Paris toplantısı neden istenmiyor?

Paris toplantısının ABD, Fransa ve İngiltere’nin katılımıyla yapılacağı biliniyor. Şam, bu açıdan Paris toplantısından kaçmaya çalışıyor. Çünkü orada alınan kararları uygulamama keyfiyetinde bulunamaz. Kararlar daha bağlayıcı olacak.

ZEKİ BEDRAN

Bilindiği gibi, ağustos ayının ortalarında Paris’te Suriye’yle ilgili bir toplantı yapılacaktı. Daha önceki toplantıya HTŞ hükümeti katılmamış ve ertelenmişti. Şam’daki hükümetin katılmama gerekçesi ise sözde Süveyda’da çıkan olaylardı. Bu defa yapılacak toplantıya da Şam hükümetinin katılmayacağı, resmi haber Ajansı SANA tarafından kamuoyuna duyuruldu. Gerekçeleri ise Hesekê’de yapılan toplantıymış!

Sözü edilen toplantı, Suriye’deki bütün toplum kesimlerinden temsilcilerin katılımıyla yapılmıştı. Şam’daki yetkililer, bu toplantıyı Suriye’yi bölme ve SDG’nin 10 Mart’ta Şam’la yapılan mutabakatı bozma eylemi olarak açıkladı.

Hesekê’de yapılan toplantıya Dürzileri temsilen Hikmet Hicri ve Alevilerden de bir kişi katılmıştı. Şam hükümeti, anlaşılan bu insanların katılmasından çok rahatsız olmuş. Onları Suriye’nin bir gerçeği olarak görmek yerine, düşman olarak gördükleri anlaşılıyor. Şam yönetimi, bu toplum kesimlerini bir araya getiremiyor. Ulusal birliği sağlama ve herkesi kapsama yöntemini bir tarafa bırakmış durumda. Her şeyi kendileri kuruyor, kendileri karar veriyor ve kendileri yönetiyor. Onlardan olmayanlar da dışlanıyor.

Bu durumda Suriye’nin birliği nasıl sağlanacak?

Hesekê toplantısında bütün toplum kesimleri birlik yönünde tutum belirledi. Yani, ayrılıkçı değil; birlik yönünde mesaj verdi. Toplantı sonuç bildirisi de bunu vurgular nitelikteydi. Ayrılık, bölünme veya ayrı bir hükümet kurma gibi bir şey dile getirilmedi. Bu tutum belirleme, Paris’te yapılacak toplantıya bir destek olarak değerlendirilebilir. Şam dışında olumsuz gören veya yorumlayan olmadı.

SANA haber ajansı, Paris toplantısından çekilme haberini hükümet kaynaklarına dayandırmış. Ancak hükümetten hâlâ resmi bir açıklama gelmedi. SANA, hükümetten habersiz böyle bir bilgiyi yaymaz. Hükümetin toplantıya katılmama gibi bir niyetinin olduğu biliniyor. Ancak resmî açıklama, onları zora sokabilir. Bunun yerine bu haberleri yayarak tepkileri ölçmek istemiş olabilirler. Sert tepkiler gelirse, katılmak için kapıyı aralık bırakmış olacaklar.

Paris toplantısının ABD, Fransa ve İngiltere’nin katılımıyla yapılacağı biliniyor. Şam, bu açıdan Paris toplantısından kaçmaya çalışıyor. Çünkü orada alınan kararları uygulamama keyfiyetinde bulunamaz. Kararlar daha bağlayıcı olacak. Çünkü Şam hükümetinin farklı güçlerle, görüşlerle uzlaşma ve ortak çalışma kültürü yok. Zihniyetleri tekçi ve biat etmeye dayalıdır. İç sorunlara ve taleplere nasıl yaklaştıkları, Alevilere ve Dürzilere karşı yaptıklarıyla görüldü.

Özerk Yönetim’e yaklaşımları da onları kendilerine tabi kılmaktır. Tabi olmayanlar düşmandır. Nitekim, özerk bölgeye dair karşı propagandaları ve tehditleri artmış durumda.

 

Şam yönetiminin Paris toplantısına katılmak istemediğini belirtmiştik, ancak onlardan daha fazla bu toplantıya karşı olan bir başka taraf daha var: Türk hükümeti. Şam hükümetini bu konuda teşvik eden ve yönlendiren Ankara’dır. Nitekim, Paris toplantısı yapılacak dendiğinde Türk bakanları Şam’a gelmeye başladı.

SDG’yi silahsızlandırma ile Özerk Yönetimi sonlandırma talebi ve baskısı en fazla Ankara’dan geliyor. Ankara’nın Özerk Yönetim’e tehditleri de artmaya başladı. Özerk bölgeye dönük eylemler ve saldırılar arttı.

Ankara, bu toplantılara Astana’da olduğu gibi katılmıyor. Ayrıca, Kürt sorununun uluslararası bir platforma taşınmasını da istemiyor. Özerk Yönetim ve SDG adına görüşmeler olsa da içinde Kürtler var. Türkiye, Kürtlerin içinde olduğu bütün girişimleri bloke ediyor. Astana süreci, Kürtlere karşı bir sürece dönüştü.

Soçi’de yapılacak geniş toplantıya Rusya, Özerk Yönetimi de davet etmişti. Ancak Türkiye devreye girdi, onlarla anlaştı ve Özerk Yönetim’i dışarıda bıraktı. Aynı biçimde, Cenevre Anayasa Komitesi’ne de Kürtlerin, Özerk Yönetim’in girmesini engelledi.

ABD ve Fransa ne kadar ağırlığını koyar bilemeyiz. Ama onlar da uzlaşmaya ve çözüme yanaşmayanın Şam hükümeti olduğunu anlamaya başladı. Şam hem adım atmıyor, aldığı kararlara Özerk Yönetimi katmıyor hem de onları suçluyordu. Propagandalarını Özerk Yönetim’in adım atmadığı üzerine yapıyorlardı.

ABD ve diğer devletler, iki tarafla da sürekli diyalog içinde; kimin nasıl yaklaştığını anlayacak durumdalar. Sorun, bu devletlerin ne kadar etkili ve adil davranacaklarıyla ilgili. Sorunun kaynağında Türkiye olduğunu da bilmiyor değiller.

Sonuç olarak, Türk hükümeti Kürt düşmanlığına devam ediyor. Suriye’yi yeni bir iç savaşa sürüklüyor, Kürtleri katliamın kucağına atıyor. Türkiye’de ‘Kürtlerle kardeş olalım’ diyor, ama Suriye’de de ölümcül tuzaklar hazırlıyor!