GÖRÜNTÜLÜ

Rojava'nın 'Kuzey Güneşi': Ebû Leyla

Komutan Ebû Leyla, Rojava Devrimi’nin başarıya ulaştırılması için cepheden cepheye koştu. Şehit düştüğü ana kadar taşıdığı umudu, çocuklara, halkına ve yoldaşlarına miras bıraktı.

Ebû Leyla, 10 yıl önce Kürdistan’ın gökyüzünde yıldız oldu. Çok iyi bir insandı, dürüsttü, halkına bağlıydı. Düşmana öfkesi büyüktü. Şêxmeqsûd’dan Kobanê’ye, Tişrîn’den Minbîc’e kadar bir şiir gibi yaşadı, şiir gibi savaştı ve şiir gibi şehit düştü. Yoldaşlarının “ateşe atlarsa bir an düşünmeyiz” dediği Komutan Ebû Leyla, BAAS rejimi, DAİŞ ve Türk devletinin saldırılarına karşı “ah” demeden savaştı. DAİŞ karanlığında umutsuzluğa düşülen her an, “Bijî Berxwedana YPG!” sözüyle yoldaşlarına ve halkına moral verdi.

Kimlik adı Feysel Ebdî Sedûn ancak herkes onu “Ebû Leyla” adıyla tanırdı; Leyla’nın babası… Kızları Leyla, Rehef, Serhildan ve Xûnda’yı çok severdi. Hayali Leyla’nın okuyup doktor olmasıydı. “Benim Leylam çok akıllı, doktor olacak” derdi. Şehit düştüğünde Xûnda henüz 18 aylıktı.

NEBO EBDÎ: AİLENİN İLK SAVAŞÇISI

Çoğumuz adını Minbîc’in DAİŞ’ten özgürleştirilmesi hamlesiyle duydu. Fakat mücadelesi abisi Nebo Ebdî Sedûn’un 1988 yılında Kürt Özgürlük Hareketi saflarına katıldığı döneme kadar uzanıyor. Ebû Leyla, 1984 yılında Kobanê’nin Kararişke köyünde 12 çocuklu yurtsever bir ailede dünyaya gelir. Ebû Leyla, dört yaşındayken abisi PKK’ye katılır ve abisi ile Apocuların kahramanlık hikayelerini dinleyerek büyür. Nebo Ebdî Sedûn (Sîdar) ise o yıllarda Lübnan’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özel koruması olarak görev yürütüyordu.

LEYLA’NIN BABASI

Ebû Leyla, çocuk yaşlarda ailesine maddi destek sağlamak için bazen sanayide bazen de inşaatlarda çalışır. Ailesiyle Minbîc’e taşınır ama sevdiği kadın Dîcle, Kobanê’de kalır. Dîcle Ehmed Sedûn, Ebû Leyla’nın kuzenidir. Birlikte büyüdüler, birbirlerini çok sevdiler ve 2008 yılında evlenirler. Büyük kızları Leyla, 2009 yılında dünyaya gelir. Minbîc’de herkes o andan sonra onu Ebû Leyla olarak tanımaya başlar.

2010’DA ÇALIŞMALARA KATILIR

2010 yılında Ortadoğu’da Halkların Baharı başladığında, Kürt Özgürlük Hareketi de Suriye’de devrim çalışmalarına başlar. Halep, Efrîn, Cîzre ve Fırat bölgelerinde örgütlenmeler yapılır, halk devrimci savaşa hazırlanır. Ebû Leyla da abisi Nebo’nun izinden giderek çalışmalara aktif olarak katılma kararı alır.  BAAS rejiminin baskılarından dolayı gizli çalışmalar yürütür, “Halkım kimseye boyun eğmesin” derdi. Hep halkını düşünürdü. Önce Özgür Suriye Ordusu’nun El Ekrad (Kürtler) birliğinde ardından ise Suriye Devrimcileri Birliği’nde mücadele eder.

 

ŞÊXMEQSÛD’DAN EBÛ LEYLA GEÇTİ

2011’de BAAS rejimi Halep’in Şêxmeqsûd Mahallesi’nde adil, demokratik ve özgür bir yaşam için gösteriler düzenleyen Kürtlere saldırdığında Ebû Leyla, cephe komutanlığı görev yürütür ve halk direnişinin büyümesinde önemli rol oynar. 2012’de Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) kurulmasıyla Rojava ve Suriye’de devrimin temelleri daha sağlam hale getirilir. Farklı cephelerde farklı birlikler kurulur. Ebû Leyla da 2014’te Şems El Şemal Taburu’nu yani “Kuzey Güneşi Taburu”nu kurar. DAİŞ, aynı yılın Eylül ayında Kobanê’ye saldırdığında Ebû Leyla ve savaşçıları da YPG ve YPJ ile omuz omuza direnmeye başlar.

YARALARI İYİLEŞİR İYİLEŞMEZ CEPHEYE KOŞTU

Eşi Dîcle’nin, “Kobanê düşer mi?” sorusuna, “Biz var olduğumuz sürece Kobanê asla düşmeyecek” yanıtını verir. 29 Kasım 2014’te ağır yaralanır ama tedavisinden sonra bir daha silahına sarılarak, en ön mevzilere koşar. Dîcle, bu kez ona, “Şehit düşersen, dört kızım var nasıl yaşayacağız, tek başıma yapamam” der. O zamanlar daha 20’li yaşlarında genç bir anne olan Dîcle de DAİŞ’in karanlığından korkuyordur. Ebû Leyla, bu kez “Sen aslan gibisi, bana da bir şey olmayacak şehit düşmeyeceğim. Ama şehit düşersem de başını dik tut” sözleriyle mücadeleden bir an olsun vazgeçmeyeceğini söyler.

‘BABANLA GURUR DUYACAKSIN’

2015’te yaralandığında bile sandalyesinin üstünde oturarak savaşta yer almaya devam eder. Ebû Leyla, Kobanê savaşı sırasında çok sevdiği kızı Leyla’ya da bir mektup yazar. 11 yıl önce yazdığı o mektubun her satırı adeta bir kahramanlığın öyküsüdür. Mektupta kızına şöyle der: “Bizim yolumuz şöyledir. Savunma ve çalışma görevimizdir. Senin ve senin gibi çocuklar için savaşacağım. Bu topraklardaki çocuklar daha iyi ve özgür bir gelecekte yaşaması için, göğsümüzü tüm tehlikelere siper edeceğiz. Büyüdüğünüz zamanda bizim için bir şey yapmadığın demeyin diye. Seni çok özledim Leyla. Yaşasam da şehit düşsem de babanla gurur duyacaksın.” 

SİRÎN’DEN ŞEDADÊ’YE

Ocak 2015’te Kobanê’nin özgürleştirilmesinin ardından sıra diğer bölgelere gelir. Ebû Leyla, Sirîn, Girê Spî, Tişrîn, Hol ve Şedadê’nin DAİŞ’ten özgürleştirme hamlelerinde yerini alır. Katıldığı tüm savaşlarda en az yedi kez yaralanmasına rağmen görevini büyük bir moral ve inançla sürdürür. Artık sıra Minbîc’in özgürleştirilmesine gelir.

MİNBÎC’DE ÖLÜMSÜZLEŞTİ

1 Haziran 2016’da “Minbîc’i Özgürleştirme Hamlesi” başlar. Aynı yılın Nisan ayında kurulan Minbîc Askeri Meclisi Üyesi ve Şems El-Şemal Taburu Komutanı Ebû Leyla, Xefiet Ebû Qelqel köyünde 3 Haziran günü atılan havan topu sonucunda ağır yaralanır. Tedavi için önce Qamişlo’ya ardından Başûrê Kurdistan’ın Süleymaniye kentine götürülen Ebû Leyla, 5 Haziran günü şehitler kervanına katılır…

İLK VE SON KEZ VEDALAŞTI

Dîcle Ehmed Sedûn, o süreci ANF’ye şöyle anlatıyor: “Hangi savaşa katıldıysa benimle hiçbir zaman vedalaşmadı. Ben de hiç şehit düşeceğine inanmıyordum. Ancak Minbîc hamlesi başlamadan bir gün önce ben ve çocuklarla ilk kez vedalaştı. Yaralandığını bir gün sonra öğrendim ama hissetmiştim. İnsan hissediyor. İnsan ne kadar zamanla geçer dese de ağır bir süreçti. Benim, çocuklarım, ailesi ve halkı için çok ağır oldu şehadeti.”

BİNLER, EBÛ LEYLA OLDU

Ebû Leyla’nın şehadet haberi kısa sürede Rojava ve tüm Kürdistan’a yayılır. Yoldaşları her ne kadar şehadeti karşısında buruk olsa da Ebû Leyla’nın hayalini gerçekleştirmeye ant içer. 7 Haziran’da binlerce kişi Ebû Leyla’yı Kobanê’deki Şehit Dicle Şehitliği’nde toprağa verir.

DAİŞ, ABİSİNİ KAÇIRDI

Ebû Leyla’nın abisi Yûsif Ebdî Sedûn, şehitlikte kardeşinin silahını yerde bırakmayacağını belirterek, mücadelesini sürdürmeye yemin eder. DAİŞ, cephede savaşmaya giden Yûsif’u yaklaşık iki hafta sonra kaçırır. Turuncu bir kıyafet giydirdikleri Yûsif’u teşhir ederek bir videosunu yayımlar. Videoda Yûsif’un yüzü ve kulakları morluk içinde görülüyor. Ve 10 yıl geçmesine rağmen kendisinden hiçbir haber alınamaz.  Sedûn ailesi aslında o gün sadece Ebû Leyla’yı değil, Yûsif’u da kaybeder…

YOLDAŞLARI SÖZÜNÜ TUTTU

Yoldaşları ise ardından mücadelesi ve geride bıraktığı mirası anısına Minbîc hamlesinin adı “Şehit Feysel Ebû Leyla Operasyonu” olarak değiştirir. Birçok savaşçı da adını “Ebû Leyla” olarak değiştirerek kent özgürleştirilinceye kadar direnir, tüm kentte Ebû Leyla’nın ismi yankılanır. Adına Şehit Ebû Leyla Akademisi açılır.

Dîcle, Minbîc’in özgürleştirilmesi haberini aldığında çok mutlu olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Gerçekten çok sevinmiştim. Evet, Minbîc şu an düşmanın elinde ancak o zamanlar mutlu olmuştum. ‘Ebû Leyla ve arkadaşları başardı’ demiştim.”

İNANCIN VE UMUDUN TEMSİLİ

Bugün şehadetinin 10’uncu yılını geride bırakan Ebû Leyla’nın mücadelesi, Kürt soykırımına karşı bir duruştur. Şehadeti, Rojava Devrimi tarihinde bir “kayıp” olmaktan öte, bir inancın ve umudun temsilidir. Yıllarca karanlığa karşı direnen ve yaralarına rağmen mevziden ayrılmayan Ebû Leyla, bir kahraman olarak duruyor halkının hafızasında.