Rojava sosyalizmin son durağı, demokratik sosyalizmin ilk adımıdır

Sosyalizme yeni bir bakış açısının getirildiği ve geliştirildiği yerin adıdır Rojava. Evet, sosyalizmin son durağı ve demokratik sosyalizmin ilk adımının adıdır Rojava. Bunun için bu kadar ilgi görmekte ve halklara bu kadar umut olmaktadır.

FIRAT DİCLE

Uzun zamandır Rojava’da, 14 yıllık devrimin yarattığı değerleri takip ediyorum. Hangi koşullar ve şartlarda bu kadar değerin yaratılması şaşırtıcı bir durum. Onca bedelle kazanılmış, özgürleştirilmiş kutsal bir mekan…Rojava, değerlerin toplamı: bir ülke,bir  gelecek, halklara umut…

Her bir şehrinde, her bir sokağında, her bir caddesinde ve her bir evinde devrimin izleri ile yaşanmışlıkların tanıklığı vardır. Tarihin şahitlik yapacağı bir mekan. Kutsalın ve lanetin düellosunda kendini yaratmış bir coğrafya.

Rojava, tüm zorluklara, baskılara, saldırılara ve zihniyetlere rağmen çölde açan bir çiçek gibi halkların baharına açmıştır. 14 yıllık büyük emekler ve bedellerle yaratılmış bir cennet bahçesidir. Her ne kadar eksiklikleri ve yetersizlikleri olsa da büyük kazanımların ve toplumsal uzlaşmanın yaşandığı halklar ve inançların bahçesidir.

Rojava, bu inanç ve düşünce ile sosyalizmin son durağıdır. Ve Demokratik sosyalizmin ilk mekanı, ilk ayak izlerinin yeşerdiği yerdir. Sahrada vaha olan tek mekandır. Hegel’in sol diyalektiği anlayışı ile sosyalizmin inşasını gerçekleştiren Marksizm ve Leninizm, yaşanılacak bir dünyanın olduğunu gösterdi.

Ancak Alman Filozof Hegel’in oluşturduğu diyalektik, iki farklı görüşün de temellerini atmıştı. Bir taraftan sağ Hegelcilik, Alman faşizmine ve daha sonraki dönemlerde ulus-devletleri oluşturan, faşizmi hortlatan düşünce ile pratiklere zemin yaratırken, sol Hegelcilik Marksizm’e, yani bir bütün olarak sosyalizme götüren bir anlayış ve pratiğin ortaya çıkmasına neden oldu.

Ancak her iki yönde de devlet ve iktidar tam anlaşılmadığı için devrim şekilsel kaldı. Toplumsal bir tabanda değişim ve dönüşümü toplumsallık için ortaya koyamadı. Sadece renk değiştiren bir devrim anlayışı ile eskiyi yıkıp yeniyi yaratarak, yönetim ve iktidarı yüzlerce yıl mücadele eden işçi sınıfının eline geçmesini sağladı. Ancak toplumsal değişimler, toplum üzerinde anlayış ile uygulamada yetersiz ve yanlış ele alma nedeniyle çöküşlerinin de ilk işaret fişeği oldu. Çünkü iktidar ve devlet olgusunun gerçekliği tam ortaya konulamadığından sistem kendini sürdürdü. Sadece şekilsel bir değişiklik oldu, özsel bir değişim yaratamadı. Kısacası devrim devirmekle kaldı; toplumsal bir özgürlük ve devrime yol açmadı.

Bunun için binlerce bedelle ve emekle yaratılan Marksist, Leninist ve Maoist devrimler sisteme, angaje olarak sistemin en büyük savunuculuğunu yaptı. Lenin’in Sovyetleri, Stalin’le beraber bir Sovyet faşizmine dönüşürken, Mao’nun komünizmi ise en büyük sermayader ve kapitalist olarak dönüşüme zorlandı. Toplumsallıktan uzak bir sosyalizm, sistemin devamı olmaktan öteye gidemez.

Bu nedenle sosyalizmde, Marksizm’de, Leninizm’de ve Maoizm’de tamamen yenilikçi düşünceler yaratılmak gerekiyor. Sosyalizmi yeniden ele almak ve toplumsallaştırmak gerekiyor. Yaşanılacak sosyalizmin, yanlış anlayışlardan ve zihniyetlerden arındırılarak toplumsallığını ortaya koymak gerekiyor. Sadece bir sınıfa ait olmayan sosyalizm anlayışını geniş bir yelpazede ele alıp topluma mal etmek gerekiyor.

Bu çerçevede Önder Apo, sosyalizmin eksik yanlarını görüp değiştirerek ve dönüştürerek toplumsal hale getirmek istedi. Reel sosyalizm ve bilimsel sosyalizmin eksik yanlarını düzelterek sosyalizme yeni bir bakış açısı getirdi ve demokratik sosyalizmi geliştirerek sosyalizmin esas özünü ortaya koydu. Tabii bu düşünceyi yaratırken, yaratılan değerlere ve emeklere saygı gereği olarak ele aldı.

İşte Önder Apo’nun düşünceleri doğrultusunda Rojava’da sosyalizm yeniden yaratılmakta ve yaşanılır kılınmaktadır. Çünkü Rojava, Kuzey-Doğu Suriye’de, bir bütün olarak toplumsal olan demokratik sosyalizmin her türlü yetmezliğine ve eksikliğine rağmen yaşanmaktadır. Toplumların, cinslerin, inançların ve halkların birlikte, ortak değerlerle yaratıldığı bir devrim yaşanmaktadır.

Halkların birbirine saygı duyduğu; birbirini engelleyen değil, değer veren, değer yaratıp geliştiren bir sistem içerisinde yaşanılacak bir dünya yaratılmaktadır. Bundan yıllar önce okuduğum Thomas More’nin “Ütopya” kitabında bahsedilen cennet yaşamın, Rojava’da ilk somut adımı görülmektedir. İnançların zenginliği, birbirine saygısı ve birbirine engel olmayan, aksine geliştiren anlayışları, yaşanılacak bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektedir.

Cinsler (kadın-erkek) arasındaki eşitlik ve daha da ileri bir aşama olan kadın özgürlük çizgisinde yönetimsel, ekonomik ve toplumsal hayatın yaşandığı bir coğrafyanın adıdır Rojava. Gelir dağılımının eşit, toplumsal dayanışmanın ve komünal sosyo-ekonominin yeniden yaşama merhaba dediği yerin adıdır Rojava. Farklı düşüncelerin, kültürlerin ve siyasi franksiyonların barış içinde düşüncelerini birbirine aktardığı halkların mozaiğidir Rojava.

Zaten demokratik sosyalizm de bu değil midir? Hiçbir zümreye ait olmayan, tüm topluluklara, halklara, renklere ve inançlara ait bir yaşam ve devrim değil midir? İşte bu devrimin ilk meyvesinin adıdır Rojava. Rojava, yasaklı bir ülke, kimlik veya inanç değil, adeta yeni bir dünyanın ilk adımının atıldığı yerdir. Bu kadar baskı ve saldırı altında bile yeni bir yaşamın yaratılabileceğinin adıdır Rojava.

Sosyalizme yeni bir bakış açısının getirildiği ve geliştirildiği yerin adıdır Rojava. Evet, sosyalizmin son durağı ve demokratik sosyalizmin ilk adımının adıdır Rojava. Bunun için bu kadar ilgi görmekte ve halklara bu kadar umut olmaktadır.

Rojava, içinde yaşayan halkların da tüm dünya halklarının da ortak mirasıdır. Tarihsel sosyalizm düşüncesinin emeğidir Rojava. Bunun için, bugün tarihsel değerlerle yaratılan halkların bahçesi Rojava’ya sahip çıkmak gerekir ve yaratılan değerlerin büyütülmesi gerekir.

Bunun için ilk öncelik, Rojava’nın savunulup korunmasıdır. Çünkü Rojava, tüm dünya halklarının ortak değeri ve mirasıdır.