Arkası gelmeyen 9 Ekimler

İlginçtir, Türk devleti 9 Ekim’i özenle seçer oldu. Bununla Kürtlere ‘Bizden kurtuluşunuz yok; hep ensenizdeyiz’ demek istiyor.

ZEKİ BEDRAN

Önder Apo’ya karşı düzenlenen uluslararası komplonun üzerinden bir yıl daha geçti. Komplo, 9 Ekim 1998’de Önder Apo’nun Suriye’yi terk etmesiyle başladı ve 15 Şubat 1999’da Ankara’da sonuçlandı. Önder Apo, o zamandan beri İmralı Adası’nda rehin tutuluyor.

Şimdi Türkiye’yi yönetenler, “Kürt-Türk kardeşliğini kuralım” demelerine rağmen, Önder Apo’yu hâlâ ellerinde rehin tutuyorlar. Oysa Önder Apo, büyük ve tarihi adımlar attı. Kürt tarafı olarak sorunu çözdü; Türkiye’nin en fazla mesele ettiği konuları sorun olmaktan çıkardı. PKK’nin varlığına ve silahlı mücadeleye son verdi. Ancak bunlara rağmen Türk hükümetinin attığı herhangi bir adım yok.

9 Ekim’den günümüze kadar yaşananları anlatmak, ciltler dolusu yazmayı gerektiriyor. Şunu belirtelim ki, bu zor yılları en fazla sırtlayan yine Önder Apo oldu. Uzun süreli yaşama uygun olmayan, insanın nefes alamadığı bir hücrede 26 yılı geride bıraktı. Bir dahiye yaraşır biçimde düşüncelerini geliştirip derinleştirdi. Önderliğini ve hareketini tasfiye etme planlarını boşa çıkardı. İçeride de Kürt halkının kazanması için belirleyici bir rol oynadı. Kürdistan tarihine bir ilki daha kazandırdı.

Genelde Kürt önderleri ele geçirildiğinde idam edilir, bir biçimde tasfiyesi sağlanır ve ardından da katliamlar ile sürgünler yaşanırdı. Ancak Önder Apo, Kürdistan’da ilk defa 50 yıl aralıksız süren ve yenilmeyen bir isyana imzasını attı. Kürdistan’ın dört parçasını düşüncede ve ruhta birleştirdi, sömürgecilerin çizdiği sınırları anlamsızlaştırdı.

Önder Apo, Ortadoğu’da oynadığı devrimci rolden ötürü hedef oldu. Komplonun öncülüğünü ABD yaptı. Ortadoğu’yu, egemenliklerini pekiştirmek için dizayn etmek istiyorlardı. Müdahaleye Önder Apo’dan başladılar. Onun dinamizmi, devrimci tazı, fırsatları kullanma ustalığı ve ataklığı tehlike olarak görüldü. Önder Apo Türkiye’ye getirildiğinde, dönemin deneyimli Başbakanı Bülent Ecevit, ‘ABD, Apo’yu niye bize verdi, anlamadım’ diye konuşacaktı. Ancak Ortadoğu’da hesabı büyük olanlar, onun tarzını ve oynayacağı rolü anlamışlardı.

ABD ve ortakları, Önder Apo’yu bugüne kadar hiç olumlu anlamda anmadılar; insan hakları açısından bile bir gün gündemlerine almadılar. Ona hep “yasaklı” ve “terörist” muamelesi yaptılar. Önder Apo, kapitalist dünyanın egemenleri tarafından aforoz edildi ve bu durum, sonu gelmez bir hesaplaşmaya dönüştürüldü.

Önder Apo ise kapitalist sistem ile egemenlerine karşı felsefi, ideolojik ve teorik araştırmalarını sürdürdü; kendisini daha derin ve güçlü bir şekilde donattı. Sarsılmaz ve yenilmez bir irade oluşturdu. Onu unutturma, etkisiz kılma ve bertaraf etme çabalarını boşa çıkardı. İnanılmazı başardı; giderek etkisini ve gücünü artırdı. Devrimle ve halkla bütünleşti, onların önünde oldu.

Rojava ki, Kürdistan’ın en küçük parçasıydı. Kimse devrimin orada bu denli gelişeceğini beklemiyordu. Orası hep cephe gerisi, diğer parçalara destek veren bir yer olarak görülüyordu. Ancak Önder Apo oraya da dokunmuştu; Rojava halkıyla bizzat ilgilenmiş ve onları örgütlemişti. Değişen koşullar Rojava’yı öne çıkardı. Önder Apo irade ortaya koydu, sürece müdahale edildi ve Rojava giderek devrimin ön cephesi haline geldi.

Bu nedenle de Rojava, Türk devletinin hedefi oldu. Kürtlerin bir statü kazanmaması için ellerinden geleni yaptılar. DAİŞ ve El Nusra gibi insanlık dışı güçlerle ittifak kurdular. NATO üyeliğini kullandılar; ABD ve Avrupalı güçleri kendi saflarına çekmek için her yolu denediler. Kürtleri dünyadan izole etmeye, bütün olumlu gelişmeleri bloke etmeye çalıştılar. Bu planlarına Rusya’yı da dahil ederek “Astana Süreci” adı altında bir karşı cephe oluşturmaya çalıştılar. Rusya ile anlaşarak 2018’de Efrin’i işgal ettiler. Kürtler Efrin’den sürüldü ve etnik temizlik yapıldı.

Efrin de Türk devletini kesmedi! Bu defa, yine özellikle seçilmiş bir 9 Ekim’de Trump’la anlaşarak Serêkanîyê ve Girêspî’yi işgal etti. Bu bölgeler, 2019’dan bu yana Türk işgali altında ve orada hiç Kürt bırakılmadı. Gerçek anlamda bir etnik temizlik de buralarda yapıldı. Bu işgalin 9 Ekim tarihine denk getirilmesi ise çok bilinçli bir şekilde seçilmişti.

Önder Apo’ya ‘Sen Rojava’yı örgütlersin, irade ortaya koyarsın; biz de sana misilleme yapar, kazanımlarını ortadan kaldırırız’ demek istediler.

Buna bir de Şengal’i dahil ettiler. Şengal de bir 9 Ekim’de, KDP, Irak ve Türk devleti tarafından gizlice imzalanan bir anlaşmayla tasfiye edilmek istendi. İlginçtir, Türk devleti 9 Ekim’i özenle seçer oldu. Bununla Kürtlere ‘Bizden kurtuluşunuz yok; hep ensenizdeyiz’ demek istiyor.

Komplolar ve işgallerin ardı arkası kesilmedi. Kürtler hakkındaki kararları, 21. yüzyılda da kimliksiz ve statüsüz bırakılmaları yönünde. Öyle ya, Kürtlerin bir statüsü ve kimliği olsa bu dünya yıkılacak! ‘Kürt-Türk kardeş olalım’ dedikleri bu günlerde bile Rojava’yı tehdit edip duruyorlar. HTŞ ile kol kola, kucak kucağa durumdalar. Nasıl bir akılsa, HTŞ’yi Kürtlere tercih ediyorlar.