‘İkinci aşamada, Sayın Öcalan’ın tarif ettiği ‘özgürlük yasaları’ hayata geçirilmeli’

Serdar Altan, Önder Apo’nun ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın bir yılını “silahların sustuğu, siyasetin henüz konuşmaya başlamadığı bir süreç” olarak değerlendirirken, ikinci aşamada özgürlük yasalarının hayata geçirmesi gerektiğini vurguladı.

SERDAR ALTAN

Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın üzerinden bir yıl geçti. Bu süreçte PKK, fesih kongresinden başlayarak silahların yakılması ve Bakurê Kürdistan’dan tamamen çekilme gibi tarihi adımlar attı. Buna karşın, Türkiye Meclisi’nde kurulan Çözüm Komisyonu, kişi ve kuruluşları dinledikten sonra 24 Kasım 2025’te İmralı Adası’na giderek Önder Apo’yla bir görüşme gerçekleştirdi ve son olarak 16 Şubat’ta “demokratikleşme önerilerinin” yer aldığı altmış sayfalık raporunu açıkladı.

Gazeteci Serdar Altan, çağrının ardından atılan adımları, Önder Apo’nun Rojavayê Kürdistan’a yönelik saldırılar ile bu saldırılara karşı tutumunu ve “birinci aşama tamamlandı, ikinci aşmaya geçtik” ifadelerini ANF’ye değerlendirdi.

‘PKK, HAMLELERİYLE DEVLETİN GÜVENLİK KAYGILARINI BOŞA ÇIKARDI’

Serdar Altan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sadece bir ateşkes değil, bir paradigmanın sonu ve yeni bir paradigmanın başlangıcı olduğuna dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Bu çağrıyı sadece Kürdistan ve Türkiye değil, tüm dünyanın ‘tarihi bir adım’ olarak nitelemesi, meselenin küresel ağırlığını da gösteriyor. Sürecin ilk altı ayına baktığımızda, Öcalan’ın açıklamalarına karşılık veren PKK’nin çok radikal adımlar attığını görüyoruz. PKK’nin fesih kongresi ile başlayan en somut adım, devamında birçok somut adımı da beraberinde getirdi.

Ardından 9 Temmuz'da Öcalan’ın 26 yıl sonra ilk kez görüntülü olarak halka seslenmesi, psikolojik duvarları yıktı diyebiliriz. 11 Temmuz’da da tüm dünyanın tanıklık ettiği Casene Mağarası’ndaki o sahne... Kürt hareketi, silahları yakarak aslında tüm dünyaya bir mesaj veriyordu. Buna ek olarak 26 Ekim'de Kandil’den yapılan açıklamayla güçlerin Kuzey’den tamamen çekilmesi de var. Bu da devletin ‘güvenlik’ kaygılarını boşa çıkaran, alanı tamamen demokratik siyasete açan çok önemli bir hamleydi.”

‘MECLİS HEYETİNİN SAYIN ÖCALAN İLE OTURMASI MUHATAPLIK KRİZİNİ AŞTI’

Altan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu somut adımlara karşılık hem Kürt halkı hem de Kürt hareketi, devletten gelecek olumlu adımları haklı olarak bekliyordu. Lakin bu pek gerçekleşmedi. Devlet kanadında en somut adım kuşkusuz 5 Ağustos'ta kurulan ‘Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ oldu. Komisyonun uzun süren dinleme süreçlerini, Türkiye tarihinde ilk kez 24 Kasım'da AKP, MHP ve DEM Parti temsilcilerinden oluşan ortak bir heyetin İmralı’da sayın Öcalan ile masaya oturması izledi. Bu görüşme, devletin çözüm konusundaki resmi muhataplık krizini aştığını gösterdi. Bu, bir tabunun da yıkılmasıydı aynı zamanda.

Ancak bugün, yani bir yılın sonunda ‘Elde ne var?’ diye sorduğumuzda şunu görüyoruz ki, 18 Şubat'ta açıklanan Meclis raporu ne yazık ki beklentilerin gerisinde kalmıştır”

Devlet Bahçeli’nin 12 Eylül’de ‘Barış tek kanatlı bir kuş değildir’ sözünü hatırlatan Altan, şu değerlendirmeyi yaptı: “Abdullah Öcalan, yaptığı çağrıyla birinci kanadı taktı; PKK kendini feshederek ve silahları yakarak bu kanadı çırpmaya başladı. Ancak barışın uçabilmesi için gereken ikinci kanat, yani devletin atacağı ‘Demokrasiye geçiş yasaları’, anayasal güvenceler ve hak iadeleri halen havada asılı duruyor.

Yani birinci yılın sonunda silahlar sustu, provokasyonların önüne geçildi ve Kürt tarafı tüm yükümlülüklerini yerine getirdi. Fakat bugün Barış ve Demokratik Toplum Süreci halen pratik bir muhatap ve yasal bir zemin arıyor. Eğer Meclis bu raporu bir temenni metni olmaktan çıkarıp bir yol haritasına dönüştüremezse, ne yazık ki bu tarihi fırsatın heba olması riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.”

‘ROJAVAYA YÖNELİK SALDIRILAR SÜRECİ TEHLİKEYE SOKAR’

Rojavayê Kürdistan’a yönelik saldırılar ve Türkiye’nin bu saldırıların içinde yer almasının çözüm sürecini tehlikeye soktuğunu vurgulayan Altan, şunları söyledi: “Şunu belirtmekte yarar var: Evet, Suriye’de Rojava yönetimi ile Şam geçici hükümeti arasında bir anlaşma sağlandı; ancak bu, bazı yönleriyle kırılgan bir anlaşma. Elbette bunun birçok nedeni var. Fakat bunlara çok takılmadan Kürtlerin daha güçlü bir irade ortaya koyması gerekiyor. Çünkü Rojava’daki durum, bir bütünen Kürtleri etkilemekte; en çok da Kuzey Kürdistan’ı.

Hatırlamak gerekiyor: Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de Sayın Öcalan’ın başlattığı ve halen yürüyen bir süreç var. Bu ne vakit ciddi bir tehlikeye girdi? Elbette Ocak ayında Rojava ile yaşanan gelişmelerden sonra. Çünkü Türkiye birebir bu sürecin içerisinde. Türk devleti burayı bir beka meselesi olarak görüyor. Orada Kürtlerin statü sahibi olmaması için yoğun çaba gösterdi. Nihayetinde orada bir çözüm ve anlaşma sağlandı ve Türkiye’de bunu kabul etmek zorunda kaldı. Ancak bu, girişimlerini sürdürmeyeceği anlamına gelmez.

Elbette böylesi bir olumsuz durumdan çözüm süreci direkt etkilenir. Çünkü bir süredir Sayın Öcalan, süreci bozmaya dönük bir yaklaşımın olduğunu dile getiriyor. Rojava’ya yönelik saldırılar başladığında da benzer bir değerlendirme yapmıştı. Bunu bir komplo olarak değerlendirmişti.”

‘ROJAVA KIRMIZI ÇİZGİMDİR’

Altan, Önder Apo’nun Rojava’yı ‘kırmızı çizgisi’ olarak nitelendirdiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Yani Kürtler oradaki statüden geri adım atmayacaktır. Türkiye’nin duruma gereğinden fazla müdahale etmesi, sürecin yürümesini istemediği anlamına gelir ki bu da hiç kimsenin istemediği bir sonucu ortaya çıkarır. Aslında ilgili adımların atılmamış olması da süreci böylesi kırılgan bir hale getiriyor. Ancak Rojava mevzusu daha derinlemesine bir gerekçe. Bu nedenle herkesin bu konuda daha dikkatli olması gerekiyor.”

‘İKİNCİ AŞAMADA DEVLETİN ATMASI GEREKEN ADIMLAR VAR’

Önder Apo’nun ‘Birinci aşama bitti, ikinci aşamaya geçtik’ açıklamasına da değinen Serdar Altan, “Bu, şu anlama geliyor: Sayın Öcalan, tüm engelleme ve sürecin enfekte olma haline rağmen süreci ilerletme çabası içerisinde. Bugüne kadar birçok kez tıkanma noktalarında ön açıcı bir rol oynadı ve süreci ilerletmeyi başardı.

Şunu unutmayalım: Sayın Öcalan, olaya stratejik bakıyor ve barışı sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda Özgürlük Hareketi’nde de bir değişimi sağlama çabası içerisinde. Kürtlere yeni bir model sunuyor. Yine Ortadoğu’da halklar arası bir barış mesaisi harcıyor. Suriye’deki kaosa müdahalesi buna bir örnektir” dedi.

Altan, ikinci aşamanın bir entegrasyon süreci olarak tarif edilebileceğini ve bunun sağlanması için de devletin atması gereken adımlar olduğunu kaydederek, şunları ifade etti: “Aslında bunu adım atmak olarak değerlendirmemek gerekiyor. Sonuçta bu bir müzakere süreci ve taraflar, kendilerinden beklenenden ziyade konjektürel olarak planlamalar yapar. Şöyle görmek gerekiyor: Oluşacak bir barış ortamı Türkiye’nin işine yarar mı? Yarar. Silahların susması ve meselenin siyasi zeminde konuşulması kimseye zarar vermez. O vakit ne yapılması gerekiyorsa acilen yapılması gerekiyor. Bu nedenle Türk devletinin, ödevini bir an önce yerine getirmesi gerekiyor.”

‘ÖCALAN’IN BELİRTTİĞİ ÖZGÜRLÜK YASALARINA ODAKLANMALIYIZ’

Serdar Altan, atılması gereken adımları ise şöyle değerlendirdi: “Atılması gereken adımlar nedir derseniz; aslında skalası geniş bir konu. Ancak biz, Sayın Öcalan’ın tarifiyle ‘özgürlük yasaları’ denilen olaya odaklanmalıyız. Bunlar gerçekleşecek mi, gerçekleşmeyecek mi? Buna bir karar verilmesi gerekiyor. Meclis komisyonu, yetersiz de olsa raporunu sundu. Bu çerçevede, orada geçen tavsiyeler de göz önünde bulundurularak Meclis’in toplanıp bu yasaları bir an önce çıkarması gerekiyor.

Gerisi zaten demokratikleşme adımları diye tariflediğimiz hususlar; onlar da zaten süreç içerisinde doğalında gerçekleşmesi gereken kısımlar. İşte kayyımlar meselesidir, siyasetçilerin tahliyesidir, siyasetin demokratikleşmesidir vb. Bu noktadan sonra Kürtler en ufak bir geri adımı kabul etmeyecektir. Sayın Öcalan da bunun çabası içerisindedir.”