Kapitalizm canavarına 'dur' demek için*

İnsanın yeniden dirilişinin nasıl mümkün olacağı, anti-kapitalist toplumun ki bunun adı sosyalizmdir, nasıl kurulacağı sorularına tarihi hakikatler ışığında yanıt bulunmalıdır.

Tarih sınıf savaşımları tarihi değil, komün-devlet savaşımları tarihidir. Tarihin böyle olduğuna dair hayli birikim vardır ki bu oldukça anlamlıdır. Sınıf savaşı teorisi, teori ve pratiğiyle tamamen başarısızlığa uğramıştır. Reel-sosyalizm bunun somut örneği olmaktadır. Bu yönüyle sosyalizm uğruna mücadele eden komünarların kanı olduğu gibi yerdedir. Ama arayışlar da sürmektedir.

Kapitalizm canavarı gelinen aşamada toplumun yüzde doksanını oluşturan ezilenleri ‘atık’ ilan etmekte; kenefe, çöplüğe atmaktadır. Bu çok büyük bir problemdir. Artık mesele sömürülme, baskı altında olma değil; insanlık dışı konuma atılmadır ki, bu insanlığın tükendiği, bittiği nokta anlamına gelmektedir. Bunu yapan kapitalizm canavarına ‘dur’ demek için ise reel-sosyalizmin yarattığı krizden doğru çıkış yapmak gerekmektedir. Tüm çabamız bunu tarihsel temelleriyle analiz etmek ve hakikati ortaya çıkarmak içindir.

Siddartha Gautama (Budha), “Sırtında hançer varken evreni, dünyayı, aileyi, şöyle kutsamışsın, yorumlamışsın, hayaller kurmuşsun, bunların hiçbir değeri yok. Yapacağın tek şey sırtındaki hançeri çıkartmaktır” derken oldukça doğru bir tespit yapmaktadır. Fakat Budha bunun sosyolojisini yapacak durumda değildir. Sosyolojinin aydınlığa kavuşması için kastik katilin dayattığı bu toplumsal yarılmayı tespit etmesi gerekirdi. Hatta sosyalizm toplumsal tarih değerIendirmesine bu kastik toplumsal katili tanımlayarak başlamalıdır. Sosyoloji mi yapılacak, bu durumda yapılması gereken ilk iş kastik katili tanımlamak olmalıdır. Budha’nın buna dikkat çekmesi harikuladedir. Bu, sosyalizmin de temel ilkesi haline getirilmek durumundadır. Sosyalizm öncelikle kastik toplumsal gerçekliğe dokunmalı, onu aydınlatmalı ve onun kalıntıları ile savaşmalıdır. İleride göstereceğimiz gibi mevcut kapitalizm kastik katilin son aşamasıdır.

Kastik katilin mirası günümüzde bir atom bombası dehşetiyle bütün bir insanlığı yok edebilir. Bunlar normal midir? Budha’nın dediği gibi, sırtında hançer dururken neyi tartışabilir, neyi konuşabilirsin? Bu kastik katil anlaşılmadan, bırakalım sosyalizmi kurmayı sosyoloji de yapılamaz, ahlaktan ve hatta dinden de söz edilemez. Orta yerde kastik katil var ve bu katil halledilmeden bilim de yapılamaz.

TOPLUMSAL SORUNSALLIK KASTİK KATİL İLE BAŞLAMIŞTIR

Tarihi yazı ile başlatmak elbette yanlıştır. Çünkü yazıdan önce de insan ve onun toplumsal yaşamı, tarihsel toplum gerçekliği vardır. Bu yönüyle yazıdan öncesi de sonrası da tarihtir. Israrla dikkat çekmek istediğimiz ise, tarihsel toplum gelişiminde toplumsal sorunsallığın başlangıç noktasının ne olduğu hususudur. İktidarcı-devletçi sistem tarihinin de başlangıcı anlamına gelen toplumsal sorunsallık kastik katil ile başlamıştır. Erkek egemenlikçi, iktidarcı-devletçi sistemin tarihini kastik katille başlatmak hem sosyolojinin hem ona bağlı sosyalizmin ana kaynağı olmalıdır. Hatta sosyal bilimlerin temeli olmak durumundadır. Kastik katilin ortaya çıkışı, toplumsal gelişimde ilk büyük kırılmadır. Bu çıkış, anacıl toplumda büyük kırılma yaratır. Belki de tarihin en büyük karşı-devrimidir. Kastik katil çıkışından sonraki ‘tarih nedir’ sorusuna verilecek cevap şudur: Tarih, kastik katilin toplumu yarması, toplumu büyük kölelik sistematiği altına alması hem onun düşünce sistemine hem de pratik yaşamına müdahale etmesi ile ona karşı tarihsel toplumun komün temelli direniş tarihidir.

TARİH, SINIF SAVAŞIMI TARİHİ DEĞİL; KOMÜN VE DEVLET SAVAŞIMIDIR

"Tarih sınıf savaşımı tarihi değil, komün ve devlet savaşımıdır” dedik. Bunu sosyalizmin de temel ilkesi haline getirmek zorundayız. Sosyalizm öncelikle kastik toplumsal gerçekliğe dokunmalı, onu aydınlatmalı, onun kalıntıları ile savaşmalıdır. Nitekim görmekteyiz ki, mevcut kapitalizm de kastik katilin son aşaması olmaktadır. Kapitalizm bırakalım verimli bir ekonomiyi, üretim güçleri ve ilişkilerini geliştirmeyi, öyle bir dünya yaratmış ki, insan için “atık” kavramı kullanılmaktadır. Çok açık ki toplum sadece tehdit altında değildir, tüketilmiştir. Nitekim bazı filozoflar da “insanlığın ölümü” tespitini yapmaktadır. Başta M. Foucault olmak üzere, bazı düşünürler ‘tanrının ölümü’ tespitlerinin ötesine geçerek tanrı-insan ilişkisi bağlamında insanın ölümünü ilan ederler. Foucault’a göre kapitalizmle birlikte insan ölür. Oldukça önemli bir tespit olduğuna kuşku yoktur. Sosyalizm yenilenecekse bu kavram üzerinden yenilenmelidir. İnsanın yeniden dirilişinin nasıl mümkün olacağı, anti-kapitalist toplumun ki bunun adı sosyalizmdir, nasıl kurulacağı sorularına tarihi hakikatler ışığında yanıt bulunmalıdır.

KÖKLÜ BİR ELEŞTİRİ VE KOPUŞ

Marks kapitalizmin bilimsel bir olgu olduğunu, bilimsel olarak incelenebileceğini söyler. Evet, kapitalizmi kötüler, ona pek çok canavarlık atfeder, ama sonuçta onun ileri bir çağ olduğunu belirtir. Kapitalizmi kendi dönemine kadarki en ileri ve sosyalizme geçiş için de gerekli bir toplumsal aşama olarak görür. Dolayısıyla burada köklü bir eleştiri ve kopuş yapmak gerekmektedir. Nitekim reel-sosyalizmin kendisi de bu kopuşu yapmıştır. Böyle bir sosyalizmin sosyalizm olamayacağını, kendi pratiğinde ortaya çıkarmıştır. Unutulmaması gerekir ki, yanlış teşhis hiçbir hastayı kurtaramaz. Mucizeler de gösterilse teşhis yanlış yapılırsa hasta ölür; çünkü teşhis hatalıdır. Marks’ın da yaptığı toplumsal teşhis hatalıdır. Marks Kapital kitabının yerine kastik katil toplumu yazmalıydı. İsmini Kapital değil de böyle koysaydı, farklı sonuçlara ulaşır, geliştirdiği farklı bir sosyalizm olurdu. O zaman dünya da böyle bir dünya olmazdı.

BU HUSUSTA MARKS SUÇLANMAMALIDIR ÇÜNKÜ ...

Tarihsel materyalizm “tarih sınıf savaşımları tarihidir” der. Ama ortada bir kastik katil toplum var. Bu hususta Marks suçlanmamalıdır, çünkü o dönem günümüzdeki gibi bir arkeoloji henüz yoktur. Marks bilimin verilerine göre hareket etmeyi esas almıştır. Ancak Marks’ın kendi döneminin verileri temelinde dar ve yetersiz bir sosyoloji yaptığı söylenebilir. Kapital kitabı yoluyla adım atmak ister ama sonunu getiremez. Başarısız olur. Çünkü ulus devlete dair pek bir şey söylememiştir. Elbette ki iyi niyetinden kuşku duyulamaz ama kölelik gerçekliği köklü şekilde anlaşılmadığı ve aşılamadığı için temelini attığı sosyalizm de maalesef başarılı olamaz. Klan-kabile toplumundaki kadınlar nasıl köleleştirildiyse ve sadece malzeme olarak bu sisteme hizmet ettirildiyseler, Marks’ın da açtığı yol kapitale yaradı. Bu anlamıyla ‘Kapital’, kapitale yaradı. ‘Kapital’ gerçekten kapital oldu hem de Marks’ın komünizm ütopyası üzerinden. Reel-sosyalizm ise yüz yıl boyunca kapitalizmi ayakta tutan bir ekol oldu.

LENİN VE MAO DEMOKRASİYİ GELİŞTİRMEYİ BAŞARAMADILAR

Marks’ta burjuvazininkine benzeyen bir proletarya diktatörlüğü vardır. Lenin’de bu ‘sosyalist devlet’ halini alır ve Stalin’de ise uygulamasını bulur. Lenin ve Mao demokrasiyi geliştirmeyi başaramazlar. Çin’de Deng Chiao Ping dört dörtlük bir kapitalist devlet kurar. Stalin de aynı şekilde dört dörtlük devlet kapitalizmi kurar ve demokrasi hayat bulamaz.

Marks 1858’de Ferdinand Lassalle ve Engels için yazdığı mektuplarda şu kitapları yazmayı istediğini belirtir: 1- Sermaye 2- Toprak mülkiyeti 3- Ücretli emek 4- Devlet 5- Uluslararası ticaret 6- Dünya pazarı.

Bu altı kitaptan birincisi Kapital’dir. Birinci kitabın birinci cildini ancak 1867’de bitirir. Yazımı düşünülen bu kitapların ikinci ve üçüncü serisini Engels düzenler. Marks kalan ciltler için bırakalım vakit bulmayı bu kitapların taslaklarını bile hazırlamamıştır. Bu da sosyalizmi ve Marksizmi eksikli kılmıştır. Çünkü külliyatı oluşturacak ve yazımı düşünülen kitaplar yazılmamıştır. Böylelikle yapılması gereken hayati önemdeki pek çok analiz yapılmamıştır. Marks yaşamında bunları tamamlayamaz. Lenin Devlet ve Devrim’i yazmıştır, ancak işin içinden tam çıkamamıştır. “Uçurum, uçurum” diye hep söylenmiştir. Nitekim 1922’de o uçurum, Lenin’in sonu olacaktır. Mao da “kültür devrimi" demiş, onunla işleri başaracağını düşünmüştür. Sonuç Deng Chiao Ping’in kapitalist ‘devrimi’ olmuştur.

'KASTİK' DEĞERLENDİRMESİ PLATON VE MARKS'TA VARDIR

Gerçekte ‘kastik’ değerIendirmesi hem Platon’da hem de Marks’ta vardır. Ama buna tam ağırlık vermemişlerdir. Bu da tümden unuttuklarından değil, önemini kavrayıp ona göre ciddi sosyolojik, siyasal ve tarihsel bir analiz yapmamalarından kaynaklanmıştır.

Marks’ın ‘Devlet’ adlı kitabı en başta yazması gerekirken bunun yerine Sermayeyi yazması bir hatadır. Sermaye ilkçağda da Sümerlerde de vardı. Yeni bir keşif değildir. Ama ulus-devlet ilk defa Batı ideolojisinin, ekonomisinin, tekniğinin ortaya çıkardığı bir siyasal modeldir. Ve o model kapitalizmi doğurmuştur.

Rusya’da da, Çin’de de kastik unsur sosyalizmi dıştan değil, maalesef içten gasp edip bitirdi. Yıkılışının temel nedeni budur. Stalin kastik bir unsurdur, çocukluğunda öyle eğitilmiştir, demokrasiyle ilgisi yoktur. Stalin’in ‘güç-zor’ gibi kavramlara sarılması onun kastik özellikleriyle ilgilidir. Bu felsefe sonuçta kast felsefesidir ve bitişe götürmüştür. Bugün bunu Rusya’da bile savunan kimse yoktur. Çin’in kapitalistleşmesi birkaç unsur tarafından sağlanmıştır. Sosyalizm içten ele geçirilmiştir. Bunların hepsi kastiktir, aristokratik dahi değildir. Rus çarları kastiktir ama etraflarında aristokratik unsurlar vardır. Avrupa’da da böyledir.

Sonuç olarak şu ifade edilebilir; nereden bakılırsa bakılsın, modernite yeni uygarlıktır. Sınıf, bilim ve iktidar-devlet temeli var. Fakat kısa sürede eski kastın uzantıları kapitalizm adı altında modernitenin içini boşaltıp kullanırlar. Kârı biriktirip kapitale dönüştürürler. Marks da maalesef bunu “ilerici, büyük gelişme” diye tanımlayarak inceleme konusu yapmıştır. Katile katil demesi gerekirken, kapitalizmin sistematiğini çözümlemeye çalışır ve kapitalizmin ekonomiyi ve tekniği geliştirdiğini söyler. Oysa niye bunları kapitalizme mal edelim? Gerçekte kapitalizm bunları çalmış, gasp etmiştir. Herkesin elindekini almış, toprağına, birikimine el koymuştur. Bunların tümünü de savaşla yapmıştır. Kast cana kastederek varlık bulmuştur. Bu gerçeklik görülmeden sosyalizmin teorisi de sağlıklı yapılamaz.

Marks’ın hatası modernite ile kapitalizmi karıştırması, ikisinin arasında ayrım yapamamasıdır. Kapitalizm bilimi, Rönesans’ı, felsefeyi, sanatı yaratıyormuş gibi ele alır, oysa gerçek böyle değildir. Bu ele alış hem çok tehlikelidir hem de reel-sosyalizmin çöküşünün de nedenlerinden birisidir.  Modernitenin başlangıcı Rönesanstır, diğer ayağı Reformasyondur. Reformasyon Hristiyanlığın Katolik biçiminin kökten bir değişime uğratılmasıdır. Üçüncü ayağı bilimsel ve felsefi devrimdir. Bu üç gelişmeyle her şey kökten değişir. Bunun sonuçları, “kapitalist ekonomidir.”

Kapitalizm ekonomi gibi, sermaye gibi ortaya çıksa da özünde moderniteyi kendi içinde tüketir. Batı modernitesi şu anda dahi küreseldir. Kapitalizm onun içini boşaltmıştır. Marks bunu da görememiş ve karşı modernite oluşturmayı hedefleyerek bunu bir sisteme kavuşturamamıştır. Bize göre kapitalizm modernitenin içini oymuştur. Özellikle Rönesans’ı kendi çıkarları doğrultusunda değerIendirmiştir. Reformasyon, bilim ve felsefe kapitalizmin hizmetine koşulmuştur. Kapitalist unsurlar birer hırsız, talancı, yok edici canavar gibidir. Kapitalizm moderniteyi yaratmamış; aksine modernitenin içini boşaltmıştır.

Teorideki büyük yanlışlıkların kaynağını burada aramak gerekir. Marks da sonradan bu hatasının farkına varır. Paris Komünü’nden aldığı derslerle dönüşüm sağlamak ister ama başaramaz. Engels çaba gösterir, Lenin “Devlet ve Devrim” eseriyle bir şeyler yapmak ister. Sovyet deneyimi geliştirilir. Bütün eleştirilere rağmen içte ve dışta zafer kazansa da, “ben uçuruma geldim” der. Bunların tümü kastik yapıyı yanlış değerIendirmeyle bağlantılıdır. Reel-sosyalizmin çözülüş nedeni, kapitalizm analizinin sakat olmasıyla bağlantılıdır. Bunu aşmak zordur. Denemesi yapılmış ama başarılamamıştır. Sonuçta 70 yıl sonra yaşanan büyük çöküşle teorilerinin yetersizliği kendini ortaya koymuştur. Çin’de de benzer bir durum yaşandı. Kapitalizm doğru analiz edilemezse, bu sonuç kaçınılmazdır. Üstelik milyonlarca insanın feda olması pahasına bunlar yaşanır. 

* Demokratik Komünal Toplum Manifestosu kitabından derlenmiştir.