BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI
"Asrın çağrısı" olarak da nitelendirilen Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısının üzerinden bir yıl geçti. Geçtiğimiz yıl İstanbul'da yapılan açıklama, eş zamanlı olarak Wan ve Amed'te toplanan binlerce kişi tarafından da dinlendi. Amed'te Dağkapı Meydanı’nda toplanan binler, açıklamanın ardından duygusal anlar yaşarken, aynı zamanda çağrıyı sahiplendiklerini de ifade etti.
Aradan geçen bir yılın sonunda, o gün alanda bulunanlarla bir yıl içinde yaşanan siyasi gelişmeleri ve halkta değişen duygu durumunu konuştuk. Çağrının arkasında olduklarını ve barışın mutlak suretle sağlanması gerektiğini belirten kurum yöneticileri, bu süreçte devletin beklenilen adımları atmadığı ve sürecin istenilen düzeyde toplumsallaşmadığı eleştirisinde bulundu.
'HALK GÜVENSİZLİĞE RAĞMEN ÇAĞRIYA SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDİYOR'
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu Amed Şube Yöneticisi Sabahat Biçer, 27 Şubat’ta Önder Apo’dan gelecek açıklamayı büyük bir heyecanla beklediklerini belirterek sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Sabahat Biçer, o gün yaşanan atmosferi şöyle anlattı: “Orada hem duygulandık hem heyecanlandık hem de barış umudu için sevindik. Yıllarca tecrit altında olan bir liderin kitlesine bir açıklama yapması bizler açısından çok kıymetliydi. O günden bugüne ne değişti diye sorarsak, ciddi bir değişimin yaşandığını söyleyemeyiz. Halk, o gün olduğu gibi bugün de çağrıya sahip çıkıyor ve metnin arkasında duruyor. O gün insanlar ne olacağını merak ederek eve gitti; ancak kısa bir sürede açıklama anlaşıldı. Halkın umudu ve güveni sürüyor, ancak tek taraflı yürüyen bu süreç halkta devlete olan güvensizliği de beraberinde getiriyor.”
'HALK SÜRECE YETERİNCE DAHİL EDİLMEDİ'
Bir yıllık süreçte devletin çekingen adımlar attığını belirten Sabahat Biçer, şunları söyledi: “Devletin komisyon dışında ciddi bir adım attığını ya da beklenilen adımların atıldığını söylemek mümkün değil. En açık örneğini verecek olursak, cezaevlerinde hayat hâlâ normalleşmedi. Bahsettiğimiz bu süreç cezaevlerine uğramadı. Hasta tutsaklar hâlâ bırakılmıyor ve tutsakların tahliyeleri erteleniyor. Bunlar için bir adım beklenmesine rağmen, yargı paketleri bu beklentileri karşılamadı. Halktaki güvensizliğin ve umutsuzluğun en büyük nedeni de bu.
Barışa ve çağrıya güven tam, ancak tek taraflı adımlar kaygıları da beraberinde getiriyor. Bu süreçte görüşmeler yaşandı, açıklamalar yapıldı ve siyasetçiler görüşmeye devam ediyor. Unutulan bir durum oldu ki bu masanın en büyük muhatabı halk. Ama baktığımızda halk bu sürecin dışında tutuldu. Bu nedenLe sürecin tam toplumsallaştığını söyleyemeyiz. Komisyon, halkın içine girip halkı dinlemeliydi; ama halka aktarılmadı.
Tecrit devam ediyor ve umut hakkı hâlâ uygulanmış değil. Biz halk olarak bu süreci sahipleniyoruz. Önemli olan adımların atılması; adım atıldığı takdirde bu sahiplenme daha da artacak.”
'HALK DEVLETE GÜVENMİYOR'
Demokratik Bölgeler Partisi yöneticisi Abdülhamit Salo da 27 Şubat’ta yapılacak açıklama öncesinde yaşanan heyecana dikkat çekerek, “Yapılan açıklama önce herkeste soğuk bir hava yarattı. Halk ne olduğunu önce anlamadı; ancak uzun süre sonra gelen açıklamayla Sayın Abdullah Öcalan'a sonuna kadar güvendiklerini her alanda ifade etti” diye belirtti.
Sürecin başlangıcında devletin de önemli adımlar atacağı yönünde beklenti oluştuğuna dikkat çeken Salo, “Bu süreçte ilk anda bizler, devletin de önemli adımlar atacağını düşündük. Herkes gibi biz de neden ilk adımı bizlerin atması gerektiğini sorguladık. Onların bu süreçte, kanunlarında yer alan hukuku bile uygulamaları bazı adımlar için yeterliydi. Siyasetçilerin ve hasta tutsakların bırakılması da bu adımların başında geliyordu” ifadelerini kullandı.
'HALKIN İÇİNE SİNEN BİR ADIM ATILMADI'
Bir yıllık süreçte beklenen adımların atılmadığını dile getiren Salo, şunları söyledi: “Atılmayan adımlar nedeniyle halkta büyük bir kırgınlık oluştu. Partilerin ve siyasetçilerin yapılan açıklama üzerinden bir hazırlığı yoktu. O günden bugüne halkın tek bir sözü var: ‘Devletin bizi kandırmasını kabul etmiyoruz.’
Halk, önderine güveniyor; ancak devlet konuşuyor ama asla bunu pratiğe geçirmiyor. Bahçeli'nin konuşmalarına dahi baktığımızda bunu net bir şekilde görüyoruz. Bir yıldır içimize sinen ve bizi rahatlatan bir adım atılmadı. İçinde bulunduğumuz süreç, barışın hayata geçirilmesi açısından çok tarihi bir süreç. Atılmayan adımlar maalesef barış umutlarını da günden güne kırıyor. Buna karşı halkın taleplerine kulak verilmeli; bunun için acilen hukuki ve anayasal adımlar atılmalı.”
'NE HUKUKİ NE TOPLUMSAL BİR ADIM ATILDI'
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği üyesi Avukat Gülbahar Ateş ise 27 Şubat’ta yapılan açıklamanın tarihi önemine vurgu yaptı. Açıklamanın ardından Kürt halkının barış talebini her alanda dile getirdiğini belirten Gülbahar Ateş, “O günden bugüne Kürt halkı barış talebini ve ısrarını her alanda dile getirdi. Halkın bu ısrarı karşısında devletin bir adım atmaması da eleştirilmesi gereken bir konu. Bu bir sene içerisinde bu sorunu çözmek için ne hukuki ne de toplumsal bir adım atıldı” ifadelerini kullandı.
'SÜREÇ TOPLUMSALLAŞMA YÖNÜNDEN EKSİK KALDI'
Sürecin başında büyük bir umut taşıdıklarını dile getiren Gülbahar Ateş, şunları söyledi: “Bir sene önce alandan büyük bir umutla eve gitmiştim. Sürecin başladığını hepimiz anladık. Biz de umuda sahip çıkıp ona göre durmadan çalıştık. Şu anda halk süreci sonuna kadar sahipleniyor, ama atılmayan adımlar halkı güvensizliğe sürüklüyor. Kürt halkı, barış için bugüne kadar elinden gelen her şeyi yaptı. Açıklamadan sonra çok sayıda halk toplantısı yapıldı; ama hâlâ eksikliklerin olduğunu görüyoruz. Bu eksiklikleri kapatmak gerekiyor. Açılan bu yolu daha da büyütmek biz halkın elinde.”