Sosyalizme geçiş sistemi olarak müzakereci demokrasi
Yatay örgütlenme şekli, toplumun her kesimini hiçbir sınırlama olmadan söz, yetki ve karar aşamalarına dahil eden müzakereci demokrasi, doğru uygulandığında sosyalizme geçişi de sağlayacaktır.
Yatay örgütlenme şekli, toplumun her kesimini hiçbir sınırlama olmadan söz, yetki ve karar aşamalarına dahil eden müzakereci demokrasi, doğru uygulandığında sosyalizme geçişi de sağlayacaktır.
Müzakereci demokrasi, Kürt Özgürlük Hareketi’nin örgütlenme modeli olarak Kürdistan ve Türkiye’ye sunduğu en temel, en doğru sistem olarak karşımıza çıkıyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Önder Apo’nun yıllar içerisinde bu coğrafyaya uyguladığı bu sistem, pratikte de doğruluğunu ortaya koyuyor.
Müzakereci demokrasi, çıkış noktası olarak sadece liberal demokrasinin ve kapitalizmin krizini değil, onun yanında reel sosyalizmin ve radikal demokrasinin tıkandığı noktalara da eleştiriler getiren bir yerde duruyor.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin yeni dönem paradigmasında açık bir şekilde tanımladığı bu kavram, hareketin yıllardır uyguladığı mücadele sisteminin de artık bir isme ve tanıma sahip olduğunun da bir göstergesi oldu.
Müzakereci demokrasiye göre, reel sosyalizm de radikal demokrasi de her ne kadar liberalizme ve kapitalizme bir alternatif olarak doğmuş olsalar da ısrarlı bir devletçi mantığı barındırdıkları için tıkanmakla yüz yüze kaldılar. Devlet ısrarı, beraberinde bir yönetici sınıfı ve bu sınıfın ayrıcalıklarını da beraberinde getiriyordu. Yönetimi elinde tutanların kendi iktidarlarını korumak için birçok ilkeden vazgeçmeleri, bu sistemlerin tıkanıklığını ve çöküşlerini hızlandırdı.
RADİKAL DEMOKRASİ VE REEL SOSYALİZME YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Müzakereci demokrasi anlayışının bir diğer farkı, reel sosyalist deneyimlerin yanlışlarını görerek bunları eleştiri süzgecinden geçirmesidir. Liberal demokrasiye alternatif olma ve kapitalizmin vahşi sömürü sistemine karşı toplumun yanında olma iddiasıyla var olan reel sosyalist anlayış, aynı kast sistemini kendine referans alması nedeniyle bir noktada tıkanmış ve bu tıkanıklık, sistemin çözülmesine yol açmıştır.
Reel sosyalizme yönelik en büyük eleştiri, devlet aygıtının halen kutsallaştırılması, bir yönetici sınıfının uzun süreli olarak iktidarı elinde tutması ve toplumu dinlemek yerine kendi iktidarlarını sürdürmek için çabalamaları olmuştur. Marksizm’e yönelik en büyük eleştirilerden biri de her şeyi sınıflar temelinde ele alması ve proleterya sınıfına verdiği büyük imtiyaz ile ayrıcalıklar olmuştur. Reel sosyalist pratikler incelendiğinde, bu iki sınıf temelli dünya bakış açısının bir yerden sonra tıkanmaktan daha korkunç sonuçları da olmuştur.
Reel sosyalizmin tıkanıklığının boyutlandığı ve dünya çapında sosyalizme yönelik umudun kırılmaya başladığı 70’lerde ortaya çıkan ‘Radikal Demokrasi’ tanımı ise, reel sosyalizme yönelik eleştiriler getirirken liberal demokrasi anlayışını reddetmemiş, aksine onunla ortaklaşmayı tartışmıştır. Bir yandan reel sosyalizmin hatalarını eleştirirken, diğer yandan onun karşıtı durumunda olan ve aslında kapitalizme bağlı hareket eden başka bir düşünce sistemine karşı daha tolere edici davranması, radikal demokrasi anlayışının eksikliklerinden biri olmuştur.
Radikal demokrasi anlayışı, reel sosyalizme yönelik doğru eleştiriler getirmiş olsa da liberal demokrasinin temellerini oluşturan ‘çoğunluğun kazanacağı seçim’ ve ‘oy çokluğu’ gibi düşünceleri benimsemesi nedeniyle aslında yine bir tıkanıklık içerisine girmiştir. Toplumun tamamının söz söyleme ve karar verme yetkilerini ellerinden aldığı için günün sonunda bir kastlar sistemiyle yönetilmeyi kabul etmiştir. Bu da zaten, radikal demokrasinin tıkanıklığına yol açmış ve çözümsüzlük bir kez daha yeniden kendini göstermiştir.
Müzakereci demokrasi hem reel sosyalizmin hem de radikal demokrasinin eksiklikleri üzerinden kendisine bir yol açmıştır. Liberal demokrasinin bir ardılı ya da onu kurtaran bir yerde durmak yerine, topluma sosyalizme geçiş için, değişen ve gelişen dünyada yeni bir yol olarak ortaya çıkmıştır.
MÜZAKERECİ DEMOKRASİ VE SOSYALİZM
Müzakereci demokrasi, yeni dünyada özellikle iki sınıflı bir dünyanın artık geçerli olmadığı, reel sosyalist pratiklerin yanlışlıkları ve bilimsel sosyalizm anlayışında yaşanan tıkanmadan sonra, sosyalizme geçiş için bir adım olarak görülebilir.
Burada hem reel sosyalizm hem de bilimsel sosyalizmde temel olarak alınan ve ‘proleterya diktatörlüğü’ adıyla anılan bir sosyalizme geçiş evresi değiştirilmiş; bu anlayışın yarattığı tahribatlar göz önüne alınarak, sosyalizmin toplumun bütün kesimlerini kapsamadığı sürece yıkımının kaçınılmaz olduğu görülmüştür.
Proleterya diktatörlüğü, adından da anlaşılacağı gibi, toplumun özgürleşmesine yönelik bir ara dönem değil, işçi sınıfının egemenlere karşı iktidarı ele geçirmesi ve kendi kurallarını koyması üzerinden gelişen bir dönemdir. Yaşanılan pratikler ele alındığında, bu sürecin tam anlamıyla doğru bir süreç olmadığı anlaşılmıştır.
Reel sosyalizm, bu ara dönemi ülkenin kuruluşu ve dış müdahalelere karşı korunmanın yapılandırılması olarak görmüş olsa da zamanla bildiğimiz diktatöryal bir sistemin var olmasını da sağlamıştır. Zaten ulus-devlet mantığında ısrar etmek ve sınırları belli olan bir ülke ısrarı, ister istemez bir yönetici sınıfının ve bu sınıfa bağlı silahlı güçlerin oluşmasına yol açmış; sonuç olarak kapitalizmin bütün kötü denilebilecek yanlarını almıştır.
Müzakereci demokrasi ya da diğer adıyla diyalojik demokrasi kavramı ise, toplumun her kesiminin söz kurabildiği hem kendisini hem yaşadığı bölgeyi hem de ülkeyi ilgilendiren kararlarda yetkisinin olduğu bir sistem olarak, çağımızda sosyalizme geçiş için bir ara evre olma özelliği taşımaktadır.
Bu ara dönemin en önemli özelliği, toplumu sosyalist bir geleceğe hazırlamak ve kimsenin ötekileştirilmediği, dışlanmadığı bir sistemin temellerini atmaktır.
Müzakereci demokraside bir ulus-devletinin varlığı gibi bir zorunluluk olmaz. Onun yerine, konfederal bir sistem içerisinde ya da var olan bir ulus-devlet içerisinde toplumu atıl durumdan çıkararak, örgütlenme özgürlüğü ve söz kurabilecek bir seviyeye getirmek amaçlanır.
Reel sosyalizmin en büyük handikaplarından biri olan yönetici sınıf yaratma çabasının aksine, müzakereci demokrasi yöneticiye ihtiyaç duymayan bir sistem öngörür. Var olan temsilciler halk tarafından belirlenir ve yetkileri yine halk tarafından geri alınabilir. Bu yaklaşım, seçimler algısı açısından hem liberal demokrasiden hem reel sosyalist pratiklerden hem de radikal demokrasiden farklı bir yerde durur.
Burada çoğunluğun oyları ya da oy çokluğu belirleyici değildir. Toplumun bütün kesimlerinin ortak bir paydada buluşması ve her kesimin içine sinen bir yaklaşımın ortaya çıkması esastır. Bu da ‘biz çoğunluğuz, bizim dediğimiz olacak’ yaklaşımının bir reddi ve onun yerine katılımcı bir demokrasinin ortaya çıkmasıdır. Her kesimin söz kurabildiği, yetki ve karar aşamalarında herkes kadar yetkili olduğu bir sistem, başlı başına zaten sosyalizme geçişin adımlarını oluşturur.
KOMÜN ÖRGÜTLENMESİ AÇISINDAN MÜZAKERECİ DEMOKRASİ
Önder Apo, insanlık tarihini değerlendirirken sınıflar savaşı yerine, komün ve devlet arasındaki savaş tanımını kullanır. Önder Apo’ya göre sınıfların oluşumu, devlet aygıtının oluşumuyla ortaya çıkan bir süreçtir. Öncesinde ise komün sistemi ve bu sistemin ortaklaşma kültürüne karşı kendi iktidarı için birleşenler ve devlet aygıtını kuranlar vardır. Bu nedenle, insanlık tarihi komün ve devlet arasındaki savaşların tarihidir.
PKK tarihinde komünler, uzun süredir tartışılmış ve denenmiş bir konu olmuştur. 90’ların ortalarında cezaevlerinde başlayan komünleşme denemeleri, daha sonra Kürt Özgürlük Hareketi’nin birçok alanında uygulanmış ve bugüne kadar eksiklikleri ve hatalarıyla gelmiştir.
Bugün, Önder Apo’nun yeni dönem manifestosunda yeniden özellikle vurguladığı ve önem atfettiği komün örgütlenmesinde, artık bir komün yapılanmasının nasıl olması gerektiğine dair fikirlerini de belirtmiştir. Son olarak belirttiği, ‘müzakereci demokrasi’ anlayışı da aslında bir nevi komün yapılanmasının nasıl olması ve nasıl örgütlenmesi gerektiğinin göstergesidir.
Komün örgütlenmeleri, bir sosyalist yapılanmanın halklaşmasının, halkla buluşmasının ve halkın kendi sorunlarına müdahale etmesinin en alt örgüt modelidir. Ev, sokak, mahalle, kasaba, ilçe ve il gibi en küçük alandan başlayarak her alanda bir komün örgütlenmesinin oluşması gerekir. Bu örgütlenmeler, zemini sağlam bir şekilde inşa edilmeli; halkı devlete muhtaç bırakmadan, kendi sorunlarına kendisinin müdahale edebildiği ve çözüm üretebildiği bir alan sağlamalıdır. Bunun en önemli ayağı da halkın her kesiminin, her kademede söz hakkının olması gerektiğidir.
İşte müzakereci demokrasi tam da burada ortaya çıkar. Bir komün örgütlenmesinin en temel ayağı, bu müzakereci demokrasi anlayışının tam anlamıyla oturtulmasından geçmektedir. Müzakereci demokrasi anlayışında, toplumun her kesiminin söz hakkı sahibi olması ve karar alma mekanizmalarında hiçbir sınır veya ‘ama’ olmadan yer alabilmesi, komünlerin temelidir.
Böyle bir yapılanma sayesinde, Önder Apo’nun çok net bir biçimde eleştirdiği kastlar sistemi ve yönetici sınıf yaratma tehlikesi de ortadan kalkmış olacaktır. Çünkü söz hakkına sahip herkes, temsilci olarak seçtiği kişiyi eleştirme ve onu istememe hakkına sahip olacaktır.
Bu tarz bir komün yapılanmasında çoğunluğun dediği değil, komünde yer alan herkesin ortak kararı önemlidir. Bu ortak karar alma süreci de herkesin bütün düşüncelerinin ve endişelerinin dinlenmesini, bunların çözüme kavuşturulmasını sağlayacaktır. Çoğunluğun kararlarının kabulü yerine bu yolun seçilmesi, toplumun hiçbir kesiminin dışlanmamasını ve sonrasında ortaya çıkan dar grupçuluk pratiklerinin önünün alınmasını da sağlayacaktır.
Önder Apo’nun belediyelere yönelik açıklamaları temelinde ele alırsak, müzakereci demokrasinin yerellerde örgütlenmesini J.Habermas, kent konseyleri olarak tanımlar. Önder Apo ise bunu ‘komün’ olarak adlandırmıştır. Kent konseyleri, belediyeler aracılığıyla kurulabilecek ve aslında komün işleviyle aynı işlevi görebilecek yapılanmalardır. Türkiye’de var olan yasalara göre belediyelerin kurabileceği kent konseyleri, müzakereci demokrasi anlayışıyla örgütlendiğinde bir komün yapılanmasına da dönüşebilecek yerlerdir.
SONUÇ OLARAK
Önder Apo’nun yeni dönemin çizgisi olarak belirlediği müzakereci demokrasi kavramı, yeni yüzyılın sosyalizm anlayışının da temelini oluşturan ve ona gidiş yolunu döşeyen bir sistemdir. Bu sistemi diğer düşünce disiplinlerinden ayıran en temel özellik, toplumun her kesimini (sivil toplum kuruluşları, kadın, gençlik, çocuk, hayvan hakları savunucuları, ekolojistler vb.) ciddiye alan; onları söz, yetki ve karar kademelerine tam anlamıyla dahil eden ve çoğunluğun zorbalığa dönüşebilecek ya da güç zehirlenmesi yol açabilecek şartlarını ortadan kaldırmasıdır.
Müzakereci demokrasi, ortaklaşmanın sağlandığı; her kesimin sözünü rahatç söyleyebildiği, itirazlarını dile getirebildiği ve düşüncelerini özgürce ifade edebildiği bir sistemdir. Bugün Rojava pratiğinde yaşanan da aslında bunun bir prototipidir.
Önder Apo’nun geliştirdiği ideolojik disiplin, yeni dünyada sosyalizmin yeniden umut olmasını ve bir hayal ya da bir ütopya olmaktan çıkmasını sağlayacak tek yoludur.