Trump, Kürtleri tasfiye için Erdoğan'a yol verdi mi?

Erdoğan’ın Trump’tan büyük bir beklentisi var. Onu ikna edip SDG’yi dışlamak ve Özerk Yönetimi ortadan kaldırmak istiyor. 10 Mart mutabakatını HTŞ’den daha fazla Türkiye gündeme getiriyor.

Erdoğan nihayet muradına erdi, ‘Dostum Trump’la görüştü. Yönetimi boyunca Biden, Erdoğan’ı Washington’a davet etmedi. Erdoğan ne yaptıysa bir görüşme, randevu ayarlayamadı. Ama Trump, Biden gibi değil. Onun için demokrasi, insan hakları gibi kavramların önemi yok. Erdoğan’dan milyarlık alım tüyoları aldığında Washington yolları açıldı.

Erdoğan ilkeler yerine pragmatizmi siyasi çizgisi haline getirmiş birisidir. Gazze’de savaş başladığından bu yana Amerika yönetimleri bir bütün olarak İsrail’i desteklediler. Netanyahu’nun deyimiyle “Trump, İsrail’e en fazla yardım eden ABD başkanıdır.” Filistinlilere karşı soykırım yapılıyor diyen Erdoğan, İsrail’in en fazla destekçisi olan Trump’a ağzını açtığında ‘Dostum Trump’ diyor. Filistin soykırımına destek veren Trump nasıl Erdoğan’ın dostu oluyor? Erdoğan ki, Filistin davasını en fazla savunanlardan birisi olarak kendisini göstermeye çalışıyor. Bu Trump dostluğunun kaynağı ne? Açık ki, Erdoğan Filistinlileri ve onların özgürlüğünü kendisi için öncelikli bir konu olarak görmüyor. Onun için iktidar ve güç her şeyin başında gelir. Erdoğan’ın kendisi de iyi biliyor ki, İsrail’in arkasında ABD olmasa İsrail bu düzeyde savaşı yürütemez ve Ortadoğu’da haritaları değiştiremez. “Zalimlere karşı mazlumları savunuyoruz” diyen Erdoğan, ‘Dostum Trump’ı hangi kategoriye koyuyor? Dostum dediğine göre Trump, mazlumlar arasında görülüyor demektir! Öyle ya Filistin’e saldıranlar zalim. Trump da dost olduğuna göre demek ki, mazlumlar safında sayılıyor!

Bu konu Erdoğan gerçeğini çok iyi biçimde açığa vuruyor. Türkiye’de bunu bilenlerin sayısı da az değil. Buna rağmen Erdoğan’ın izlediği politika ve kişiliği Türkiye halklarına gerektiği kadar anlatılmıyor. Erdoğan’ın iktidar hırsı ve pragmatist tutumu artık kanıksanmış durumda. Erdoğan’ın yönetim biçimi krize dayalıdır. Hukuk kuralları içinde, normal biçimde Türkiye’yi yönetemez, seçimleri kazanamaz. Bunun içim yönetim ve politik alanda sürekli kriz çıkararak iktidarı elinde tutma yöntemini tercih ediyor.

2015 seçimlerinde Erdoğan seçimi kaybetti. Parlamentoda çoğunluğu yitirdi. O zamandan günümüze kadar Türkiye’yi çoklu krizlere sürükleyerek yönetmeye çalışıyor. Bütün komşularıyla, Arap ülkeleriyle ilişkileri bozdu, egemenlik peşinde koştu. Ancak ekonomisi ve gücü bu yükü kaldırmaya yetmedi. Sonra başta İsrail olmak üzere Mısır, Suudi Arabistan, BAE gibi devletlerle ilişkileri düzeltmeye, tutumundan çark etmeye başladı.

Erdoğan ‘Çöktürme Planı’ çerçevesinde Kürt halkının bütün kazanımlarını, öncü örgütlerini ortadan kaldırmak için saldırıya geçti. Çözüm sürecini ‘Buzdolabına’ kaldırdı. 2025’e kadar aralıksız bir savaş yürüttü. Bu savaşı kazanacaklarına onu inandırmışlardı. Suriye’ye, Rojava’ya işgal ve etnik temizlik harekâtları yaptı. Kürtleri bastırmak ve denetim altında tutmak için büyük bir askeri gücü Suriye ve Irak’a yerleştirdi. Büyük can ve maddi kayıplar yaşandı. Ancak istediği gibi savaşı kazanamadı. Kürt özgürlük hareketi ve halk direndi. BAAS sistemi yıkıldıktan sonra dengeler değişti. Erdoğan ve yönetimi coştu, saldırıları Kürtlere ve Özerk Yönetim bölgelerine yönelttiler. “Rojava’ı çökertir, Kürt nüfusu dağıtırız” hesabı yaptılar. Ancak olmadı. Yeni dengeler ortaya çıktı. İsrail bölgede öne çıktı, etkili olmaya başladı. Ortadoğu İsrail’in güvenliğine göre dizayn edilmeye başlandı. Türkiye, Suriye’yi istediği gibi egemenliğine alamadı. Bir de İsrail Kürtleri desteklerse iş daha pahalıya patlar kaygıları belirdi. Bunun için Bahçeli, Önder Apo’ya çağrı yaptı. Önder Apo da inisiyatif alıp çağrı yaptı, PKK’nin varlığına ve silahlı mücadeleye son verme kararı alındı.

Bu yıl çatışmalar durdu, can kayıpları önlendi. Türkiye’de tartışma ve çözüm için ortam oluştu. Demokratik adımların atılması için beklentiler arttı. Buna rağmen şimdiye kadar bu konuda somut ve ciddi bir adım atılmış değil. Mecliste kurulan komisyon belli çevreleri dinleme dışında bir şey yapmış değil. Sorunun en büyük muhatabı ve ön açısı olan önder Apo’yu hala dinlemiş değil. Umut hakkı AİHM kararına rağmen gündeme gelmiş değil. Önder Apo’nun statüsünde bir değişiklik yok, hala bir rehin olarak elde tutuluyor.

Erdoğan’ın Trump’tan büyük bir beklentisi var. Onu ikna edip SDG’yi dışlamak ve Özerk Yönetimi ortadan kaldırmak istiyor. 10 Mart mutabakatını HTŞ’den daha fazla Türkiye gündeme getiriyor. Bu mutabakatı da sorunu çözmek için değil çatışma aracına dönüştürmek peşinde. “SDG orduya entegre edilsin” adı altına dağıtılmak isteniyor. Kürtler ve özerk bölge savunmasız ve HTŞ damgalı katı merkezi yönetimin insafına bırakılacak. Basına henüz görüşme tam yansıtılmadı ama Kürtler ve demokratik çevreler bilmeli ki, Trump’la yapılan görüşmenin ve pazarlığın temel gündemlerinden birisi bu konudur. Trump isteneni kabul etmişse ne Barış ve Demokratik Toplum süreci kalır ne de bu yönlü çalışmalar. Süreci bozmak Erdoğan için hiç de sorun değil!

Kaynak: Yeni Özgür Politika