Türkiye pozitif barışın uzağında

Türkiye, yapısal şiddetin azaltılması ve toplumsal adaletin güçlenmesi olarak tanımlanan ‘pozitif barış’ın henüz çok uzağında. Komisyondaki Kürtçe yasağı da en net göstergesi oldu.

Türkiye, uluslararası barış literatüründe şiddetin sonlanması olarak kavramsallaşan ‘negatif barış’ın kıyısında dolaşıyor.

Önder Apo’nun çağrılarıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum süreci, PKK’nin fesih ve sembolik olarak silah yakma törenleriyle önemli eşikler geçirdi. Sürecin 11 ayında devlet tarafından ise şu ana kadar Meclis çatısı altında ama Meclis Başkanı’nın yetkisiyle bir komisyon kuruldu. Komisyon, önüne 6 aylık bir çalışma takvimi koydu. Şu an içinde bulunduğumuz barış görüşmelerinden önce şunlar yaşandı:

* Önder Apo, ilk olarak 1993’te tek taraflı ateşkes ilan etti. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Kürt sorununa çözüm arayışı vardı fakat ani ölümüyle süreç kesintiye uğradı.

* Türk tarafı ile PKK arasında Avrupa’da dolaylı temaslar şeklinde gerçekleşen 1997’deki görüşmeler, kısa sürdü.

* Önder Apo, 1999–2004’te İmralı Cezaevi’nden devlet yetkilileriyle görüşmeler yaptı. PKK, 1999’da silahlı eylemleri durdurdu; bu dönem de “tek taraflı ateşkes” olarak anıldı.

* Türk tarafı ile PKK arasındaki 2008–2011 Oslo Görüşmeleri yapıldı. Ses kayıtlarının sızmasıyla kamuoyuna yansıdı ve süreç, 2011’de sona erdi.

*En kapsamlı diyalog ve müzakere dönemi 2012–2015 süreciydi. Devlet yetkilileri, HDP aracılığıyla Öcalan ile İmralı’da düzenli görüşmeler yaptı. “Akil İnsanlar Heyeti” kuruldu, kamuoyuna açık tartışmalar yürütüldü. Süreç, 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı sonrası, Erdoğan’ın masayı devirmesiyle sona erdi.

NEGATİF VE POZİTİF BARIŞ

Şimdi 10 ayı aşkındır devam eden süreçte devlet somut adımlar atmamakla birlikte görüşmeler de sürüyor. Bu süreçlerin nasıl ele alındığını dünyadan örneklerle hatırlatalım.

Barış çalışmaları metinlerinde ‘negatif barış’ genellikle doğrudan şiddetin yokluğu, ‘pozitif barış’ ise yapısal şiddetin azaltılması ve toplumsal adaletin güçlenmesi olarak tanımlanıyor. Ateşkes ve silahsızlanma ile tesis edilen negatif barışın tek başına yeterli olmadığı; kurumsal reform, geçiş dönemi adaleti ve sosyo-ekonomik eşitsizliklerle mücadele gibi pozitif barış aşamaları güçlendirilmediğinde barışın kırılganlığı devam ediyor.

Negatif ve pozitif barış arasındaki temel ayrım, ilk olarak barış teorisyeni olarak bilinen Johan Galtung tarafından yapıldı. Johan Galtung’un üzerine çalıştığı bu kavramlar, yani negatif barış (savaş/çatışmanın yokluğu) ve pozitif barış (eşitsizlik ve adaletsizlik gibi yapısal şiddetin azaltılması) sistematik biçimde ayrıldı. Böylece barış, yalnızca çatışmasızlık hali değil; kurumlar, tutumlar ve yapılar düzeyinde sürdürülebilir bir düzen olarak da kavramsallaştırıldı. Bu ikilem genellikle Galtung’a atfedilse de bunu ilk tanımlayan o değildi. Martin Luther King, 1953'te Birmingham Hapishanesinden Mektup’ta “gerilimin yokluğu olan negatif barış” ve “adaletin varlığı olan pozitif barış” hakkında yazmıştı.

SOSYAL DEĞİŞİM TEORİSİ SUNAR

Galtung sonrası Avustralya merkezli sivil toplum kuruluşu Institute for Economics & Peace (IEP) pozitif barışı “barışçıl toplumları yaratan ve sürdüren tutumlar, kurumlar ve yapılar” olarak ölçülebilir bir çerçeveye oturtmuş; yönetişim, hukukun üstünlüğü, ekonomik fırsatlar ve iyi komşuluk ilişkileri gibi 8 aşamayı önermişti.

IEP tarafından pozitif barış, barışçıl toplumlar yaratan ve sürdüren tutumlar, kurumlar ve yapılar olarak tanımlanır. Sistemik yapısı nedeniyle pozitif barıştaki gelişmeler yalnızca barışı güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda daha yüksek GSYİH büyümesi, daha iyi refah ölçütleri, daha yüksek dayanıklılık seviyeleri ve daha uyumlu toplumlar gibi toplum için birçok diğer arzu edilen sonuçla da ilişkilendirilir. Daha da önemlisi, toplumların nasıl dönüştüğünü ve evrildiğini açıklayan bir sosyal değişim teorisi sunar.

IEP’nin negatif barış tanımı “şiddetin veya şiddet korkusunun yokluğu” olarak tanımlanıyor. Küresel Barış Endeksi ölçümleri yapan IEP’nin bu ölçümlerinin temelini ise Negatif Barış Ölçümleri oluşturuyor. Küresel Barış Endeksi bir ülkenin ne kadar barışçıl olduğunu söylerken, barış seviyesini güçlendirmek veya sürdürmek için gerekli olan veriyi sağlamıyor. Bunun sağlaması yine enstitünün de tanımladığı pozitif barışa ihtiyacın altını çiziyor.

FARC – KOLOMBİYA

Bu iki kavram çerçevesinde diğer ülkelerde uygulanan barış süreçlerine bakacak olursak Türkiye ve Kürdistan kamuoyunda ilk akla gelen ülkelerde biri olan Kolombiya ile başlayacağız. FARC ve Kolombiya devleti arasındaki görüşmeleri ilk olarak negatif barış temelinde ele alırsak, 2016 nihai anlaşma ile karşılıklı ve kalıcı ateşkes, 180 günlük silah bırakma takvimi ve FARC’ın siyasete geçişi karara bağlandı. Eski savaşçıların yeniden entegrasyonu için özel hükümler kabul edildi. 2 Ekim 2016’daki referandum ilk taslağı reddedilse de taraflar metni revize ederek aynı yıl sonunda imzaladı.

İlk etapta negatif barışın temellerinin atıldığı Kolombiya’da pozitif barış kapsamında FARC siyasi partiye dönüştü, topluma entegrasyon süreci başladı. Kapsamlı kırsal reform, siyasi katılımın genişletilmesi, uyuşturucu ekonomisinin dönüştürülmesi ve “Mağdurlar İçin Kapsamlı Sistem” (hakikat komisyonu, özel yargı) gibi düzenlemeler yapıldı. Uygulamanın BM Doğrulama Misyonu nezaretinde devam ettiği Kolombiya, negatif barışın ötesine geçmek için güçlü kurumsal araçlar kurdu; ancak yerelde güvenlik, toprak/ekonomi ve katılım sütunları eşzamanlı güçlenmediğinde pozitif barış hedefleri sekteye uğradı.

ETA – BASK ÜLKESİ

ETA, 2011’deki Aiete Konferansı sonrasında kalıcı ateşkes ilan etti; 2018’de örgüt tüm yapılarının feshedildiğini açıkladı. Silahsızlanma, sivil inisiyatiflerin ve uluslararası arabulucuların desteğinde devlet ile resmi müzakere masası olmaksızın ilerledi. Yani İspanya hükümeti, ETA ile doğrudan müzakere yapmadı; bu durum sosyal uzlaşmayı sınırladı. Bask ülkesine özerklik tanınmış olsa da ETA mahkumlarının entegrasyonu ve mağdur hakları konusunda sınırlı ilerleme kaydedildi. Toplumsal barışın tesisi, sivil toplumun çabalarıyla kısmen sağlandı. Süreç, mağduriyetlerin tanınması, mahkûmlar/göçmenler dosyaları ve toplumsal uzlaşı tartışmaları etrafında sivil toplumun sürüklediği bir “sonuçlarla yüzleşme” modeline dayandı. Paris’te 2016 silahsızlanmasına katkı veren aktivistlerin 2024’te yargılanması gibi başlıklar, geçişin hukuk-siyaset dengesinde devam eden gerilimleri gösterdi. ETA vakasında şiddetin bitişi kalıcı oldu (negatif barış) fakat pozitif barış boyutlarında (hafıza, adalet, kapsayıcılık) kurumsal bir büyük anlaşmanın yokluğu, süreci toplumsal inisiyatife daha bağımlı kıldı.

IRA – KUZEY İRLANDA

Şiddet, 10 Nisan 1998 tarihli Hayırlı Cuma (Belfast) Anlaşması’yla sona erdirildi; paramiliter silahsızlanma ve güvenlik normalleşmesi yönünde mekanizmalar kuruldu. Kuzey İrlanda’da özerk yönetim kuruldu, siyasi temsil sağlandı. Sinn Féin’in siyasi sürece entegrasyonu, demokratikleşmeyi destekledi. Toplumsal uzlaşma, mezhepler arası diyalog ve uluslararası arabuluculukla güçlendirildi. Özetle güç paylaşımı, insan hakları ve eşitlik düzenekleri, Kuzey-Güney ve Doğu-Batı kurumsal bağlarıyla toplumsal/siyasal kapsayıcılığı artırdı. Yine de kimlik temelli kutuplaşma ve zaman zaman kurumların askıya alınması, pozitif barışın kırılganlığını da gösterdi.

MNLF VE MILF - FİLİPİNLER

Filipinler’deki barış süreci, özellikle Mindanao bölgesinde yaşayan Müslüman Moro halkı ile merkezi hükümet arasında onlarca yıl süren çatışmaların ardından şekillenmiş, oldukça karmaşık ve çok katmanlı bir süreç.

1970’lerde Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF), bağımsızlık talebiyle Filipinler hükümetine karşı silahlı mücadeleye başladı. İlk barış anlaşması 1976’da Libya’nın arabuluculuğuyla imzalandı, ancak uygulanamadı. 1989’da Corazon Aquino döneminde Müslüman Mindanao Özerk Bölgesi kuruldu. Bu, Moro halkına sınırlı özerklik tanıyan ilk somut adım oldu. 1996’da MNLF ile ikinci bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, daha radikal bir grup olan Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) tarafından yeterli görülmedi ve MILF silahlı mücadeleye devam etti.

MILF ile müzakereler 2000’lerde başladı. 2012’de “Çerçeve Anlaşması” imzalandı. Bu anlaşma, Bangsamoro adlı yeni bir özerk bölgenin kurulmasını öngörüyordu. Negatif barış süreci ise 2014 “Bangsamoro Kapsamlı Anlaşması” ile resmi barış sağlandı. Bu anlaşma, MILF’nin silah bırakmasını ve siyasi sürece katılmasını içeriyordu. 2019 Bangsamoro Özerk Bölgesi resmen kuruldu. MILF liderleri, yeni bölgenin yönetiminde yer aldı. Barış süreci sadece askeri değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınarak pozitif barış anlamında da adımlar atıldı.

TÜRKİYE HALEN NEGATİF BARIŞTA

FARC, ETA, Filipinler ve IRA örnekleri, barışın sürdürülebilirliği için sadece silahların susmasının yeterli olmadığını, yapısal dönüşümlerin ve toplumsal uzlaşının da şart olduğunu gösteriyor. Uluslararası literatür, barışı iki katmanlı düşünmeyi öneriyor. Kısa vadede şiddetin durdurulması ile uzun vadede kurumların ve toplumsal ilişkilerin dönüştürülmesi arasındaki farkı somutlaştırıyor. Kalıcı barış için güvenliğin yanı sıra geçiş adaleti, kapsayıcı yönetişim ve sosyo-ekonomik fırsatların eş zamanlı ilerletilmesi gerektiğini vurguluyor.

Türkiye örneğindeki çeşitli görüşmeler bütünü henüz burada negatif bir barış eşiğinin aşılamadığını gösteriyor. Şimdiki süreçte yine negatif barışın adımlarını atmaya çalışıyor fakat var olan tabloda PKK’nin feshi gibi somut ve ayrıca sembolik bir silah bırakma adımı olsa da Türk devletinin süreç içerisinde PKK’nin bulunduğu bölgelerde operasyonlar yürütmesi gibi örnekler de mevcut. Sürecin negatif barış bağlamında adımları hala tek taraflı. Pozitif barış bağlamında ele alındığında ise örneğin Meclis’te kurulan komisyonda Barış Annelerinin Kürtçe konuşma isteğinin geri çevrilmesi, henüz bu aşamadan da çok uzakta olunduğunu gösteriyor…