Suriye’de kim bölücü?

Suriye’nin içine sınır koyan ve bölgeleri birbirinden ayıranlar mı bölücü, yoksa buna son verilmesini isteyenler mi? Pratikte Suriye’yi bölen, bazı bölgeleri kuşatan ve ambargo uygulayan taraf, geçici hükümetin kendisidir.

ZEKİ BEDRAN

Suriye, HTŞ’nin elinde nereye varacak? Bu soruyu sosyoloji ve politikayla ilgili olan tüm çevreler kendilerine sormalıdır. Özellikle Suriyeli aydınlar ve demokrasi talebi olan çevreler buna kafa yormalıdır. Suriyeli bazı aydınlar ile çevrelerin ise pek bir beklentileri kalmamış gibi görünüyor. ‘Nasıl olsa gücümüz yetmiyor, etkili olamıyoruz. Suriye üzerinde etkili olan güçler de kendi çıkarlarına göre yaklaşıyorlar. Halk da bilinçsiz ve örgütsüz; bu durumda yapacak fazla bir şey kalmıyor’ kanısındalar.

Özcesi, özgürlükler ve demokrasinin geleceği konusunda kaygılılar; fazla umutlu değiller.

HTŞ, Suriye’yi kapsayıcı ve birleştirici bir rol oynama arayışında değil; öyle bir dünya görüşleri de yok. Katı mezhepçi ve merkezi bir iktidar peşindeler. Kendilerinden olmayanların politik yaşamda var olmasını istemiyorlar. ‘Biz Şam’a geldik, yönetimi aldık; dolayısıyla devlet ve iktidar bizim hakkımız’ anlayışındalar.

HTŞ içindeki grupların çoğu El Nusra, DAİŞ üyeleri ve artıklarıdır. Ahmet Şara ve yönetimi, herkese ‘değiştik’ deseler de pratikte değişmedikleri ve bildiklerini okudukları bu süre içinde kanıtlandı. Alevi bölgelerinde çıkan sorunlara katliamla cevap verdiler. Dürzilere karşı da aynısını yaptılar.

‘Değiştik’ diyenler katliam yapar mı, evleri yakıp talana başvurur mu? Kadınları kaçırıp yaşlı ve çocuk demeden insanları infaz eder mi? İnsanlığa mal olmuş savaş yasalarını ve ahlaki ölçüleri takmadıkları, öyle bir kaygılarının olmadığı görüldü.

HTŞ, iktidara geldikten sonra mı böyle oldu veya bunları yaptı? Hayır; daha önceki pratikleri de böyleydi. Bunun için BM, ABD, Avrupa ve birçok devlet tarafından terör örgütleri listesine alınmışlardı. Ahmet Şara’nın başına milyonlarca dolar ödül konmuştu. HTŞ, ‘değiştik’ dedikten sonra da bunları yaptı. Bu pratikler, onların aynasıdır.

HTŞ bu katliamları yaparken henüz Suriye’ye hakim değildi. Uluslararası güçlere kendilerini kabul ettirmeye ve imajlarını düzeltmeye çalışıyorlardı. Bu geçiş döneminde, henüz zayıfken bu katliamları yaptıklarına göre, Suriye’ye hakim olup katı bir merkezi yönetim kurduklarında neler yapmazlar?

Ahmet Şara, SDG komutanlığıyla 10 Mart’ta bir mutabakat imzaladı. Buna göre Kürtler, Suriye’nin asli unsuru olarak kabul edilecek ve hakları anayasal güvenceye alınacaktı. Suriye’nin tümünde ateşkes olacaktı. Ancak bu imzadan birkaç gün sonra HTŞ’nin hazırladığı geçici anayasada mutabakatta imza altına alınan Kürtlerden hiç söz edilmedi. Geçici anayasa, Kürtleri ve haklarını yok saydı. Suriye’de ateşkes olacaktı, ama aradan bir ay geçmeden Dürzilere karşı katliam yapıldı.

Geçici hükümet kurulduğunda ise Kürtler, özerk bölge halkı ve Dürziler gibi diğer kesimler dışlandı. Geçici hükümetin kurulmasından bu yana Suriye’de herhangi bir iyileşme olmadı.

Dürzilerle çatışma yaşansa ve sorunlar çözülmese de onlar Suriye’nin vatandaşlarıdırlar. Bir biçimde onlarla görüşüp anlaşmak ve sorunları çözmek gerekirdi. Bu yönetimin halka karşı sorumluluğu var. Ancak Dürziler, HTŞ’nin istediği gibi davranmadı diye ambargoya tabi tutuldu. Süveyda bölgesi şu anda ambargo altında ve kuşatılmış durumda. Dürziler, katliamdan kurtulmak için İsrail’e sığındı.

HTŞ bu nedenle Dürzileri suçluyor, Suriye halkını onlara karşı kışkırtıyor, onları hain ve İsrail işbirlikçisi olarak lanse ediyor. Ancak, onları dışlayan ve katliamla yüz yüze bırakan kendi pratiğini sorgulamıyor; kendi payını görmüyor. Gerçekleri ters yüz ederek, dışladıklarını suçluyor.

Alevilere karşı katliam yapanları açığa çıkarmak için sözde bir komite kurdular. Bir biçimde orada sivillerin öldürüldüğü raporlara yansıdı. Ancak bu komitenin gerçekleri açığa çıkarmayacağı açıktı; çünkü onu atayan HTŞ hükümetiydi. Kendilerini temize çıkarmak için komiteyi kursalar da komite bazı suçları kabul etmek zorunda kaldı. Buna rağmen tutuklanan veya yargılanan kimse var mı? Yok.

Geçici hükümet, Türkiye’den ödünç aldığı ‘Kürtler ayrı devlet kuracak, Suriye’yi bölecekler’ argümanını istediği gibi kullanıyor. Oysa Kürtler ve SDG, Şam’la diyaloğa açık olduklarını ve çözüm için ortak çalışmaya hazır olduklarını her fırsatta dille getirdi. ABD ile Fransa gibi devletlerin girişimlerine ve arabulucu rol oynamalarına olumlu baktı. Görüşmelerden kaçan ve oyalayan taraf hükümetin kendisi oldu; Paris görüşmelerinden çekildi. Özerk Yönetim buna rağmen güven artırıcı adımlar atmaya açık olduklarını belirtti ve Şam’la görüşmelere devam etmeyi sürdürdü.

Şam yönetimi, şimdi özerk bölgeye karşı kuşatma ve ambargo uygulamalarına ağırlık vermiş durumda. Kendi bölgelerinden mal akışı ve ticaret serbest, ancak özerk bölgelerden o tarafa giden araçlara, mal ve ticarete yasak getirilmiş. Rakka-Halep yolu geçişlere kapatılmış. Ekonomik olarak özerk bölgenin çökmesi için çalışıyor ve halkın serbest dolaşım hakkını engelliyor.

Fırat’ın doğusundakiler ve özerk bölgede yaşayanlar Suriye vatandaşlarıdır. Suriye’nin içine sınır koyan ve bölgeleri birbirinden ayıranlar mı bölücü, yoksa buna son verilmesini isteyenler mi? Pratikte Suriye’yi bölen, bazı bölgeleri kuşatan ve ambargo uygulayan taraf, geçici hükümetin kendisidir.