Devrimler çağı, negatif devrimler çağına nasıl dönüştü?

Devrimler, kendilerini yenileyemedikleri ve kendi yenilenmelerini gerçekleştiremedikleri sürece yok olmaya, çürümeye ve negatifleşmeye mahkumdur.

SOSYALİZM - DEVRİM- NEGATİF DEVRİM

Önder Apo, “Sosyalizmsiz kalmak, havasız kalmak demektir” dediğinde tüm dünyada sosyalizme olan inanç yok olmuş, kapitalizm mutlak zaferini ilan etmişti. Aradan geçen on yıllar sonra kapitalist modernite büyük bir krizdeyken ve sosyalizm bir alternatif olarak görülmüyorken, “Demokratik ulus sosyalizmine geçiyoruz” diyerek sosyalizmin yeniden umut olduğunu hatırlattı.

Devrimler, kendilerini yenilemedikleri, çıkış gerekçelerini düzenlemedikleri sürece yenilmeye, yok olmaya mahkumdurlar. Her ne kadar pozitif bir algı olarak ortaya çıksalar da sonrasında yaşanan tıkanma ve tekrarlar onları yok eder, ideolojilerini bozulmayla yüz yüze bırakır. Bu da çıkışında büyük bir değişimi hedefleyen devrimlerin karşı-devrimin birer kopyası haline gelmesine yol açar.

1978 Fransız İhtilali’nin önemli simalarından Danton’un “İhtilal Satürn gibidir, kendi evlatlarını yer” sözünden uyarlanan “Her devrim kendi çocuklarını yer” tanımı, dünya üzerinde yaşanan bütün devrimlerin makus talihi gibi halen aynı güncellikle, aynı dirilikle yaşamımızın ortasında durmaktadır.

Devrimler, kendilerini yenilemedikten, çıkış gerçekliliklerini geliştiremedikten sonra sonuç hep aynı olacaktır. Kendini tekrar, tutuculuk, bir puta tapma gibi davranış gösteren bütün devrimci mücadeleler, bütün devrimler günün sonunda yenilecek; ancak yenilirken kendi evlatlarını ya yok edecek ya da yok olmanın eşiğine getirecektir.

1. yüzyılda sosyalizme yönelik bir ütopya dahi olamama durumunu yaşamamızın asıl sebeplerinden biri de budur. Kendini yiyen bir devrim, kendisiyle beraber yürüyenleri de yemiştir. Aslında devrimler, canlıların yaşamlarından beslenen olgulardır. Bütün devrimler canlıdır; bütün devrimlerin inişli çıkışlı dönemleri vardır. Danton’un tespiti tam olarak burada ortaya çıkar: Devrimleri geliştiremezseniz sizi yer, yok eder. Bir daha ortaya çıkmamanız için elinden geleni de yapar.

YENİLENMEYE KARŞI DİRENME

İnsan doğası yenilenmediği sürece kendini tekrar etmeye ve yok olmaya giden bir yaklaşım sergiler. Dünya da böyledir. Eskide ısrar, alışkanlıklarda ısrar; insanı yok eden en önemli sebeplerden biri olarak sosyolojide yer bulur. Bugün yeni olan, bugün doğru olan şey ileride doğru olmayabilir. “Bilim kesinlik kabul etmez” der bilim insanları. Kesinlik, bir süre sonra radikal bir tutuculuğa dönüşecek bir güce sahiptir. Bu tutuculuk; kendini tekrardan, yeniye direnmekten, alışkanlıklarından vazgeçmemekten ve yenilenen bir dünyada hep geriye gitmekten başka hiçbir şey vermez insana. Bundan dolayıdır ki yeni, her daim zor ama gereklidir.

Bugün sosyalizmde yaşanan tıkanıklığı da böyle görebiliriz. Eskide kalan, çağına göre doğru yanları olan yaklaşımlar, bir süre sonra her ne kadar kalıp olarak doğru geliyorsa da gelişme göstermeyince tıkanıp çürür ve çürütür. Eskide ısrarın sonucu her zaman yıkımdır.

Reel sosyalizme yönelik eleştiriler de onun yerine yeni bir sosyalizm arayışları da bundan dolayıdır. Hiçbir devrim, ilk yapıldığı yerde kalmaz; kalmamalıdır. Önder Apo’nun reel sosyalizme yönelik eleştirileri ve çıkış yolu olarak sosyalizmin yeniden kurgulanması, yenilenmesi gerektiğindeki ısrarı da tam olarak bundan kaynaklanır. İlk grup döneminden başlayarak süren bu arayış, bugün kendini “Demokratik Ulus Sosyalizmi” tanımında bulmuş; bu nedenle Önder Apo, “Negatif devrim sürecinden pozitif devrim sürecine geçtik” demiştir.

“Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır” sözü sadece bir slogan, ajiteleştirilmiş bir kavram değildir. İnsan, her döneminde yenilendiği sürece kendini var edecek, gelişen koşullara göre kendini savunacak bir birey olacaktır. Bu yenilenme, sosyalizm için de geçerlidir. Yenilenen sosyalizm, yenilenen insandır ve halkların umudu, kurtuluşu olmaya devam eder.

Kürdistan Özgürlük Hareketi’nde kavramlar ve tanımlar, sistemin belirlediği sınırlar içerisinde algılanmadığı için sosyalizm tanımı da insan tanımı da sistemin çizdiği sınırların çok dışında ele alınır. Bundan kaynaklı olarak “Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır” sözü; gelişimin, yenilenmenin ve dünyayı değiştirmenin başucu sözü, şiarıdır.

Devrimler çağı olarak bilinen 20. yüzyılda yapılan bütün devrimler ve devrimsel çıkışların tarihine baktığımızda, yenilenmeyen devrimlerin yıkmayı düşündükleri sistemlerin birer kopyası olarak kaldıklarını ve güdükleştiklerini görürüz.

20. yüzyılın en büyük sosyalist devrimi olan Ekim Devrimi’nin de sonrasında nasıl geri gittiğini, nasıl yıkıldığını tarihçiler bütün detaylarıyla yazmıştır. Doğru başlayan her hareket, gelişen bir dünyada kendini aşmadıkça yenilmeye mahkumdur.

Önder Apo’nun Köln’de yapılan “Önder Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü” yürüyüşüne gönderdiği mesajda belirttiği “negatif devrim sürecinden pozitif devrim sürecine geçiş” tanımı da tam olarak bu minvalde ele alınmalı ve bu şekilde yorumlanmalıdır.

İlk adımını doğru atan Kürdistan devrimi, bugünlere kendini yenilediğinden, süreçleri doğru okuduğundan, devrimi bir canlı organizma olarak görüp geliştirerek ve büyüterek gelmiştir. Bundan dolayıdır ki Önder Apo, Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni her daim yenilenen bir hareket olarak dizayn etmeye önem verir. “Genç başladık, genç bitireceğiz” sözünün anlamı da burada yatmaktadır.

Gençliğin yeniye olan özlem ve arayışını kendi ideolojik sistemine rehber edinen Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin bugüne kadar gelişerek var olmasının ve bütün yok edilme saldırılarına, bazı dönemlerde büyük darbeler almasına rağmen ayakta durmasının sebebi de budur.

SOSYALİST DEVRİMLERİN ÇÖZÜLÜŞLERİ, ONLARI BİRER NEGATİF DEVRİM HALİNE GETİRMİŞTİR

20. yüzyıl, bir yandan da dünyada devrimler çağı olarak tanımlanır. Sosyalist ve anarşist birçok devrimsel çıkışın yaşandığı bu süreçte, en büyük sorun yaşanan devrimlerin sürekliliği sorunuydu.

Bugün kendisini “sosyalist” veya “halk cumhuriyeti” gibi tanımlayan ülkelere baktığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Doğru çıkışlar, doğru bir politik hat çizilmediği sürece sapmalarla kendi doğru yolundan çıkar. Gerçek ile doğru arasındaki ince çizgi tam da burada devreye girer. Doğru atılan bir adım, gerçeklik algısından çıkıp putlaştırılırsa, bir süre sonra sapmalarla yanlışın kopyası haline gelecektir.

Mao, Çin devrimi sürecinde halk komünleri ve halk meclisleri tipi örgütlenmeler ile halkı devrimin temeline yerleştirirken, dönemin en büyük sosyalist deneyimi olan Sovyetleri reel sosyalist anlayışlarından dolayı eleştirmiştir.

Ancak ölümünden sonra Çin Halk Cumhuriyeti, giderek bürokratik bir gelişim içerisine girmiş ve kapitalist modernitenin kötü bir kopyası olarak yaşamını sürdürmüştür. Bugün Çin, dünyanın en büyük kapitalist ekonomisine rağmen, sadece kağıt üzerinde sosyalist olmasından dolayı bazı çevreler, yapılar ve partiler tarafından hala “sosyalist” görülebilmektedir.

Reel sosyalizmin hatalarına düşmeden, halkı devrime katarak ve onlar adına değil, onlarla birlikte hareket ederek başlayan Çin devrimi, bugün halkını sömüren bir noktaya gelmiştir. 

Küba, Fidel Castro ve Che Guevera ile yaşadığı devrim sürecinin çok gerisinde bir yerde durmaktadır. Özellikle yakın zamanda yaşamını yitiren Fidel sonrasına baktığımızda, Küba’da sosyalist örgütlenmelerin bir kısır döngü içerisine girdiğini görmekteyiz. İleriye gidiş, sosyalizme ve insanlığa dair bir atılımın olmasını bir yana bırakalım; kendini kapatarak, kurtarmaya çalışan bir yerde durmaktadır. Kendini kapatmayı bir kurtuluş ve kapitalist modernitenin saldırılarına karşı korunma olarak görmek, bir süre sonra gerilemeyi beraberinde getirir. Kapalı toplumların gelişmesi asla mümkün olamaz.

Kendini sosyalist olarak tanımlayan diğer ülkelere baktığımızda da durum farklı değildir. Bu ülkeler, kendilerini dünyaya kapatan ve kapitalist modernitenin saldırılarına karşı kapanarak korunacağını sanan prototiplerden, örneklerden başka bir şey değildir.

Sosyalist devrimlerin çözülüşleri, onları negatif birer devrim haline getirmiştir. Aynı ısrar, gelişime kapalılık nedeniyle devrimler çağı tamamlanamadan büyük bir darbe almıştır. Önder Apo, özelde Sovyetler Birliği’nden ancak genel anlamıyla devrimsel çıkışların yenilgilerinden bahsederken şunları belirtir:

 “‘Toprağı önce devletleştirelim, sonra bölüşelim; üretim araçlarını önce devletleştirelim, sonra bölüşelim.’ Bunlar, pratik örneklerde de görüldüğü gibi çok tehlikeli sonuçlara kadar götürmüştür. Bunun yerine özellikle bazı üretim araçlarında uzmanlaşmış, kesin verimliliği dikkate alan, emeğe yabancılaşma yan modelleri bulunmalı. Asıl sosyalizmin gerçekleşmeyişi, partinin ve daha sonra da devletin kendisinin yabancılaşmasında yatıyor. Altyapıda belli birikim gerçekleştikten sonra bunun sosyalistleşmesi halinde, kaçınılmaz olarak parti ideolojisi ile devlet kısır bir bürokrasiye dönüşecek veya çok yoğun bir birikime sahip olacak ve bu da yeni bir kapitalist üst sınıf olacaktır. Nitekim gerçekleşen de budur. Üretim ve paylaşım emeğe, dolayısıyla emeğin demokratik ifadesine sahip olamadığı için giderek partide bürokratlaşan ve çok az sayıdaki ellerde yoğunlaşan güç, devlette de mutlak hakim olmaya dönüşünce sonuç olarak, bütün bir Sovyet sisteminin işçileşmesinin yanında çok üst düzeyde bir kolektif burjuvazinin ortaya çıkışı yaşandı. Bunu denetleyen herhangi bir organ da yok. Giderek sosyalist ideoloji, sosyalist siyaset ve sosyalist demokrasi, kapitalist-emperyalist burjuva ölçülerinin bile çok gerisinde ya da hiç gelişmemiş bir duruma dönüştü.”

Önder Apo’nun söyledikleri, sadece Sovyetler Birliği için değil, devletçi sosyalizmi savunan bütün yapı, parti ve sosyalist iktidarlar için de geçerlidir. İşte Önder Apo’nun “negatif devrim” dediği de tam olarak bu çözülme ve yozlaşmadır.

Kapalılık, bir korunma mekanizması olarak sosyalist ülkelerde çok sıklıkla görülen bir durumdur. Kendini kapatarak, kendini ve halkını diğer dünya halklarından izole ederek sürdürülen bir yaşamın ne sosyalizme ne devrime ne de insanlığa verebileceği bir şey vardır. Kapalı toplumların gelişimi olmaz. Onlar “kurtarılmış alanlarında” veya “konfor bölgelerinde” yaşayıp gitmeyi bir kazanım olarak görürler. Bunun kendisi bile başlı başına sosyalizm ve devrim mücadelesine zarar vermek demektir.

DEVAM EDECEK