Araştırmacı-Yazar Aziz Tunç, Önder Apo’nun “Demokratik Komünal Birlik” modelini ANF’ye değerlendirdi. Tunç, bu önermenin yalnızca siyasal bir sistem önerisi değil; Mezopotamya’nın tarihsel, kültürel ve toplumsal birikiminden süzülmüş, köklü bir yaşam biçimi olduğunu söyledi.
Bu modelin halkların tarihsel belleğinde yaşayan dayanışma, paylaşım ve barış değerlerini esas aldığını vurgulayan Tunç, “Bu önerme, mevcut ulus-devlet anlayışına ve kapitalist modernitenin yol açtığı krizlere karşı; hakların kendi öz gücüyle, kadın özgürlüğü temelinde ve ekolojik duyarlılıkla yeni bir yaşam kurma çağrısıdır” dedi.
Tunç, Mezopotamya’nın insanlığın derin tarihsel geçmişinin yaşandığı bir coğrafya olduğuna dikkat çekerek, her dönüşümün ya burada yaşandığını ya da bölgeyi derinden etkilediğini belirtti:
“İnsanlığın ilk dönemlerinde bugünkü değerler ve kurumlar yoktu. Birçok kavram ve kurum bu topraklarda ortaya çıktı. ‘Tarih Sümer’de Başlar’ sözü boşuna değildir; Sümerler Mezopotamya'da yaşamışlardır.”
Tunç, o dönem toplumsal yaşamın komünal olduğunu, doğal felaketler ve tehlikelere karşı dayanışma içinde yaşandığını hatırlatarak, mülkiyetin olmadığı bu dönemde kadınların toplumsal ilişkilerde belirleyici konumda olduğunu ve sosyal ayrımların henüz ortaya çıkmadığını aktardı.
Aziz Tunç, komünal yaşamın özünün paylaşmak ve dayanışma olduğunu, bunun bir tercih değil, hayatta kalmanın zorunluluğu olduğunu söyledi. Ancak Neopolitik Çağ’la birlikte tarımın başlaması, alet yapımı, hayvanların evcilleştirilmesi, ticaretin gelişmesi gibi büyük dönüşümlerin yine bu coğrafyada yaşandığını kaydetti.
İlk dini inançların da burada ortaya çıktığını hatırlatan Tunç, zamanla kadının etkinliğinin zayıfladığını, özel mülkiyetin geliştiğini ve toplumsal çelişkilerin derinleştiğini ifade etti. Bu değişimlerle birlikte baskı ve sömürü kurumlarının oluştuğunu belirten Tunç, Mezopotamya tarihinde komünal değerleri savunan direnişlerin hiç eksik olmadığını vurguladı.
Kadınların egemenlik altına alınmasını ve ortaklaşmacı yaşamın yok edilmesini kabul etmeyen toplumsal kesimlerin, fırsat bulduklarında zorbalığa karşı isyan ettiğine dikkat çeken Tunç, Mazdek, Babek ve Karmitler gibi hareketlerin eşitlik ve adalet için mücadele ettiğini hatırlattı.
Tunç, “Komünal toplum bu bölgenin tarihsel hafızasında derin izler bırakmıştır. Bugün daha adil ve eşit bir gelecek istemek, en doğal insani tutumdur. Sayın Abdullah Öcalan’ın demokratik komünal birlik projesi de bu tarihsel ve toplumsal dokuya uygundur” dedi.
‘DEMOKRATİK KOMÜNAL BİRLİĞE İHTİYAÇ VAR’
Tunç, Önder Apo’nun geliştirdiği bu yaklaşımın, günümüzün siyasal ve toplumsal krizlerine sunduğu çözüm perspektiflerini ise şöyle değerlendirdi:
“Biraz önce belirtiğimiz tarihsel gerçekliği unutmadan bu soruya cevap aramaya çalışalım. Sayın Öcalan’ın neden sadece ‘komünal toplum’ demeyip ‘demokratik komünal birlik’ dediğini anlamamız gerekiyor. Kadim dönemin komünal toplumu, her ne kadar ortaklaşmacı yaşamın olduğu bir toplum olsa da son tahlilde ilkel bir sonucun doğmasına yol açmıştır.
Bu durumda, bugün tasarlanacak ve yaratılacak komünal toplumun, insanlığın geliştirdiği demokratik değerleri barındırması gerekmektedir. Yani bugünün komünal toplumu demokratik olmak zorundadır. Aksi halde, kadim dönemde olduğu gibi bugünün toplumsal yapısının eşitlikçi ve adil olmasını sağlamak kolay olmayacaktır. Çünkü kadim dönemde zorunlu olan komünal toplumsal yapıyı gerçekleştirmenin önünde, kapitalist modernite gibi devasa bir engel bulunmaktadır.
İkincisi, ‘demokratik komünal birlik’ kavramında ‘birlik’ vurgusu yapılmaktadır. Birlik olmadan demokratik komünal toplum yaratılmaz. Çünkü aradan geçen binlerce yıl boyunca bu coğrafyada yaşayan toplumlar; etnik, dinsel, sosyal ve siyasal olarak değiştiler. Ortaya çıkan farklılıklar, toplumların egemen güçler karşısında zayıf düşmesine yol açtı.
Oysa oldukça güçlenmiş kapitalist güçler karşısında, komünal değerlerden yana olan kesimlerin birleşmesi zorunluluk halini almıştır. Dolayısıyla hem ‘demokratik’ hem de ‘birleştiren’ bir komünal yapıya, yani ‘demokratik komünal birlik’e ihtiyaç vardır.
Bu yapı, günümüzün sorunlarına şu perspektifleri sunmaktadır: Birincisi, toplumsal farklılıklar arasındaki ezme-ezilme ilişkisini ve dolayısıyla savaşlara, çatışmalara yol açan çelişkileri ortadan kaldırmayı amaçlar. Hiçbir toplumsal farklılık, varlığını sürdürmek için diğerini yok etmeye gerek görmeyecek; farklılıklar birbirlerinin güvencesi haline gelecektir.
İkincisi, kadın özgürlüğü toplumun yarısını etkin ve üretken bir güç olarak sürece dahil edecek, bu da toplumsal barışı güçlendirecektir.
Üçüncüsü ise, ekolojik bir toplum hedefiyle doğayla barışık bir yaşam inşa edilecek; böylece kapitalist modernitenin yarattığı tahribatlar sınırlandırılacaktır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bu sistemi sadece Kürt halkı için değil, bölgedeki tüm halklar için öngörmektedir. Bölgesel ‘Demokratik Konfederalizm’ modelini, ‘ahlaki ve politik toplum’ çatısı ve ‘tarihe karşı özün savunması, çok etnisiteli, çok kültürlü ve farklı siyasi oluşumlarda ısrar tarihtir’ olarak tanımlar.
Bu bağlamda Demokratik Konfederalizm, ‘demokratik komünal birlik’ ile aynı anlamı taşır. Sayın Öcalan’ın, tarihteki imparatorluklar gibi devletlerin ‘merkezli değil konfederal’ yapılar olduğuna ve ‘devletin ezeli ve ebedi olmadığına’ dair değerlendirmeleri de bu fikrin tarihsel zeminin oluşturur.”
Demokratik komünal birlik modelini halkların kültürel ve tarihse belleğinin yeniden inşası olarak da değerlendiren Tunç, şöyle devam etti:
“Demokratik Komünal Birlik, insanlığın geçmişteki komünal yaşamının günümüz koşullarına uyarlanmış hali olacaktır. Bu toplumsal yaşam, insanların günlük tutum, davranış, politik eylem ve düşüncelerini, dolayısıyla bütün toplumu etkileyecektir. Çünkü insanın insanlaşma sürecinin temel değerlerinden biri yardımlaşmadır. Ayni durum paylaşım ve barış gibi kavramlar için de geçerlidir.
Öyle olduğu içindir ki, halkların kültürel ve sosyolojik kodlarından paylaşımcılık, dayanışmacılık, ortaklaşmacılık ve barış; insanlığın bütün tarihi boyunca ısrarla koruduğu, sahiplendiği ve varlığından vazgeçemediği değerleridir. İnsanlık bu değerleri unutmadığı için, bütün tarihi boyunca bu değerlerin egemen olduğu komünal toplumu gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
‘Demokratik Komünal Birlik’ modeli, halkların kültürlerinde ve tarihsel belleğinde hep var olmuştur. Toplumların, bütün masallarında, dini ritüellerinde ve sosyal hayatın birçok ayrıntısında birlikteliği, dayanışmayı ve paylaşmayı öne çıkarması bu nedenledir.
Sayın Öcalan’ın ‘ahlaki ve politik toplum’ kavramıyla anlatmaya çalıştığı da ‘halkların kültürel ve tarihsel belleğinde’ varlığını sürdüren birlik, paylaşımcılık ve dayanışmacılık kavramlarıyla ifade edilen değerlerdir. Bunca kötülüğe, savaşlara ve çatışmalara rağmen insanlığın halen adalet, vicdan ve eşitlik gibi kavramlara sahip çıkıyor olması, bu kavramların insan bilincinde silinmez bir yer ediniyor olmasındandır.
Sayın Öcalan’ın önerdiği ve gerçekleştirmeye çalıştığı ‘demokratik toplum’ bu değerlerin somut olarak hayat bulduğu toplumsal sistemdir.”
ULUS-DEVLETE KARŞI BARIŞÇIL ALTERNATİF
Aziz Tunç, Önder Apo’nun önerdiği bu modelin kapitalist-emperyalist sistemin karşısında halkların eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabileceği bir toplumsal düzeni hedeflediğini belirterek şunları söyledi:
“Bu sistemde sömürü, doğa talanı, kadının esareti, savaş ve çatışmalar olmayacak; insanlığın bugüne kadar kazandığı demokratik değerler en ileri düzeyde hayata geçirilecektir. Komünal düzende bütün halklar ve inanç toplulukları, birbirlerini yok etmeye çalışmadan bir arada yaşayabilecektir.
Mevcut ulus-devletler, tarih boyunca sayısız soykırım ve katliamla varlıklarını sürdürdü; kendi güvenlikleri adına savaşlar çıkardı. Oysa ‘Demokratik Komünal Birlik’te bir halkın varlığı, diğerinin varlığıyla mümkündür.
Bu nedenle bu model, savaşçı, soykırımcı ve doğa düşmanı ulus-devletlerin gerçek anlamda alternatifidir. Barışı, farklılıklarla bir arada yaşamayı, kadınlara yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını ve doğanın korunmasını esas alır.”
ROJAVA DENEYİMİ
Aziz Tunç, ‘Demokratik Komünal Birlik’ modelinin uygulanabilirliğine en somut örnek olarak Rojava’yı gösterdi ve şöyle devam etti:
“Burada Kürtler, Araplar, Türkmenler, Aleviler, Sünniler ve daha birçok farklı topluluk, bütün saldırı ve provokasyonlara rağmen kardeşçe yaşamaktadır. Rojava halkı, öz savunma gücünü oluşturarak kendini korumaktadır. Bu başarı dış desteğe değil, halkın direnişine dayanmaktadır.
Rojava’da kadınlar, yönetimden karar alma süreçlerine kadar hayatın her alanında etkin rol üstlenmiş, dünyada ilk kez böylesine kapsamlı bir kadın devrimi gerçekleşmiştir. Halklar anadillerini özgürce kullanmakta, inançlarını serbestçe yaşamakta, üretim ve paylaşım ise dengeli ve eşitlikçi şekilde yürütülmektedir. Yolsuzluk ve rüşvet kesin biçimde yasaklanmıştır.
Rojava, bugün halkların yönettiği bir ‘devrim adası’dır. Bu nedenle gerici güçler ve destekçileri onu yok etmeye çalışmaktadır. Dün Vietnam’ı, Filistin’i savunan insanlık, bugün Rojava’yı savunmalıdır. ‘Demokratik Komünal Birlik’ projesini ve Rojava’yı korumak, günümüzün en devrimci görevidir.”