Geçiş dönemi adaleti
Geçiş hukuku ya da geçiş dönemi adaleti, barış süreçlerinin olmazsa olmaz eşiklerinden biri olarak bilinir. Bu, yaşanan hak ihlalleriyle yüzleşme, tekrarlanmaması için mücadele ve yeni dönemi ortak planlamadır.
Geçiş hukuku ya da geçiş dönemi adaleti, barış süreçlerinin olmazsa olmaz eşiklerinden biri olarak bilinir. Bu, yaşanan hak ihlalleriyle yüzleşme, tekrarlanmaması için mücadele ve yeni dönemi ortak planlamadır.
Önder Apo’nun yeni dönem için en önemli gördüğü adımlardan biri de geçiş hukuku yasalarıdır, çünkü demokratik entegrasyonun gereğidir. Önder Apo, demokratik entegrasyon hukukunu da üç temel ilkeye dayandırıyor.
Geçiş hukuku yasaları, Türkiye’de ilk kez duyulmuş olsa da aslında 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıktı. Özellikle Nazi Almanyası dönemi sorumlu ve komutanlarının yargılandığı Nürnberg duruşmaları, ilk geçiş hukuku yasası uygulaması olarak tarihte yerini aldı.
Geçiş hukuku yasaları ve demokratik entegrasyon birbirini tamamlıyor. BM’nin tanımına göre; geçiş dönemi adaleti, insan hakları ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı bir ülkede, geçmişte yaşananların telafi edilmesine dair adli ve adli olmayan tedbirlerin tümüdür. Burada tanımlanan tedbirler arasında hakikat komisyonları, özellikle güvenlik yasalarında reformlar ve tazminat programları bulunuyor.
Aslında Önder Apo, 3 Aralık’taki paylaşılan mesajında, çok açık bir biçimde, ‘Barış yüzyılına geçiş yasası’ tanımı yaparak geçiş hukuku tanımıyla ne demek istediğini söyledi. Burada önemli olan, birbirinden ayrı bir biçimde düşünülmemesi gereken her adımın sanki birbirinden farklı şeylermiş gibi kamuoyuna yansıtılmasıdır.
2. Dünya Savaşı sonrası, insanlığa karşı işlenen suçlar ile yüzleşme, insan hakları ihlallerine dair doğru yaptırımların olması için başlatılan ve adına geçiş hukuku denilen süreç sonrasında da birçok yerde denendi, pratik anlamda neler olabileceği az çok ortaya konuldu. Savaş sonrası özellikle Nazi Almanyası’nın suçları ile simgelenen mahkemeler ve yaşanan insan hakları ihlallerine yönelik adımlar, bu dönemin ilk pratik adımlarıdır da. Geçiş dönemi adaleti, sadece adli yaptırımlar ve uygulamalar ile açıklanamayacak kadar komplike bir süreci ifade ediyor. Bu süreçte yapılacak en ufak bir yanlış ya da eksik bir adım, sürecin tamamen yok olmasına yol açabilecek önemdedir.
Geçiş dönemine dair tanımlanan belli başlı bazı başlıklar var. Bu başlıklar, bugüne kadar yaşanan geçiş dönemi deneyimlerinden ortaya çıktı. Şöyle sıralayabiliriz;
* İnsan hakları ihlallerini durdurmak
* Geçmiş suçları araştırmak
* İnsan hakları ihlallerinin sorumlularını bulmak
* Sorumlulara yaptırım uygulamak
* Mağdura tazminat ödemek
* İhlallerin gelecekte olmasını engellemek
* Güvenlik sektörüne dair kalıcı reformlar
* Barışı koruma ve meşru hale getirmek
* Eşit vatandaşlığı sağlamak
* Geçmişte yaşanılanları kabul etmek
* Daha iyi bir topluma geçişi sağlamak
Bunlar, bir tarafın yenilgisi ya da gücü anlamına gelmez; sadece ‘ceza hukuku’ üzerinden değerlendirmek de eksik ve yanlıştır.
GEÇİŞ HUKUKU, ‘AF’ DEĞİLDİR
Türkiye kamuoyunda sıklıkla yapılan bir yanlış da geçiş yasalarının ‘af’ başlığı altında tartışılmasıdır. Halbuki ‘af’ değildir, o döneme kadar yaşananlarla yüzleşme, hesaplaşma ve sonrasının doğru bir zemine oturtulmasıdır. Sadece ‘af’ tartışmalarına indirgemek, aslında yürütülen sürecin ciddiyetine ve büyüklüğüne de gölge düşürüyor.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, 28 Kasım’daki söyleşisinde, “PKK kadroları af istemiyor. Biz suç işlemedik, soykırım altındaki bir halkın varlık ve özgürlük mücadelesini verdik. Bu insanlar onurlu insanlardır. Gözleri basitçe ailelerine dönmekte değildir. Tartışılan ‘suça göre kategori’ yaklaşımı, süreci anlamamaktır. Talebimiz, herkes için özgürlük yasalarıdır. Eğer özgürlük yasaları çıkar, demokratik siyasetin önü açılırsa bu Hareket’in en tepesinden en yeni savaşçısına kadar herkes gider. Türkiye’nin ve Kürdistan’ın her yerinde demokratik inşa çalışması yürütür. Siyaset anlayışımız Ankara’ya sıkışmak değil, toplumu ahlaki ve politik temelde inşa etmektir” diyerek net bir çerçeve koydu.
SAVAŞ DÖNEMİ YASALARINDA DÜZENLEME
Geçiş hukuku bir helalleşme de değildir. İstenilen, yaşanılanların hesabının verilmesi ve halkların ortaklaşmasının önündeki en büyük engel olan acılarla yüzleşilmesidir. Geçiş dönemi adaletinin önemli bir ayağı da devletin savaş dönemi yasalarının değişmesi, kaldırılması ve barış sürecine göre yeniden düzenlenmesidir. Bu, devletin barışa yönelik atacağı en önemli adımlardan biridir, bir daha aynı döneme dönmeme garantisidir. Yoksa başka şeyleri bahane ederek vazgeçmek istemeyip barış sürecini savaşa hazırlık olarak görür.
AKLANMAK İÇİN KULLANABİLİRLER
Eğer doğru bir politik zeminde örgütlü mücadele olmazsa devletler, bu süreci kendi suçlarını aklamak için kullanabiliyor. Arjantin’de halk örgütlülüğü güçlü olduğundan kullanamadılar. Nürnberg’de yargılanan bütün Nazi subayları ve komutanları, verilen emirleri uyguladıklarını belirterek, suçlamaların hiçbirini kabul etmedi. Bir yargıç, tepkisini “Ben burada suçlu hiçbir Nazi göremedim” diyerek gösterdi.
AKP iktidarı bir dönem geçiş hukuku adaleti kapsamında ele alınabilecek şekilde JİTEM davalarını açtı, ancak mahkemeleri devleti aklamanın bir aracı olarak kullandı ve bütün davaların devlet lehine sonuçlanmasını sağladı. Gözaltında kayıplardan, köy yakmalardan, asit kuyularından, yargısız infazlardan yargılanan hiçbir devlet görevlisi ceza almadı.
HAKİKAT KOMİSYONLARININ ÖNEMİ
İşte burada Hakikat Komisyonları, geçiş dönemi adaleti için önemli bir garantör olma özelliğini taşıyor. Bu komisyonlar, insan hakları ihlallerinin yoğun yaşandığı ülkelerde kuruldu; devletin geçmişteki suçlarına yönelik araştırmaları ve onlarla ilgili davaları takipte belirleyici oldu. Hakikat Komisyonları, ilk olarak adını büyük çaplı bir kirli savaşın yaşandığı Arjantin’de gözaltında kaybedilenlerin yakınlarının mücadelesi sonucu 1983’te Kayıplar Üzerine Ulusal Komisyon (CONADEP) adıyla oluşturuldu. O günden beri dünyanın farklı yerlerinde, farklı isimler ile 40’ın üzerinde Hakikat Komisyonu kuruldu.
* Arjantin’de kurulan Hakikat Komisyonları, yaşanılan hak ihlallerinin toplanması, kamuoyuna duyurulması ve davalar açılmasına yönelik büyük ve azımsanmayacak çabalar içerisinde oldu. 8 bin 960 kişinin kaybedildiğini, 365 yasa dışı gözaltı merkezinin olduğunu ortaya çıkardı. Açtıkları davaların bazıları sürüyor.
* Peru’da Uzlaşma Komisyonu’nun yayımlanan raporundan 20 yıl sonra eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori, 90’larda yaşanan kaybetme, işkence ve infazlardan dolayı 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
* Guatemala’da kurulan Guatamala Tarihi Aydınlatma Komisyonu, 1960-1996 yılları arasında süren çatışmalarda 200 bin kişinin yaşamını yitirdiğini ve bunların yüzde 93ünde devletin suçlu olduğunu tespit etti.
* Güney Afrika’da ise bazı suçlular açık bir biçimde halka açıklandı, böylece gizlenmeleri engellendi. Komisyon, af yetkisinin verilmesinden sonra affedilmek için başvuran 7 bin 112 kişiden sadece 849’una olumlu yanıt verdi.
GEÇİŞ DÖNEMİ ADALETİ VE ENTEGRASYON
Önder Apo, yeni dönemin en önemli ayaklarından biri olarak demokratik entegrasyonu gösteriyor. Demokratik entegrasyon, sadece Kürt Özgürlük Hareketi üyelerinin iktidarın söylemiyle ‘toplumsal yaşama’ katılması anlamına gelmiyor. Demokratik entegrasyon süreci, devletin uyguladığı soykırımcı politikaları terk etmesi ve ırkçı yaklaşımlardan uzaklaşmasının da sürecidir. Demokratik entegrasyon için gerekli olan ilk adım da geçiş dönemi adaletinin doğru bir zeminde planlanması ve yürütülmesidir.
Önder Apo, demokratik entegrasyon ve geçiş dönemi adaletine dair “İçinde bulunduğumuz süreci ilerletebilmek, tarihi ve sosyolojiyi daha fazla ciddiye almayı gerektiriyor. Türk-Kürt ilişkisinin bin yıllık iki sütun olarak bugüne geldiğinin tespit edilmesi önemlidir. Bu sütunların görülmesi, anlaşılması ve onarılması suretiyle birlikteliğin güçlendirilmesi gerekir. Çizgiler çekerek değil, güncel sorunlarımızı da kapsayacak bir ufuk oluşturarak hareket etmeliyiz. Sınırlı şartlarda tarihi bir mesele için ciddi bir çaba sarf ediyoruz. Yıkıcı ve negatif değil, pozitif bir aşamayı geliştirmeye çalışıyoruz” diyor.
ÖNDER APO’NUN VURGULADIĞI ÜÇ TEMEL İLKE
Önder Apo, Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı’na gönderdiği mesajında, temel mücadele stratejisi olarak ortaya koyduğu argümanlardan birinin de demokratik entegrasyon ve bunun hukuk kavramı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: “Hukukun bireysel ve evrensel normlarla, kolektif halklarla yeniden toplum lehine yapılandırıldığı demokratik entegrasyon hukuku da üç temel ilkeye dayanmalıdır;
* Özgür Yurttaş Yasası
* Barış ve Demokratik Toplum Yasası
* Özgürlük Yasaları
Demokratik entegrasyon hukuku, hem devleti norm devletine dönüştürecek hem de toplumun kazandığı varlığı kurumsal inşaya kavuşturup özgürlüğünü başarması anlamına da gelecektir.”
Dolayısıyla demokratik entegrasyon, Önder Apo’nun belirlediği ilkeler boyutuyla uygulanmadığı sürece geçiş dönemi adaleti de uygulanamayacak.