27 Şubat 2025’te Önder Apo, İmralı tecrit ve işkence sistemine rağmen üstlendiği tarihi misyon ve sorumlulukla yüzyıllardır çözüm bekleyen Kürt sorunu için tarihi bir çağrıda bulundu.
Önder Apo’nun “Barış ve Demokratik Toplum” adlı çağrısı Türkiye’de yepyeni bir sürece kapı aralarken hemen akabinde çok daha cesur ve ileri bir adım olarak PKK’nin silahsızlanması çağrısıyla sürece yeni bir aşama kazandırdı. Bu, sürecin yasal ve siyasi çerçevesini belirleyen önemli eşiğin aşılması için tarihi bir adımdı. Önder Apo’nun bu tarihi çağrılarına karşılık PKK, sürecin gelişimi için üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğunu ve Önder Apo’ya tam bağlılık temelinde bu tarihi adımı desteklediklerini belirtti.
PKK bununla da sınırlı kalmadı. 5-7 Mayıs tarihleri arasında bir araya gelen PKK yönetimi, PKK’nin fesih kararını 12 Mayıs’ta kamuoyuna duyurdu. Mayıs ayından kısa bir süre sonra ise yine Önder Apo’nun çağrısının bir gereği olarak 11 Temmuz tarihinde KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, PKK yönetiminden Behzat Çarçel ve Tekoşîn Ozan öncülüğünde 15’i kadın 15’i ise erkek 30 PKK gerillasından oluşan bir grup silahlarını kamuoyu önünde yakarak sürecin yeni bir aşamasına giriş yaptı.
Önder Apo ve PKK’nin sürecin selameti açısından tek taraflı geliştirdiği bir barış adımı da Ekim ayında geldi. 26 Ekim tarihinde Kuzey Kürdistan’dan Medya Savunma alanlarına yeni ulaşmış bir grup gerillayla birlikte basının karşısına geçen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Türkiye’deki silahlı grupların Güney Kürdistan alanına çekilmesi kararını açıkladı.
PKK, 27 Şubat tarihinden Ekim ayına kadar geçen sürede barış için dönüm noktası denilebilecek tarihi adımlar atarken, geçen bir yıllık süre zarfında AKP-MHP iktidarı tarafından güven artırıcı ve süreci ilerletecek somut bir adım atılmadı.
27 Şubat’taki Önder Apo’nun tarihi çağrısı ardından PKK’nin inisiyatifiyle atmış olduğu bu adımlar Türkiye’ye olağan dışı bir süreç yaşattı. Bir yandan bu adımlar barışa dair umutları büyütürken, AKP ve MHP yönetimindeki Türk devletinin kayıtsızlığı kaygıları derinleştirdi. Yeni döneme dair PKK’nin attığı bu adımlara karşılık verilmezken geçen sürecin en bildik anti-demokratik ve faşizan uygulamaları olan kayyum ve irade gaspı, topluma yönelik anti demokratik uygulamalar devam etti.
TOKALAŞMA VE ‘YENİ DÖNEM’ MESAJI
1 Ekim 2024’te TBMM’nin 28. Dönem 3. Yasama Yılı açılışında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve milletvekilleriyle tokalaştı. Bu hareket, başlayan sürecin ilk işareti olarak sembolleşti. Bahçeli aynı gün yaptığı açıklamada, “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde barışı sağlamak lazım” ifadelerini kullandı.
DEM Parti cephesinden gelen ilk açıklamalarda, mesajın “anlamlı” olduğu belirtilirken, kalıcı çözüm için somut adımlar atılması gerektiği ifade edildi.
BAHÇELİ’DEN ÖNDER APO’YA ÇAĞRI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti sıralarına giderek tokalaşması sürecin startı anlamına geldi. Ezber bozan bu tokalaşma ardından 8 Ekim’de MHP Grup Toplantısında Bahçeli, DEM Parti ile tokalaşmasının “milli birlik ve kardeşlik” mesajı taşıdığını söyledi. 22 Ekim’de Bahçeli bu çağrıyı daha ileri taşıyarak Önder Apo üzerindeki tecridin kaldırılması ve TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşma yapması önerisini gündeme getirdi; ayrıca “umut hakkı” düzenlemesi için yasal zemin oluşturulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Bu çağrının ardından 43 ay süren görüşme yasağından sonra İmralı’da ilk aile görüşmesi gerçekleşti. DEM Parti Riha Milletvekili Ömer Öcalan, amcası Önder Apo ile görüştüğünü duyurdu. Önder Apo’nun, “Koşullar oluşursa süreci çatışma zemininden hukuki ve siyasi zemine çekebilirim” mesajını paylaştı.
KAYYUM GÖLGESİNDE DİYALOG MESAJLARI
Süreç boyunca bir yandan İmralı temasları ve siyasi parti ziyaretleri sürerken, diğer yandan DEM Partili belediyelerin gaspına devam edildi.
Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınması ve görevinin gasp edilmesiyle başlayan süreçte; Mêrdîn, Êlih, Xelfetî, Dersim, Miks (Bahçesaray), Akdeniz, Sêrt, Wan ve Qaxizman belediyeleri de gasp edildi. DEM Parti yöneticileri “Hem barış hem kayyum olmaz” diyerek uygulamalara tepki gösterdi.
İMRALI HEYETİ VE MECLİS TURLARI
28 Aralık 2024’te DEM Parti milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan, İmralı’da Önder Apo ile görüştü. Önder Apo’nun “Türk-Kürt kardeşliğini yeniden güçlendirmek tarihi sorumluluktur” mesajı kamuoyuna açıklandı.
Ocak 2025 boyunca DEM Parti İmralı Heyeti; MHP, AKP, CHP ve diğer siyasi partilerle TBMM’de görüşmeler yaptı. 18 Ocak’ta Erdoğan, sürecin “nihai aşamasına yaklaştığını” belirtti. 22 Ocak’ta İmralı’da ikinci görüşme gerçekleşti ve Önder Apo’nun hazırlıklarını sürdürdüğü açıklandı. Şubat ayına gelindiğinde DEM Parti yönetimi, Önder Apo’nun “tarihi bir çağrı” yapacağını duyurdu.
27 ŞUBAT: BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISI
27 Şubat 2025’te DEM Parti heyeti İmralı’da Önder Apo ile üçüncü görüşmesini gerçekleştirdi. Bu görüşme ardından İstanbul’da kamuoyuna açıklanan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nda Önder Apo şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu irade ve diğer siyasi partilerin olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”
Bu çağrı, 1 Ekim’deki tokalaşmayla başlayan sürecin en kritik eşiği olarak değerlendirildi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, ağır tecrit koşullarında tutulduğu İmralı’dan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı yaparak PKK’nin silah bırakması ve örgütün kendini feshetmesi gerektiğini ilan etti. Bu çağrı, şiddetin sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin öncelik kazanması vurgusuyla toplum ve siyasi aktörler arasında yeni bir süreç başlattı.
MAYIS-TEMMUZ 2025: 12. KONGRE VE SİLAHLARIN YAKILMASI
5-7 Mayıs tarihleri arasında bir araya gelen PKK yönetimi PKK’nin 12. Kongresini gerçekleştirerek tarihi “silah bırakma ve örgütün feshi kararı” aldı ve bu kararını 12 mayısta ilan etti. PKK’nin bir dönüm noktası niteliğinde olan 12. Kongresi’nde sürece ve yeni döneme ilişkin çok önemli tespitler yapıldı ve tarihi kararlar alındı.
“PKK ADIYLA YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR SONLANDIRILDI”
PKK’nin Olağanüstü 12. Kongresi, PKK mücadelesinin, Kürt halkı üzerindeki inkâr ve imha siyasetini parçaladığını, Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözme noktasına getirdiğini, bu yönüyle PKK’nin tarihi misyonunu tamamladığını değerlendirdi.
PKK 12. Kongresi, pratikleşme sürecinin Önder APO tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yönteminin sonlandırılması kararlarını alarak PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı.
KÜRT-TÜRK İLİŞKİLERİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİ KAÇINILMAZDIR
Kongre’de sürecin tarihsel geçmişine dair yaptığı tespitler de çarpıcıydı. Kürt-Türk savaşının Önder APO’nun büyük fedakarlıkları ve çabaları sayesinde engellendiği belirtilirken devamla şu ifadelere yer verildi; “İmralı işkence ve soykırım sisteminde tutulmasına karşın Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollardan çözme yönündeki ısrarını sürdürdü. Önder Apo Kürt-Türk ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan Antlaşmasının ve 1924 Anayasasının öncesini referans alarak, Ortak Vatan ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve Demokratik Ulus anlayışını Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi.”
HALKIMIZ PKK’Yİ FESHETME VE SİLAHLI MÜCADELEYİ SONLANDIRMAYI HERKESTEN İYİ ANLAYACAK
Açıklama demokratik mücadele dönemine de değinilerek Kongre’de 52 yıldır Önderlik ve PKK yürüyüşüne büyük bedeller pahasına katılarak, inkâr ve imha siyasetine, soykırım ve asimilasyon politikalarına karşı direnen onurlu Kürt halkının, barış ve demokratik toplum sürecini daha bilinçli ve örgütlü biçimde sahip çıkacağı demokratik toplum inşası temelinde demokratik mücadele döneminin görevlerine bağlı kalacağı vurgulandı.
‘HERKESİ BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİNE KATILMAYA ÇAĞIRIYORUZ’
PKK’nin fesih ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırma kararının alındığı 12. Kongre’de, bu adımın kalıcı barışa ve demokratik çözüme güçlü bir zemin sunacağı; söz konusu kararların uygulanmasının Önder APO’nun süreci yürütüp yönlendirmesini, demokratik siyaset hakkının tanınmasını ve sağlam, bütünlüklü bir hukuki güvenceyi gerektirdiği belirtildi.
PKK’nin 12. Kongresi’nde hükümet ve ana muhalefet partisi başta olmak üzere mecliste temsili bulunan tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, din ve inanç toplulukları, demokratik basın kuruluşları, kanaat önderleri, aydınlar, akademisyenler, sanatçılar, işçi-emekçi sendikaları, kadın-gençlik örgütleri, ekolojist hareketleri sorumluluk altına girerek barış ve demokratik toplum sürecine katılması çağrısı yapıldı.
CASENÊ MAĞARASI VE TARİHİ AN
Tarihi fesih kongresi sonrası ezber bozan yeni tarihi adım bu kez 11 Temmuz 2025’te gerçekleşti. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) bağlı Silêmani’nin Dukan ilçesi kırsalındaki Şikefta Caseneyê (Casene Mağarası) bölgesinde ‘silah bırakma’ töreni gerçekleştirildi. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat ve PKK Merkez Komite Üyesi Nedim Seven yaptıkları Türkçe ve Kürtçe açıklamalarla, devleti, sürece ilişkin yasal düzenlemeleri yapmaya çağırdı. Bundan sonraki aşamada mücadeleye “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” ismiyle yasal zeminde devam edeceklerini vurguladı. Ve açıklamaların ardından 30 kişilik gerilla grubu silahlarını yakarak Önder Apo’nun tarihi çağrısına cevap verdi.
Bu adımlar, tüm dünya kamuoyunda 27 yıldır tecrit altında olan Önder Apo’nun çağrısını takip eden önemli somut adımlar olarak kayda geçti. Önder APO’nun hem PKK hareketi hem Kürt halkı üzerindeki belirleyici etkisini de gözler önüne serdi.
TBMM’DE MİLLİ DAYANIŞMA, KARDEŞLİK VE DEMOKRASİ KOMİSYONU
27 Şubat tarihi çağrısı ve PKK’nin 12. kongre sonrası aldığı kararla silahların yakılmasının ardından Ağustos 2025 tarihinde yine Önder APO’nun yoğun ısrar ve mücadelesinin bir sonucu olarak TBMM’de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu ve resmi çalışmalarına başladı. Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında, TBMM’de temsil edilen 11 siyasi partiden 51 üye 'Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nunda bir araya geldi. Komisyonun hedefi, PKK’nin kendini feshetmesi ve silah bırakması sonrası toplumsal barış, demokratik reformlar ve yasal çerçeveler oluşturmaktı.
TBMM komisyonu Ağustos 2025 ile Şubat 2026 tarihleri arasında 21. toplantısını gerçekleştirdi. 21. toplantı, 18 Şubat 2026’da rApor taslağının oylandığı oturum oldu. Komisyon geçen süre zarfında başta Barış anneleri ve Cumartesi Anneleri olmak üzere 137 kurum ve kişiyi dinledi. Yapılan toplantılarda Adalet, Savunma, İçişleri ve Dışişleri Bakanları da bilgi verdi. 4199 sayfa tutanak tutuldu. Kürt sorununun demokratik çözümü üzerine çalışan Komisyon, 5 Ağustos 2025 ile 18 Şubat 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 21 toplantıda, 91 saat çalıştı.
38 Komisyon üyesi söz alarak, Kürt sorununun çözümü ve ülke gündeminden tamamen çıkartılması amacıyla toplumsal duyarlılığın artırılması, kardeşlik, özgürlük, demokrasi ve adalet başta olmak üzere çeşitli konularda görüş ve tekliflerini dile getirdi.
MECLİSTE “KÜRTÇE” KRİZİ
Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, İHD, MAZLUM-DER, Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı ve İHH temsilcilerinin dinlendiği komisyonun 5. toplantısında Barış Annelerinden Nezahat Teke'nin Kürtçe konuşmasının engellenmesi tepkilere neden oldu. DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş ve CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun defalarca "biz çeviririz" önerisine rağmen annelerin Kürtçe konuşmasına izin verilmedi. Kürt dilbilimci Zana Farqînî komisyonda annelerin Kürtçe konuşamamasını eleştirerek Kürt sorununa çözüm bulmak amacıyla kurulmuş bir komisyonda bu sorunun yaşanmasının sürecin samimiyetine zarar verdiğini belirtti. Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Remziye Alparslan, anadilinde konuşamama sorunun Türkiye'nin başlıca sorunlarından olduğunu ve bunun doğrudan komisyona yansıdığını söyledi. Komisyonun bu tutumu, süreç karşısındaki samimiyetin sorgulanmasına yol açan bir tavır olarak tarihe geçti.
PKK, TÜRKİYE’DEN SİLAHLI GÜÇLERİNİ ÇEKME KARARI ALDI
Türkiye meclisi sürecin ilerletilmesi adına 15. toplantısını da gerçekleştirdikten sonra Kürt Özgürlük Hareketi’nden tarihi bir karar daha geldi. 26 Ekim 2025’te PKK yönetimi, "Barış ve Demokratik Toplum" süreci kapsamında Türkiye'deki silahlı güçlerini Medya Savunma Alanlarına geri çektiğini duyurdu. PKK'nin Mayıs ayında kendini feshetmesinin ardından açıklama Kürt Özgürlük Hareketi Yönetimi adı altında yapıldı.
Kürt Özgürlük Hareketi Yönetimi açıklamasında "Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık olan Türkiye'deki tüm güçleri geri çekme işlemini" gerçekleştirmekte olduklarını söyledi. Açıklamada, kararın Önder Apo’nun onayı ile alındığı vurgulandı.
KOMİSYON İMRALI’YA GİTTİ
Komisyon üyeleri 21 Kasım’da yaptığı 18. toplantısında çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulunduktan sonra, uzun süren tartışmaların ve Önder Apo’nun tavrı karşısında mecbur kalarak AKP, MHP ve DEM Parti’nin komisyon üyelerinden oluşan bir meclis heyeti İmralı’ya giderek Önder Apo ile görüşme gerçekleştirdi ve Önder Apo’nun süreç ve komisyona dair görüşleri alındı. 4 Aralık’ta yapılan 19. toplantıda Önder Apo ile görüşen komisyon üyesi milletvekillerinin gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin özet notu okunarak, komisyonun bilgisine sundu.
ORTAK RAPOR KABUL EDİLDİ
Toplantıda Komisyonun çalışma süresinin iki ay daha uzatılması oy birliği ile onaylandı ve 18 Şubat 2026 tarihinde yapılan 21. toplantı ile ortak rapor kabul edildi.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, 47 kabul, 2 ret, 1 çekimser oy kullanılan oylamada nitelikli çoğunlukla kabul edildi. Komisyonda yer alan TİP Milletvekili Ahmet Şık ve EMEP Milletvekili İskender Bayhan rapor için ret oyu verirken CHP İstanbul Milletvekili eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi çekimser oy kullandı. Rapor, siyasi haklar, ifade özgürlüğü genişlemesi ve siyasi katılım süreçlerini içerdi. Bu rapor, süreci yasama zeminine taşımak açısından önemli bir aşama oldu.
Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısı, PKK’nin Mayıs, Temmuz ve Ekim aylarındaki dönüm noktası olacak bu tarihi adımlarına rağmen Türk devletinin sürecin ilerletilmesine dönük adımları 21 komisyon toplantısının ötesine gitmedi.
İNKAR VE İMHA SİYASETİNİN ALIŞKANLIKLARI AŞILAMADI
Türk devleti yapılan kimi açıklamaların ötesine geçmezken, bazı söylemlerle gelişen süreci zora sokucu şartlara bağlanmaya çalıştığı anlaşıldı. Uzun bir süre MHP’nin bu çıkışı karşısında AKP’nin ve özellikle Erdoğan’ın tavrı belirsizliğini korurken, iç siyasette oy ve taban kaygılarının öne çıktığı ve Kürt sorununa klasik yaklaşım olan inkâr ve imha siyasetinin alışkanlıklarının aşılmadığı görüldü.
Tüm Kürt halkının ve kamuoyunun beklentisi olan “Umut Hakkı’nın sürecin mimarı olan Önder Apo için uygulanması ve 27 yıllık İmralı tecridinin sonlandırılması başta olmak üzere hasta ve siyasi tutsakların serbest bırakılması, yasal ve anayasal düzenlemelerin yapılması ve en nihayetinde Kürt halkının en temel haklarının anayasal güvenceye alınmasına ilişkin şu ana kadar olumlu ve gözle görülür bir adım atılmış değil. Türk devleti ve AKP-MHP iktidarı Önder Apo’nun tarihi çağrısı ve PKK’nin kararlarına rağmen parlamentoda ve sahada şu ana kadar güven arttırıcı hiçbir adım atmadı.
ÖNDER APONUN GÖRÜŞLERİ SÜRECE YÖN VERDİ
Yeni sürecin nasıl gelişeceği, ne gibi aşamalardan geçeceği, nasıl bir takvime kavuşacağı ile ilgili soruların cevabına tüm toplumsal çevreler İmralı’dan gelen açıklamalarla kavuştu. Süreç her ne kadar sembolik bir tokalaşmayla özdeşleşse de bu sürecin zemini İmralı’da hazırlandı ve Önder Apo’nun inisiyatifinde büyük fedakârlık ve cesaretle atılan adımlarla bugüne taşındı. Atılan tüm adımlar ezber bozdu, yeni umutlar yarattı ve Türkiye siyasetine pozitif ivme kattı. İmralı’da gelişen sürecin altyapısını oluşturan düşünsel çalışmalar da bu sürecin en etkili ideolojik düşünsel hazırlığını ifade etti. Böylelikle çok sıklıkla söylenen “böyle bir süreci ancak ve ancak Önder Apo’nun gerçekleştirebileceği” söylemi herkesçe kabul gören bir hakikate dönüştü.
Tüm bu hassas eşiklerin aşılması ve krizlerin çözülmesinde İmralı’da yürütülen görüşmeler trafiği de etkili oldu. Önder Apo’nun nefes nefese sürdürdüğü bu çalışma süreci çok sayıda görüşmeyle sonuçlandı.
Ömer Öcalan’ın gerçekleştirdiği ilk toplantıdan sonra İmralı Heyeti adıyla ilk ziyaret Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan tarafından 28 Aralık 2024 yılında yapıldı. 28 Aralık 2024 ile Şubat 2026 tarihleri arasında Önder Apo ile İmralı’da 13 görüşme gerçekleşti. Yapılan tüm görüşmelerde de Önder Apo’nun fikirleri ve yol açıcı önerileri sayesinde süreç bugüne geldi. Yapılan görüşmelerde Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ile birlikte DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, siyasetçi Ahmet Türk, DEM Parti Milletvekilleri Mithat Sancar ile Cengiz Çiçek ve Asrın Hukuk Bürosu avukatı Faik Özgür Erol da yer aldı.
ÖNDER APO İÇİN “UMUT HAKKI”
Bu geçen zamanda önemli bir konu da Kürt halkının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014’te Önder Apo hakkında verdiği “umut hakkı” kararının uygulanması talebiyle Kürdistan ve Türkiye’de yaptığı eylemlerdi. Kürt halkı ve onun örgütlü kurumları sürecin başarısı için bu hakkın acilen uygulanması konusunu hayati buldu ve bu talebi Önder Apo’nun özgürlüğünün gerekliliğini haykırarak dile getirdi. Konu ile ilgili DEM Parti Hukuk Komisyonu, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “umut hakkı” kararına ilişkin yaptığı açıklamada Önder Apo’nun umut hakkının bir an önce uygulanması gerektiğini belirtti. Ulusal ve Uluslararası İnsan Hakları Savunucuları ve Hukuk dernekleri Önder Apo’ya Umut Hakkı’nın uygulanması için çağrılarda bulundu. Meclis bünyesinde kurulan Komisyon ve hazırlanan raporda her ne kadar “Umut Hakkı” doğrudan yer almasa da AİHM kararlarının uygulanması başlığı altında konuya yer verildi. Başta DEM Parti olmak üzere Demokratik tüm kesimler Umut Hakkı’nın uygulanması için yasal ve hukuki bir düzenlemenin olmasına gerek kalmadan bu hakkın uygulanması gerektiğini belirtiyor ve konu ile ilgili atılacak sonum adımları bekliyor.
TARİHİ ÇAĞRIYA RAĞMEN TÜRKİYE’NİN ROJAVA BAHANESİ
Bu süreç sadece Türkiye’deki iç politik gelişmeleri değil, Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) ile paralel gelişmeleri de kapsadı. Türk devletinin Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve MİT Başkanı Önder Apo’nun tarihi çağrısı ve PKK’nin somut adımlarına rağmen pratikte ve sahada gözle görülür hiçbir somut adım atmayarak Rojava’nın statüsünü bahane edip süreci sabote etmeye dönük girişimlerin içine girdi. Özellikle işgalci Türk devleti savunma ve Dışişleri bakanlarının bu süreçte sürekli Geçici Hükümetin başındaki Colani ile görüşmesi, Suriye Rejimini Kürt düşmanlığı üzerinden dizayn etme çabaları, Rojava ve Kürt halkının uzun yıllardır ağır bedeller ve fedakarlıklarla elde ettiği kazanımları hedef almaya itmesi Türkiye’de başlayan süreci kritik bir eşiğe getirdi.
ROJAVA’YA SALDIRILAR BAŞLADI
İşgalci Türk devleti ve onun desteklediği Şam yönetiminin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyonları uzun süre devam etti. Bu kapsamda Kobanê, Minbic ve Tişrîn Barajı gibi kritik noktalarda saldırılar oldu; sivil kayıplar yaşandı ve altyapı tahrip edildi. Bu saldırılar, Önder Apo’nun tarihi 27 Şubat çağrısından hemen önce başlayan çatışmaların bir parçasıydı.
HTŞ, DAİŞ ile QSD ARASINDA ÇATIŞMALAR
HTŞ, DAİŞ ve işgalci Türk devleti ile Suriye Demokratik Güçleri (QSD) arasında çatışmalar patlak verdi. Halep’in Kürt mahalleleri olan Eşrefiyê ve Şêxmeqsûd başta olmak üzere geniş bölgelere HTŞ, DAİŞ ve işgalci Türk devleti tarafından saldırılar yapıldı ve çatışmalar büyüdü. HTŞ, DAİŞ ve işgalci Türk devleti, Kuzey ve Doğu Suriye kontrolündeki pek çok stratejik bölgeye kapsamlı bir saldırı başlattı ve çatışmalar Fırat’ın doğusunu hedef alır hale geldi. Bu, bölgenin kontrolü ve entegrasyonu konusunda gerilimli bir döneme işaret etti.
18 OCAK SEFERBERLİK ÇAĞRISI VE ONUR SAVAŞI
Bu kapsamlı ve uluslararası boyutu olan saldırı planına karşı Özerk Yönetim, Fırat’ın doğusunda 18 Ocak tarihinde seferberlik ilan etti. Yönetimin seferberlik ve Onur Savaşı çağrısına Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın her yerinden karşılık geldi. Bakur, Başûr, Rojhilat ve Rojava başta olmak üzere Kürtler ve dostları dünyanın her yerinde günlerce alanlarda Devrimci Halk Savaşına destek verdi.
Sınırları ortadan kaldıran halk, Rojava’ya geçti. Rojava’daki kazanımların korunması için tüm Kürtler yönünü Rojava’ya döndü ve adeta Rojava etrafında etten bir duvar ördü.
Çetelerin Rojava’ya dönük saldırıları devam ederken QSD Genel Komutanı Mazlum Abdî, saldırıların durdurulması ve Kürt halkının katliamlarla karşı karşıya kalmasının önüne geçmek için yoğun bir diplomasi trafiği sürdürdü. Geçici hükümet ve QSD arasındaki çatışmalar zaman zaman durdu ancak ateşkesler kalıcı çözüme dönüşmedi ve saldırılar devam etti.
29-30 Ocak 2026 tarihinde QSD ile geçici Şam hükümeti arasında yeni bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın arkasında Önder Apo’nun müdahalesi vardı. Rojava’ya gönderdiği iki mektupla yaşanan müzakere sürecine müdahalede bulunan Önder Apo, savaş ve saldırıların önüne geçerek ortak bir yaşamın Suriye ve Rojava’da kurulmasına bir şans yarattı.
Tüm bu yoğun gelişmeler içinde diplomatik alanda yaşanan kimi önemli gelişmeler Rojava’da yaşanan sürecin okunmasında yeni parametreler ortaya çıkardı. 29 Ocak Anlaşmasının ardından Almanya’nın başkenti Münih’te gerçekleştirilen Güvenlik Konferansına Rojava Kürtleri adına QSD Genel Komutanı Mazlum Abdî ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Îlham Ahmed katıldı. Her iki isim de yaptıkları görüşmelerle uluslararası arenada diplomatik olarak Kürtlerin gündem haline gelmesini sağladı. Rojava’da yaşanan süreci görünür kılan, çeşitli çevrelerin Kürtlere desteğinin yinelenmesine yol açan bu görüşmeler, sorunun çözümünde gerekli olan kimi garantörlükleri de gündeme koydu. Ayrıca bu görüşmeler herkesçe Suriye’nin geleceği konusundaki Kürtlerin önemli bir muhataplık olarak konumunu sürdürdüğünü hatırlattı.
Sonuç olarak 27 Şubat’ta Önder Apo’nun başlatmış olduğu süreç, başta Türkiye olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının ortak bir şekilde eşit ve demokratik bir toplumda yaşamasına kapı araladı ve yeni bir çözüm seçeneği olarak gündeme geldi.
Tarihi çağrının yıl dönümünde başlangıcından bugüne dek sürecin adım adım Önder APO’nun çabalarıyla yürüttüğü ortaya çıkarken Türk devletinin bu tarihi adımlara karşılık henüz hiçbir sınavdan geçemediği, hiçbir güven arttırıcı adıma yönelmediği görüldü. Gözler samimi ve gerçekçi adımlar, yasal ve hukuki düzenlemeler için Türk devletine çevrilmişken yaklaşan baharın sıcak gelişmeleri beraberinde getirebileceği, sürecin geleceğinin bu zamanlar içinde netleşeceği bekleniyor.