Söylemeye devam edelim, detaylarıyla
Sınırlar aşıldı, duvarlar yıkıldı, zihinlerdeki kalıplar kırıldı ve tüm Kürtler belki de tarihlerinde ilk defa bu düzeyde bir birlik yaratarak bu tehlikeli komployu durdurmayı başardı.
Sınırlar aşıldı, duvarlar yıkıldı, zihinlerdeki kalıplar kırıldı ve tüm Kürtler belki de tarihlerinde ilk defa bu düzeyde bir birlik yaratarak bu tehlikeli komployu durdurmayı başardı.
Çokça söyledik ama galiba bir süre daha söylemeye devam etmemiz gerekiyor. Hem de daha fazla ayrıntılandırarak.
2026 yılının ilk günleriyle beraber Ortadoğu'da Kürtler üzerinde yeni bir komplo sürecinin startı verilmişti. Bu komployla Ortadoğu'da dört ülke arasında yapay sınırlarla birbirinden koparılan Kürt halkının 21. yüzyılın başından itibaren yürüttüğü statü mücadelesi hedeflenmekteydi. Başûr Kürdistan'ında 2003 yılından itibaren Saddam diktatörlüğüyle yürütülen BAAS rejiminin yıkılmasının ardından Kürtler federatif bir statü kazanarak uluslararası arenaya giriş yaptılar. Ardından 2011 yılında Suriye krizinin başlaması ile Rojava Kürdistan'ı da ortaya çıkan siyasi ve idari boşluktan yararlanarak bir statü arayışına girdi ve siyasi duruşlarını üçüncü yol olarak tanımladılar. Henüz ortaya çıkmış somut bir model yokken 2014 yılında DAİŞ saldırıları ile hem Başûr hem de Rojava Kürdistan'ında Kürtlerin statüleri tartışmalı bir duruma sokulmak istendi. Hewlêr kapılarına dayanan DAİŞ terörü Êzidîlere yeni bir ferman yaşatıp bütün Başûr Kürdistan'ını işgal edilmek üzereyken gerilla ve peşmergeler Kerkük sınırlarında bir savunma hattı oluşturarak saldırıları kırdılar.
Rojava Kürdistan'ı tam bir soykırımın eşiğindeyken “düştü düşecek” denilen Kobanê, şimdi olduğu gibi bir ulusal birlik örneği gösteren tüm Kürtlerin katıldığı seferberlikle düşmekten kurtuldu. Bölgede DAİŞ gibi dünyanın korktuğu bir terör belası ortadan kaldırılarak bölge için yeni bir perspektif olan Özerk Yönetim statüsü ortaya çıkarıldı.
DAİŞ'in Kerkük ve Kobanê sınırlarında durdurulmasının ardından Kürtler hem Başûr hem de Rojava Kürdistan'ında elde ettikleri kazanımları daha ileri götürmek adına girişimlerde bulundular. Başur Kürdistan'ında 25 Eylül 2017'de federasyonun ötesine geçerek halkın bağımsızlık taleplerini bir iradeye dönüştürmek adına bağımsızlık referandumu gerçekleştirildi. Ancak bu referandum Irak içerisinde karşı bir reflekse yol açarak Arap milliyetçiliğini tahrik edip Federe Kürdistan Bölgesi'ne yönelik bir saldırı dalgası başlattı ve federe bölgenin neredeyse yarısının kaybedilmesine neden oldu. Germiyan'dan Mexmûr'a kadar olan bölgenin Federe Kürdistan'ın elinden çıkmasıyla sonuçlandı. Bu süreçte Kürtlerin ortak siyasal tutum sergileyememesi ise bu sonuçta önemli bir rol oynadı. O günden bugüne bu durum halen Federe Kürdistan Bölgesi'nin statüsü konusunda yer yer tartışmalı süreçlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Bugün Kürtler yeni bir komplonun içerisindeyken Kürtlerin Başûr Kürdistan'ında elde ettikleri federal statü tartışma konusu olmaktadır.
2018 ve 2019 yıllarında ise önce Efrin, sonra Serêkaniyê ve Girê Spî üzerinden Cizîrê ve Kobanê’ye dönük saldırılarla özerk yönetim statüsü ortadan kaldırılmak istendi. O süreçte QSD’nin de etkisiyle saldırılar bir yerde sınırlandırılsa da Özerk Yönetim ilk darbesini almış oluyordu. Sonraki süreçlerde hem QSD hem de Özerk Yönetim yetkilileri dünya çapında Rojava için siyasi bir statü sağlamak amacıyla diplomatik ve siyasal faaliyetler yürüttüler; ancak dünya Rojava Kürtlerine askerlik dışında bir statü verme niyetinde olmadıklarını her fırsatta ortaya koydu.
Özellikle bölge güçlerinin artık yeni bir Ortadoğu düzeni kurma tasarıları çok daha fazla tartışılmaya ve görünür kılınmaya başlanmıştı. Birleşmiş Milletler toplantılarında her ülkenin kendi çıkarları doğrultusunda çizdiği haritalar boy boy sergileniyordu. İsrail-İran çelişki ve çatışması gittikçe derinleşiyordu. Amerika'nın uluslararası hukuktan ve toplumsal vicdandan boşanmış yöntemleri sahada daha fazla görünür olmaktaydı. 3 Ocak 2020'de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi Ortadoğu'nun artık eskisi gibi olmayacağını gösteriyordu. Ortadoğu'ya müdahaleler başlamıştı.
7 Ekim 2023'te ise Hamas baltayı kendi ayağına vuracak ve Türk devletinin de kışkırtmasıyla İsrail'e en insanlık dışı saldırıların kapılarını aralayan ve geri dönüşü olmayan bir saldırı gerçekleştirecekti. Bunu fırsat bilen İsrail, daha önce dünyaya duyurduğu haritayı gerçekleştirme planlarını devreye koyuyordu. Artık Ortadoğu geri dönülmez bir İbrahimi yola girmeye hazırdı.
Suriye'de ise Şii bloğuna karşı yeni bir Sünni kuşağın oluşturulacağının sinyalleri veriliyordu. İdlib gibi Şam'dan uzak, Türkiye'nin dizinin dibinde bir coğrafyada El-Kaide artığı bir güç uluslararası güçlerin onayıyla yetiştiriliyordu. İbrahimi haritanın Suriye ayağı İdlib'de hazırlanıyordu. Uzun süren hazırlığın ardından 2024'ün son günlerine geldiğimizde artık Suriye için bütün hazırlıklar tamamlanmış ve harekete geçme zamanı gelmişti. Ama durum hâlâ da anlaşılmaktan uzaktı.
27 Kasım 2024'te HTŞ güçleri İdlib'ten hareket ederek Halep'e doğru ilerlediler. Esad rejimi Rusya desteğini kaybetmişti. İran ise Esad'ın yardımına yetişmekten acizdi. Bu konjonktür içerisinde 8 Aralık 2024'te HTŞ güçleri Şam'a ulaştı ve Şam'da bir devri kapatıp yeni bir dönemi açmış oldular.
Artık ne Ortadoğu eski Ortadoğu ne de Suriye eski Suriye idi. Devamında ne İran'ın eski İran ne de Irak'ın eski Irak olacağı bir dönem başlıyordu. Peki Kürtler bu süreci ne zaman anladılar?
Kürt siyasal hareketleri ve önderlikleri içerisinde bu durumu en erkenden fark eden, yine öngörüsüyle kendisini ispatlamış olan Önder Apo oldu. Suriye'deki değişimlerin tüm parçalardaki Kürtlerin statülerinde bir tehlikeye işaret ettiğini ve konjonktürel risklere karşı Kürtlerin de bir değişim sürecine girmesi gerektiğini dile getirerek 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum çağrısını tüm dünyaya açıkladı. Kürtlerin hem varlıklarını hem de statülerini korumalarının yolunu gösteren bir manifestoyu da alelacele kaleme alarak Kürtlerin karşı karşıya olduğu risklerin önünü almaya çalıştı.
Önder Apo durumu ilk elden görüp müdahale etmeye çalışırken PKK de kendi cephesinden buna olumlu yanıt vererek gereken adımları attı. Ancak diğer siyasi aktörlerin sürecin risklerini doğru okuyamamaları bugün Rojava Kürdistan'ında yaşanan ve Başûr Kürdistan'ında da yaşanması muhtemel gelişmelere zemin yarattı.
Önder Apo, Barış ve Demokratik Toplum sürecini öncelikle çatışmasızlık ortamı yaratarak silahı bir mücadele yöntemi olmaktan çıkaran bir süreç olarak tasarlarken, ikinci adım olarak da mevcut mücadele yapısının siyasal mücadele sürecine demokratik entegrasyonu olarak ele aldı. Her alanda Kürtlerin kendi varlıklarını koruyarak gerçekleştirecekleri demokratik entegrasyon süreci, kazanımları korumanın yolu olarak ileri sürülüyordu. Önder Apo, Kürt sorununu idam sehpasından müzakere masasına, Kürt soykırımından demokratik entegrasyona taşımanın yollarını anlatmaya çalışıyordu. Ve geçen bir yıllık süre içerisinde de atmış olduğu adımlarla bunu somutlaştırıyordu.
Rojava Kürdistan'ı ve Suriye genelinde de Kürtlerin demokratik entegrasyon ile hem kendi kazanımlarını koruyacaklarını hem de Suriye'nin geleceğinde önemli bir aktör olabileceklerini ifade ediyordu.
Ancak Suriye üzerinden Kürtlere dayatılmak istenen kapsamlı bir komplo, Şam'daki geçici hükümet eliyle devreye sokulmak istendi. 2026 yılının başından itibaren hem Suriye ve Türkiye'deki hem de uluslararası güçler içerisindeki norm dışı yapılar tarafından bir konsept biçiminde bu komplo hayata geçirildi. Halep'in Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik başlatılan saldırılar Kandil'de bitirilmek isteniyordu. Kandil ile dillendirilen sadece PKK karargâhları veya kadroları değil, bütün bir Başûdê Kürdistan'dı. Ciddi bir Kürt-Arap savaşı yaratılarak önce Fırat'ın doğusuna geçilecek, Kobanê ve Qamişlo ele geçirildikten sonra Til Koçer ve Semalka kapıları üzerinden Şengal ve Başûr Kürdistan'ına geçilecek ve Başur Kürdistan'ı ortadan kaldırılacaktı.
Bu sürece iyi niyetle yaklaşmaya çalışanlar olayı lokal, birbirinden bağımsız ve alakasız ele alırken aslında yanılıyorlardı. Komplo, 15 Şubat komplosunun bir devamı ve daha da kapsamlılaştırılmış bir haliydi. Sadece bir Kürt hareketi değil, her dört parça Kürdistan'daki Kürtlerin tüm siyasi ve toplumsal kazanımları hedefleniyordu. Bu, bölgenin genelinde Kürt-Arap çatışması çıkarılarak yürütülmeye çalışılıyordu. Bu durumu gören Önder Apo, Dêr Hafir'deki komplonun hemen ardından QSD'nin yanında KCK, Başûr Kürdistan'daki siyasi partiler ve DEM Parti gibi Kürt siyasi aktörlere komploya karşı ortak tavır çağrısında bulundu. Bunun üzerine Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi seferberlik ilan ederek tüm Kürtleri Rojava'yı savunmak için ayaklanmaya çağırdı. Bu seferberlik çağrısı başta Başûr ve Bakur Kürdistan’ı olmak üzere tüm dünyada Kürtler ve dostları tarafından karşılık buldu.
Sınırlar aşıldı, duvarlar yıkıldı, zihinlerdeki kalıplar kırıldı ve tüm Kürtler belki de tarihlerinde ilk defa bu düzeyde siyasal ve ideolojik çelişkilerin ötesinde bir birlik yaratarak bu tehlikeli komployu durdurmayı başardılar.
Bu bir kaybediş değildir. Tüm Kürtler için varlığını garanti altına almaktır. Komplo durdurulmuştur. En büyük kazanım budur. Ancak halen ortadan kalkmamıştır. İran ve Irak müdahalelerinin gündemde olduğu bir süreçte özellikle Başûr Kürdistan'ı üzerindeki tehlike daha da fazla öne çıkacaktır. Bugün nasıl ki tüm siyasi çelişkileri aşarak Rojava etrafında kenetlenen Kürtler Rojava üzerindeki komployu durdurabildilerse, yarın aynı tutumu Başur Kürdistan'ı için de sergilemeleri gerekecektir. İçerisinde bulunduğumuz yüzyılın ilk yarısında eğer Kürtler bu komployu bir bütün olarak boşa çıkarmayı başarırlarsa, her Kürdün yüreğindeki Kürdistan'ın özgürlüğünü görme imkanı doğacaktır. Ama komplo başarıya ulaşırsa bir daha Kürdün adının bile anılmama riskiyle karşı karşıya kalacağız.