Demokrasisiz sosyalizm olmaz*

Biz kapitalist moderniteyi ve ona hizmet eden reel-sosyalizmi aşmak için yeni bir analiz ve alternatif bir sosyalist teori geliştirmeye çalıştık, adına da Demokratik Modernite dedik.

DEMOKRATİK KOMÜNAL TOPLUM MANİFESTOSU

Biz kapitalist moderniteyi ve ona hizmet eden reel-sosyalizmi aşmak için yeni bir analiz ve alternatif bir sosyalist teori geliştirmeye çalıştık, adına da Demokratik Modernite dedik. Demokratik modernite adlandırması gerçekçidir ve toplumun ihtiyaçlarına yanıt oluşturabilir. Modernitenin sacayakları olan kapitalizm yerine ahlaki ve politik toplumun en temel birimi olan komün-komünalite, endüstriyalizm yerine eko-ekonomi, ulus-devlet yerine demokratik ulus analizlerini geliştirdik. Bu üç alan analizinin ilişkiselliğinden oluşturduğumuz özgürlükçü toplum sistemimizi de Demokratik Modernite olarak tanımladık ve önemli toplumsal bir karşılık bulduğunu gördük.

Bu üç alanın da alt başlıkları var. Komünalitenin önemli bir parçası kadın özgürlüğüdür, ahlak ve politikadır. Bu sistemin bütünlüğünü Demokratik Modernite olarak tanımlamak doyurucudur. Dinlerdeki mahşer günü tanımlamaları sadece öte dünya için değil, bu dünya için de geçerlidir. Kapitalist modernite insanlığa mahşeri yaşatmaktadır. Kutsal kitapların bahsettiği tehlike bu olsa gerek. Bunu önlemesi gereken sosyalizm onu önlemek bir yana adeta onun taşıyıcısı, modernite canavarının yemi haline geldi. Sovyetler ve Çin bunun en açık örnekleridir. Çinli öncüler enteresan insanlardır. Kapitalizmi ve sosyalizmi birlikte uygulamaya çalıştılar. Olabilir, düşünülebilir ancak Çin uygulamada sosyalizmi kapitalizmin hizmetine soktu. Sonuç, kapitalizme hizmet ve onun ömrünü uzatmak oldu. Günümüzde Çin kapitalizmi Amerika ile bir hegemonya mücadelesindedir. ABD buna şiddetle karşılık verebilir ki bu da nükleer savaş demektir. İşte mahşer budur. Einstein’ın ifadesiyle “olası bir Üçüncü dünya savaşı nükleer silahlarla olursa böyle bir savaşın sonucunda eğer birileri hala hayatta kalırsa Dördüncü Dünya savaşı taş ve sopalarla olur.”

DEMOKRASİSİZ SOSYALİZM OLAMAZ

Demokrasisiz sosyalizm olmaz. Sosyalizmin amaçladığı toplum eşit ve özgür toplumdur. Eşit ve özgür toplum demek, emeği ile geçinen halkın emeği ile kendi kendini yönetmesidir. Komün, ilk kurulurken demokratik olmalıdır. Demokrasi, yönetimi devraldıktan sonra inşa edilmez. Zaten “demo=halk” “krasi=yönetim” demektir. Halkın yönetimi ancak eşit ve özgür koşullarda mümkün olacağına göre, sosyalizm demokrasisiz olmaz. Eğer bir yerde demokrasi yoksa kesinlikle kapitalist oligarşi gelişir. Rusya ve Çin’de olan budur. “Liberal demokrasi” denilen tam bir maskedir. Kapitalist oligarşinin demokrasi ile ilgisi yoktur. Bir yerde komün varsa, orada demokrasi vardır, demokratik yönetim vardır. Bu, komünal demokrasidir. Ulus çapında olduğunda demokratik ulus olur. Bir birim olduğu zaman, komün demokrasisi olur, sosyalizm olur.

Demokratik ulusa sosyalist ulus da denebilir, hiçbir sakıncası yoktur. Halkın ulusal toplum olması, ulusun sosyalist olması, demokratik ulus olarak da ifade edilebilir. Demokrasinin tüm iyilikleri kapitalizme yakıştırılmaktadır. Bu bir safsatadır ve çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Lenin “proleterya diktatörlüğü” tuzağına düştü. Burjuvazi zaten sınıf olarak belirsiz, ucu bucağı belli olmayan flu bir sınıftır. Stalin bu teori yüzünden “Kulakları temizliyoruz, sınıfı saflaştırıyoruz” diyerek milyonlarca köylüyü katletmişti. Rusça’da ‘kulak’ adı verilen varlıklı köylü kesimlerin katledilmesini sınıf mücadelesi olarak görmek sosyalizm değildir. Bu sınıf teorisi bize de bulaştı ve “sınıf içi hainler” tanımlaması kullanıldı. Bunlar son derece tehlikeli, muğlak ve sosyalizmin özü ile bağdaşmayan kavramlardır.

PKK'NİN ZAFER NİTELİĞİNDEKİ BAŞARISI

Kürtler inkâra uğramış bir halktır. Kendimize PKK diyerek hem Kürtlere ad verme hem parti kurma ve hem de bunları sosyalist olarak yapma gerçekleşmiştir. Böyle bir parti ile sağlanan Kürt kimliğinde hem varlık ve hem de özgürlük iç içedir. Mücadele neticesinde varlık kazanılır, ama sosyalizm yani özgürlük kazanılamaz. Sosyalizmin kazanmaması, reel-sosyalizmin iç özelliklerinin etkisi sonucu çökmesi ile bağlantılıdır. Çünkü Rusya’da da çöktü, Çin’de de çöktü.

Burada, tamamen inkâra uğramış bir Kürtlük olayı söz konusudur. Hem sosyalist ve hem de Kürdistanî bir parti ile inkâra karşı varlığı bu ontolojiye, antropolojiye ve sosyolojiye dayandırıyoruz. Dikkat edelim, PKK ve Kürtler olayında hangi Kürtleri esas aldık? Kuşkusuz Kurmanc Kürtleri. İşte bu çok önemlidir. Dikkat edilirse, ontolojik, antropolojik ve sosyolojik bir temel var. PKK’nin ilanı bunu kapsar. Bu kavramları biraz açarsak görürüz ki, Kürt varlığını kesinleştirdik. Yani Kürtler vardır ve varlığı kesindir. Bu, PKK’nin zafer niteliğindeki başarısıdır. Antropolojik kazanımıdır, ontolojik kazanımıdır, ancak daha sosyolojik kazanım olmadı; yani özgürlük kazanımı olmadı. Neden? Çünkü reel-sosyalizmle özgürlük kazanılmaz. Böyle olduğu için de iç nedenlerle reel-sosyalizmde çöküş yaşandı.

PKK KÜRT KİMLİĞİNİ İSPATLAMA SAVAŞI VERDİ, VARLIĞI KANITLADI

PKK ömrünü tamamladığı için feshedilmek durumundadır. Biz de buna kani olduk. Bu gereklilik, hem reel-sosyalizm gerçekliğinin ve hem de Kürdistan’daki inkârcılık ve kırımcılığın aşılması gereğidir. Devlet sosyalizmi odaklı paradigmanın iflası ve çöküşü, olduğu gibi PKK’de de karşılığını bulmaktadır. Demek ki PKK’nin dayandığı bu temel, yani ulus-devletçi sosyalizm, doğru bir sosyalist ilke değildir. O halde ideolojik temeli doğru olmadığı ve çöküşe yol açtığı için değiştirmek zorundayız. Bunun da anlaşılmayan bir yanı yoktur.

PKK Kürt kimliğini ispatlama savaşını verdi ve sonuçta varlığı kanıtladı. Aslında ağırlıklı olarak bu yapılabildi. Peki özgürlüğü sağlayabilir miydi? Hayır! Çünkü reel-sosyalizm, özgürlüğü sağlayacak bir sosyalizm değildir. PKK de bir reel-sosyalist örgüt olduğu için, doğal olarak özgürlüğü sağlayamaz. Ve zaten sağlayamadığı da ortaya çıktı. Ama kimliği sağlayabilirdi ve pratik olarak sağlayabildi de. Bu da PKK’nin pozitif tarihe katkısıdır. Bu nedenle artık PKK’nin hem içerik hem biçim olarak aşılmasında hiçbir sakınca yoktur. Hatta daha önce 1990’Iarın ortalarında bunun yapılması gerekirdi; fakat çeşitli nedenlerle yapılamadı. Belli ki bugün yapmak biraz geç oldu, ama anlamlı oldu. Biz bunda herhangi bir sorun görmüyoruz. Fakat bazıları PKK’nin aşılmasını sevinçle karşılayarak adeta havaya uçuyorlar. Bu sevinç boş bir hayal ve kuruntudan ibarettir.

SINIF TEMELLİ ÖRGÜT ANLAYIŞI

“Parti” kavramı sorgulanması gereken bir kavramdır. Kaldı ki parti sınıfsal bir kavramdır, sınıfın iktidara taşınması için inşa edilmiştir. Yani iktidarla sınıf arasındaki köprüdür. Şimdi bu kavramı derinleştirmeye, eskisi kadar taraftar değiliz. Parti sınıfsal bir olay ve sınıfı derinleştirir. Dolayısıyla bu sınıf-parti anlayışından vazgeçeceğiz. Hem geçmişin eleştirisi kapsamında ve hem de önümüzdeki döneme ilişkin perspektif çizerken, “yeni bir parti kuralım” diye bir önerimiz olmayacaktır. Parti yerine başka bir şey düşünmek gerekir. Partiyi, toplumu sınıfsal temelde zorlayan, baskı aracı olarak çıkmazı derinleştiren bir olgu olarak ele almamız gerekmektedir. Mevcut parti aracı, reel-sosyalizmin çözülüşünün temel nedenidir. Bilebildiğimiz kadarıyla bu tespiti başka düşünce insanları da yapmış fakat onlar bir çözüm geliştirememiştir. Biz sınıf temelli partiyi hem eleştireceğiz ve hem de yerine neyin konulacağını tartışacağız.

Sınıf temelli örgüt anlayışı, reel-sosyalizmin çözülüşü ve başarısızlığındaki en önemli etkenlerden birisidir. Marksizm’in en önemli sorunsalıdır. Aynı zamanda Marksizm’in sınıf kavramı da problemlidir. Yani sadece parti kavramı değil, sınıf kavramı da teorik olarak problemlidir. Zaten sanayi proletaryası en çok da faşizme yaradı. Hitler, Alman işçi sınıfını en çok kullanandı. Bu işçi sınıfı dediğimiz, sosyalizmden çok faşizme taban teşkil etti. Halen yeni sağ bu kesime, işçilere dayanır; sanıldığı gibi öyle burjuva sınıfa filan dayanmaz. En çok da bunlar ‘yeni sağ’ı desteklerler. Bunu iyi çözmek gerekir. Kaldı ki Türkiye’de de işçileri en çok burjuva partileri ve AKP örgütledi. Türkiye’nin neredeyse yarım yüzyılı aşan pratiği ortadadır. Bunların hepsine “propaganda” deyip geçemeyiz. Peki sınıf örgütü niye gelişmiyor? Hata nerede yapılıyor? Açık ki hiçbir yerde işçi partisi gelişemedi. Almanya’da gelişti, ama o da burjuva partisiydi, işçi sınıfı partisi değildi. Bolşeviklerde de pratik böyledir; işleri küçük bir elit grup götürdü, işçi kitlesinin partisi olamadı. Bu Marksist olguyu tamamen gözden geçireceğimiz açıktır. Marksizm’deki sınıf kavramı aşılacaktır. Biz reel-sosyalizmdeki parti uygulamasına “proto-devlet” dedik. Parti bir proto-devlet organizasyonu oldu. Bu durum üç yüz yıldır böyle gelişti. Belli ki bunun eleştirisi gerekir.

BİR ALTERNATİF OLARAK BİZ

Reel-sosyalizmin hepsi, 1848’deki deneme, 1871’deki Paris Komünü, I. Dünya Savaşı’nın içinde ortaya çıkan Rus Devrimi, II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşen Çin Devrimi, sonrasındaki Vietnam Devrimi, bunların hepsi savaş temellidir. Hepsi de kapitalist sistemi geliştirdi. Ne kadar zora dayalı sosyalizm zaferi ilan edildiyse, hepsi de kapitalizmi doğurdu. En başta da Çin, büyük bir savaş kazandı, ama şu anda en ileri kapitalist ülkedir. Çin’i kimse dışarıdan kapitalizme çekmedi; tersine bizzat Komünist Parti öncülük etti. Halen de bu rolünü sürdürmektedir. Kuşkusuz bunlar tesadüf olamazlar.

Fakat bunların bir alternatifi de elbette vardır. Bir alternatif olarak biz, ulus-devlet sosyalizmi yerine demokratik toplum sosyalizmine geçiş yapıyoruz. Belli ki bu yeni bir programdır, Demokratik Toplum Sosyalizmi programıdır. Bu yeni program, Demokratik Toplum ve Demokratik Sosyalizm programıdır. Bunun stratejisi açık ki ulusal kurtuluş savaşı stratejisi olmayacaktır. Biz ulusal kurtuluş savaş stratejisini bıraktık. Onun yerine demokratik siyaset stratejisini koyacağız. Demokratik siyaset bir stratejidir, demokratik toplumun olmazsa olmazıdır. Demokratik toplumun, demokratik siyaset stratejisi ile bağlantısı vardır. İster anayasada isterse yasalarda, nerelerde ne gerekiyorsa ifade kazandırılacaktır. Tabi bu stratejinin iki temel dayanağı da olacak. Demokratik siyaset stratejisi, bütüncül hukuk ve öz savunmaya dayalı olarak uygulama gücü kazanacaktır. Elbette bu strateji yaratıcı ve çok yönlü taktiklerle hayata geçirilecektir. Bunu gerçekleştirecek olan da hukuk olacaktır. Bu, şu anlama gelir: PKK mirasından geriye kalan ne varsa, bu yeni demokratik siyaset stratejisi altında hukuki nitelik kazanacaktır.

ANTİ-DEMOKRATİK YASALAR KALKACAK

Devletlerle yürütülecek müzakere sonucunda anti-demokratik yasalar kalkacak, hukuki reformlar gerçekleşecektir. Bu, yıllara yayılmadan makul bir süre içinde gerçekleşmelidir. Yukarda çerçevesini belirlediğimiz hukuki reformlar gerçekleştirilmezse, o zaman çatışmalı ortam ister istemez yeni biçimlerde devam edecektir.

 

* Demokratik Komünal Toplum Manifestosu kitabından derlenmiştir.