti. Bu sürece damgasını vuran ise, HTŞ’nin yaptığı katliamlar oldu. Alevilere yönelik katliamdan sonra fren yapıp önlemler almak yerine, benzerini Dürzilere karşı uyguladılar.
Batılı güçler, Ahmet Şara’yı Suriye Cumhurbaşkanı olarak kabul etti ve onun kurduğu yönetimi de tanıdılar. Kaygıları ve çekinceleri olsa da başka alternatif yok diyerek HTŞ ile yola devam edeceklerini söylediler. Ancak halkın içinde bulunduğu durumu gözetmek yerine kendi çıkarlarını esas aldılar ve kuracakları siyasi dengelerle uğraştılar.
HTŞ, Suriye’nin birliğini sözde korumaya çalışıyor. Oysa en güçlü birlikler, gönüllülük ve halkların iknası temelinde gerçekleşir. Ancak HTŞ bunu, zor kullanma, herkesi kendisine tabi kılma ve egemenliğini kurma biçiminde yapıyor. Böyle olduğu için de birlik yerine kaygı, korku ve güvensizliği derinleştiriyor.
Dürziler, Şam’dan eskisine kıyasla çok daha fazla uzaklaşmış durumdalar. Aleviler ise derin bir güvensizlik ve korku ortamında arayış içindeler. Özerk bölgeler, demokratik bir Suriye’nin inşasına katılmak ve kendi demokratik deneyimlerini paylaşmak için hazırdılar; ancak onlar da dışlandı. Şam, Türk yönetiminin söylemleriyle hareket ederek, bu bölge halkını “ayrılıkçı” olarak yaftalayıp hedef almaya devam etti. ABD, Fransa gibi ülkeler arabuluculuk yaparak tarafları uzlaştırmak için devreye girdi. Fakat bu girişim de Türk devleti tarafından engellendi. HTŞ ise Suriye halkını birleştirmek ve farklı güçlerle uzlaşmak yerine, kendisini dayatmayı ve bildiğini okumayı sürdürdü.
Ahmet Şara’nın BM genel kuruluna katılacağı açıklandı. Suriye devleti adına orada konuşacak. Ancak arkasında nasıl bir Suriye bulunduğu pek sorgulanmıyor. Yönetiminin meşru olduğunu göstermek için seçimleri gündeme getirip “Seçim yaptık, diğer devletler gibi durumumuz normal” diyerek kendisini pazarlamaya çalışacak. Oysa ortada bir seçim filan yok.
Dünyanın hiçbir yerinde böyle seçim yapılmıyor; belki geçen yüzyılın başlarında böyle şeyler olabilirdi ama günümüzde yok. Adına milletvekili diyeceksin ama üçte birini doğrudan atayacaksın; bunlar halkın vekili değil, Şara’nın memuru olur. Geri kalanlar da halk tarafından seçilmiyor, HTŞ’nin atadığı komisyonlarca belirleniyor. (Zaten böylesine şaibeli bir seçimin olup olmayacağı da belirsiz.) Suriye’de partiler ve farklı örgütler seçimlere katılamıyor. Ortada bir seçim yasası ve yarış yok. Buna “seçim” demek mümkün değil. Oysa BM, daha önce aldığı 2254 sayılı bir kararla Suriye’de bütün tarafların katılacağı bir seçim ve siyasi çözümü uygun görmüştü. Şimdi bu karar da tanınmıyor.
Görüldüğü gibi, Suriye toparlanmış ve birliğini sağlamış değil. HTŞ bu zihniyete ve pratiğe sahip olamadı. Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığına ve iç işlerine istediği gibi müdahalesine karşı bir itirazı veya girişimi olmadı. Dürzileri de bastırarak İsrail’e sığınmak zorunda bıraktı. Suriye’nin önemli bir kesimini oluşturan özerk bölgeyi de baskıyla teslim almaya çalışıyor; bu gerçekleşmezse saldırmak için hazırlık yapıyor. Bu konuda Türkiye’yle tam bir uyum içinde mesai yapıyor.
Özerk Yönetim, Suriye’nin birliği için yapılan görüşmelere ve çözüm arayışına dair bütün girişimlere kapısını açık tuttu. Gelen hiçbir çözüm önerisini reddetmedi ve pratik adımlar atmaya da hep hazır oldu. Ancak buna karşın Şam’daki geçici yönetim bugüne kadar somut hiçbir adım atmadı. Üstelik Özerk Yönetimi suçlayarak, 10 Mart Mutabakatı’na uymadığını ileri sürdü.
Oysa mutabakatta, müzakere heyetinin kurulmasına ve birleşme için tarafların anlaşmasına dair hükümler var. Eğer özerk bölge askeri, idari ve siyasi yapılanmalarını olduğu gibi HTŞ’ye devredecekse, mutabakata ya da müzakere heyetlerine ne gerek var? Kaldı ki, mutabakatta Kürtlerin haklarının anasayal güvence altına alınması gibi maddeler var. Bunu imzalayan da A. Şara’nın kendisidir. Ama sonradan ilan ettikleri geçici anayasada bu konuda hiçbir maddeye ve güvenceye yer verilmedi.
Şimdi ise dünya aleme, “SDG ve Özerk Yönetim mutabakata uymuyor” diye propaganda yapıyorlar. Demek ki attıkları bu imza, aslında zaman kazanma ve aldatmacadan ibaretmiş!
Şara, “SDG bütün Kürtleri temsil etmiyor” diye açıklama yapıyor. O halde sormak gerekiyor: Şara, bütün Suriye halkını temsil ediyor mu? Eğer şimdi serbest bir seçim yapılsa, halkın yüzde kaçının oyunu alabilir? SDG’nin temsil düzeyinin, Şara’dan çok daha yüksek olduğu kesin.
Bu dil, çözüm ve ortaklaşma dili değildir. Dışlamak ve etkisizleştirmek, çözüme hizmet etmez. Suriye halkları, barışçıl ve demokratik bir ortamda birlikte yaşamak istiyor. Çözüm, savaşta ve dışlamakta değil, ortaklaşmaktadır.