Eşit temsiliyet

Kürdistan Özgürlük Hareketi, Rêber Apo öncülüğünde yürütülen 52 yıllık mücadele sonucunda, eşit temsiliyet konusunda tüm dünya için örnek bir model oluşturmuştur.

SİNAN ŞAHİN

Eşitlikten söz edildiği zaman insanların aklına gelen en temel nokta, haklar meselesidir. Tüm canlılar için yaşam hakkının tanındığı ve sınırların aşılmadığı, yaşam hakkının reddedilmediği bir dönemde ancak eşitlikten bahsedilebilir. Günümüzde de eşitlik meselesi, en çok kadın ve erkek arasındaki tartışmaların konusu olmuştur. Demokrasinin temel ilkelerinden biri, kadın özgürlüğü olarak kabul edilmiştir.

Bir toplumun demokratik düzeyi yükseldikçe eşitlik düzeyi de o kadar belirginleşir. Bu nedenle eşitliğin olduğu toplumlarda insanlar; siyaset, seçim, düşünce, özgürlük gibi yaşamın tüm alanlarında eşit temsiliyet görürler. Böylece eşit temsiliyet yalnızca siyasi alanda değil; din, ulus, kültür, doğa ve kadın ile erkek arasındaki ilişkilerde de insanların zihnine yerleşir. Ne yazık ki günümüze kadar süregelen sorunlardan biri, eşit temsil meselesidir.

Erkek egemen zihniyetin baskın hale gelmesi, eşitlik anlayışını ve eşit temsiliyeti zayıflatmış, birçok sistemde böyle bir anlayışın tanınmasını engellemiştir. Yalnızca tek bir cinsiyeti esas kabul eden devlet zihniyeti, her şeyden önce kadını politik güçten uzaklaştırmış, aynı zamanda toplumun kadına dair algısını da dağıtmıştır. Erkek egemen sistem, kadınların tarihsel tüm değerlerini çalmış ve özünü boşaltmıştır. Kadınla birlikte toplumu da derin bir köleliğe mahkum etmiştir.

Bu anlayışın ardından eş yaşam modeli ve ortak yönetim zamanla toplumun hafızasından silinmiştir. Toplumdaki tüm bilgi ve anlayış, tarihsel toplumsal gerçekliklerden koparılarak doğanın ve kadının hakikati, yani kadınların yönetme gücüne sahip olduğu gerçeği inkar edilmiştir. Toplumsal değerlerle uyuşmayan erkek egemen anlayış, bilimi ve doğruları çıkarına göre şekillendirmiştir. Bu nedenle erkek egemen zihniyet devlet kültürü içinde şekillenmiş; zaman zaman eşitlik, demokrasi ve özgürlük gibi kavramları kullansa da bunların özü tamamen egemenlik anlayışına dayanmıştır.

Bu yüzden devlet aklının en küçük eleştiriyi bile tehdit olarak görmesi ve bunu kendi sistemine karşı isyan gibi algılaması normaldir. Bu temelde eşit temsiliyet anlayışı hiçbir zaman devlet zihniyeti tarafından kabul edilmemiş, kadın hakları sürekli inkar edilmiştir. Bu yüzyılda bilim ve teknoloji alanında yaşanan hızlı gelişmelere rağmen hala birçok önemli veri insanlığın elindedir; ancak erkek egemen zihniyet de giderek derinleşmekte, özgür ve eşit yaşama daha fazla engel çıkarmaktadır.

Bu tek taraflı sistem, kadını iradesiz görür; oysa doğada tüm varlıklar uyum içindedir ve her biri misyon ve sorumluluk taşır. Fakat devlet, toplumsal ahengi bozarak ulusları, dinleri, kültürleri ve en çok da kadını görünmez hale getirmiştir. Bu anlayışın özünde toplumun değersiz ve cahil görülmesi vardır; kendi başına karar verir, toplumun iradesini tanımaz, yalnızca kendi iktidarını korur. Kadını, bireyi, ulusları, dinleri ve diğer kültürleri kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde bastırır ve bunların varlığını yok sayar.

EŞİT TEMSİLİYET DEMOKRASİNİN TEMEL İLKESİDİR

Her grup ya da toplum; etnisiteler, inanç ve kültürel topluluklar, toplumun her bireyi insanlığın zenginleşmesine katkı sunar. Bu zenginliğe rağmen erkek, kadını toplumsal, siyasal ve politik çalışmalardan uzak tutar ve özellikle yönetim ve karar alma süreçlerinden dışlar. Kadının yönetime katılmaması, demokrasinin ilkeleri açısından geri bir durumu ifade eder.

Oysa kadınların katılımı, demokrasinin inşasında temel bir ölçüdür ve kolektif mücadelenin önünü açar; erkeğin tek başına toplumu yönetme anlayışını sınırlandırır. Eşit temsiliyetin amacı, toplumu her iki cinsiyet arasındaki eşitliği temel alan özgürlüğe ve demokrasiye ulaştırmaktır. Çünkü ortak çalışma, adalet temelinde kurulan komünal yaşamın özünü oluşturur.

Kadınların siyasi karar alma mekanizmalarına katılımı, toplum üzerinde büyük bir etki yaratır; eşitlik, adalet, hak ve ahlak alanlarında demokrasinin düzeyini yükseltir. Ayrıca kolektif ve aktif temsiliyet, toplumun tüm bileşimlerini bir araya getirir.

Eşit temsiliyet konusunda dünyada örnekler azdır; ancak bu, sistemlerin bu yöntemi hiç uygulamadığı anlamına gelmez. 1980’li yıllarda Almanya Yeşiller Partisi, her iki cins için de yüzde 50 kota uygulamasını benimsedi ve iç tüzüğünü de buna göre düzenledi. Bu yaklaşım diğer partileri de etkiledi; 1980’lerin sonlarına doğru bazı partiler de kendi bünyelerinde benzer kotaları esas aldı. Almanya Yeşiller Partisi, eş başkanlık sistemini hayata geçirerek bir kadın ve bir erkekten oluşan ortak başkanlığı pratikleştirdi.

Bu bağlamda Kürdistan Özgürlük Hareketi de Rêber Apo öncülüğünde verilen 52 yıllık mücadele sonucunda eşit temsiliyet konusunda tüm dünya için bir örnek oluşturmuştur.

20 Kasım 2004 tarihinde Rêber Apo, eş başkanlık sistemine dair tespitini açıklamış ve şöyle demiştir: “Partilerin iç demokrasiye sahip olmaması, Türkiye’deki tüm partiler için temel bir sorundur. Eğer parti içinde demokrasi inşa edilmezse siyaset demokratik olamaz; siyaset demokratik olmazsa toplum demokratik olamaz; toplum demokratik olmazsa devlet demokratik olamaz.”

Bu temelde 2005 yılında Bakûr’da eş başkanlık sistemi seçimlerde uygulanmaya başlandı. Türkiye’de eş başkanlık sistemini ilk hayata geçiren parti Demokratik Toplum Partisi (DTP) oldu.

Aynı şekilde 2010 yılında DBP bu sistemi tüm Kürdistan illerinde uyguladı. HDP ise 2013 yerel seçimlerinde ve 2015 genel seçimlerinde Türkiye genelinde eş başkanlık sistemiyle seçimlere girerek, Türkiye tarihinde bu modeli ülke çapında hayata geçiren ilk parti oldu. Bu sistem bugün de yürürlükte ve kadın özgürlüğü ile toplum mücadelesinde önemli sonuçlar üretmektedir.

Bir diğer önemli örnek ise Rojava’dır. Rojava Devrimi’nin başlamasıyla birlikte demokratik ulus sisteminin inşası için eşit kota esas alınmış ve eş başkanlık sistemi, demokrasinin temel yöntemi olarak uygulanmaya başlamıştır. Rojava’da bu sistem, yaşamın her alanından tutun en küçük topluluk olan komünlere kadar yerleşmiştir. Komün, toplumun en temel birimi olduğu için eş başkanlık sistemi de komünün temel ilkesidir. Kadın ve erkek eşit bir şekilde politika yapar, toplumsal ihtiyaçları birlikte tartışır ve kararları birlikte alır. Bu durum, erkeklerin yaklaşımında belirli bir düzeye kadar dönüşüm yaratmıştır.

NEDEN EŞİT TEMSİLİYET SİSTEMİ?

Eşit temsiliyet sistemi, toplumun ve bireyin iradesini tanımayan devletçi, merkeziyetçi ve despotik sistemlere bir alternatiftir. Bu sistem, demokratik siyasetin bir yöntemidir. Çeşitlilik, özgür aklın gelişmesini sağlarken aynı zamanda gerçek ortak yaşamı da inşa eder.

Eşit temsiliyetten söz ederken yalnızca kadın ve erkek arasında eşitlikten değil, aynı zamanda gençlerin, farklı halkların, kültürlerin ve inançların da eşit düzeyde siyasi temsil hakkına sahip olmasından söz ederiz. Bu sistemin temel ölçütleri, kolektif ve ortak çalışmadır.

Eşit temsiliyet, demokratik ve eşitlikçi bir düzeni ilerletir; farklı görüşlerin ortaya çıkmasına alan açar ve otoriter bakış açısının önünü keser. Amacı, siyasi, toplumsal ve ekonomik alanların adil ve diyalektik bir temelde yönetilmesini sağlamaktır.

Eşit temsiliyet, azınlıkların haklarını korur ve toplumsal barışı temel alan bir istikrar yaratır. Demokratik ulus anlayışı, halkların birlikteliğini ve eşit temsiliyeti bir zenginlik olarak görür. Bu anlamda barış, huzur, adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasi temel hedef haline gelir. Eşit temsiliyet anlayışının toplumda geliştirilmesi ve özgür yaşam kültürünün oluşması için toplumun bu konuda eğitilmesi büyük önem taşımıştır. Demokratik ulus modeli, siyasal ve kültürel alanda özgür bireylerin örgütlülüğü sayesinde cinsiyetçi, devletçi ve milliyetçi sistemi etkisizleştirecektir.

Bu model Rojava’da da pratikleşmiştir. Tüm halklar, inançlar ve kültürler, ‘Demokratik Özerk Yönetim’ sisteminde özgür iradeleriyle yer almakta ve temsil edilmektedir.

Çalışmaların ve mücadelenin tüm alanlarında kadın-erkek eşit temsiliyeti, dünyanın tüm halklarına örnek olmuştur. Bununla birlikte kadın, kendi kimliği ve özgür iradesiyle toplumsal çalışmalara katılmakta ve karar sahibi olmaktadır.

Bu sistem, toplum zihniyetinde de köklü değişimler yaratmıştır. Özellikle, ‘Kadının işi yalnızca ev işidir’ diyen cinsiyetçi anlayışa karşı gerçek bir devrim gerçekleşmiştir. Bugün Kürt kadını, özgür toplumun hem öncüsü hem de yürütücüsüdür. Bu yaklaşım, toplumsal varlığı güçlendirmekte ve ortak, komünal mücadele anlayışını sağlam bir zemine oturtmaktadır.