Kamel Bencheikh yazdı: ‘Güçlerin kör noktasında Rojava’

Fransız-Cezayirli bir yazar ve entelektüel Kamel Bencheikh, La Nouvelle Revue Politique (NRP) dergisinde yayınlanan makalasında, Rojava’ya yönelik saldırıları ve direnişi ele alırken, saldırılar karşısındaki sessizliği eleştirdi.

Yazısında, “Tarihin bizi berraklığımızla değil, vazgeçişimizle hatırlamasını engellemek için hâlâ zaman var” diyerek, Rojava’ya desteğe çağıran Becheikh, Rojava modeli için şu tespiti yapıyor: “Bu modeli desteklememek, bölgenin tek geleceğinin karanlık ve teslimiyet olduğunu kabullenmek anlamına gelir.”

Dergide yayınlanan ‘Güçlerin kör noktasında Rojava’ makale şöyle:

“Uluslararası ilgi art arda yaşanan krizler içinde dağılırken, Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir bölge sistematik bir yıkım girişiminin insafına terk ediliyor. Rojava’da Kürtler, anlamı son derece açık bir saldırıyla karşı karşıya: Fanatizmlerle harap olmuş bir Ortadoğu’da, pek çok kişinin örnek olarak gördüğü bir halkı, bir coğrafyayı ve bir siyasal modeli silmek.

Ahmed el-Şara liderliğinde, Şam’daki “geçiş iktidarına” entegre edilen cihatçı güçler tarafından yürütülen bu saldırı, özerk bölgelerde başlamadı. Süreç önce Şam’da, ardından Halep’te açıldı. Halep’te Kürt mahalleleri bombardımanlarla, infazlarla, tecavüzlerle ve aleni aşağılamalarla ezildi. IŞİD’e karşı savaşta hayatını kaybeden savaşçıların mezarları tahrip edildi, cesetler binaların çatılarından atıldı, hayatta kalanlar avlandı. Ne yaşam ne de hafıza bağışlandı.

Tüm bunlar neredeyse boşaltılmış bir alanda yaşanıyor. Medyanın sessizliği büyük, akademinin sessizliği de öyle. Daha da vahimi, Avrupa diplomasisinin suskunluğu. Halifeliğin çöküşünde belirleyici rol oynayanlara borçlu olması gereken Paris, ihtiyatlı bir tutuma hapsolmuş durumda; bu tutum, neredeyse açık bir onaya benziyor.

Bu sırada saldırı ilerliyor. Ankara’nın desteğini alan Şara güçlerinin El-Şeddadi Hapishanesi’ni ele geçirmesi, aralarında önemli sayıda Fransızca konuşanların da bulunduğu binlerce IŞİD militanının serbest bırakılmasına yol açtı. Tehdit artık soyut değil; stratejik, güvenlik boyutlu ve doğrudan Avrupa’yı ilgilendiriyor.

IŞİD’e karşı direnişin küresel sembolü olan Kobanê bugün yeniden saldırı altında. Hatırlatmakta fayda var: Halifelik Kobanê’de, ardından Minbic, Rakka ve Musul’da çöktüyse, bu büyük ölçüde Kürt Demokratik Güçleri’nin cesareti ve profesyonelliği sayesinde oldu. Onlar olmasaydı IŞİD asla yenilmezdi. Bunu unutmak en iyi ihtimalle nankörlük, en kötü ihtimalle ise ağır bir stratejik hatadır.

Ancak bugün bir jeopolitik kırılma yaşanıyor. Kürtlere yatırım yapan Washington, artık rejimin cihatçı yeniden yapılanmasını onaylıyor. Beyaz Saray Ahmed el-Şara’yı ağırladı; NATO alkışlıyor; Türkiye, Kürtlerin özerk her türlü siyasal projeksiyonunun etkisizleştirildiği bir perspektiften memnun; İsrail ise, kalıcı bir zayıflama umduğu yerde bütünlüğünü koruyan bir Suriye’nin güçlenmesini sessizce izliyor. Bu tabloda Kürtler artık bir müttefik değil, yeniden bir “denge unsuru”na indirgeniyor.

Rojava’da yanıt artık varoluşsal. Sivil temsilciler, askeri komutanlar, kadın örgütleri ve gençlik: herkes silaha sarıldı. Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Suriye Demokratik Güçleri liderleri, Şam’ın Batılı hamileri tarafından dayatılmak istenen teslimiyet anlaşmasını reddetti. Mesele artık yalnızca toprak değil; bir halkın hayatta kalması ve bir modelin korunması söz konusu.

Bu model ise en az konuşulan ama en hayati başlıklardan biri. Suriye’nin kuzeyinde iki vizyon doğrudan karşı karşıya: Şeriata dayalı İslamcı-dinci tahakküm ile Kürtlerin savunduğu çoğulcu, laik, eşitlikçi; kadınların erkeklerle eşit biçimde yönettiği ve savaştığı bir sistem. Bugün bu modeli desteklememek, bölgenin tek geleceğinin karanlık ve teslimiyet olduğunu kabullenmek anlamına gelir.

Fransa bir tercih ile karşı karşıya. Ya Amerikan zikzaklarına eklemlenen, bir müttefiki feda eden ve kendi topraklarında yeni saldırıların koşullarını hazırlayan ruhsuz bir politikayı sürdürecek; ya da stratejik bir özerklik üstlenerek, tüm Avrupa’nın Kürtlere ne borçlu olduğunu hatırlayacak ve kıtayı 21. yüzyılın en tehlikeli dinsel totalitarizminden koruyanları destekleyecek.

Kürtler bu mücadeleyi binlerce kadın ve erkeğin yaşamıyla ödedi. Onları terk etmek bu borcu ortadan kaldırmaz; yalnızca daha ağır ve daha utanç verici hale getirir. Tarihin bizi berraklığımızla değil, vazgeçişimizle hatırlamasını engellemek için hâlâ zaman var.”