Önder Apo’nun ulusal birlik fikriyatı: İlk adımla başlayan bir arayış

Önder Apo, ulusal birlik fikrini yeni ortaya atmadı; ulusal birlik ve bu birliğin nasıl şekilleneceği, Özgürlük Hareketi’nin doğuşunu sağlayan etmenlerden biri oldu.

ÖNDER APO

Kürt ulusal birliği artık daha açık, daha net ve daha yakıcı bir gündem olarak karşımızda duruyor. Özellikle dört parçada ve dünyanın her yerinde yaşayan Kürt halkının ulusal birlik talebinin yakıcı bir şekilde hissedildiği bu günlerde, Kürdistan özgürlük mücadelesi çıkış amaçlarından birini daha başarmanın arifesine geldi. Bugün Kürt realitesi bir daha inkar edilemeyecek şekilde tanınmış; Apocu geleneğin yetiştirdiği devrimci liderler, dünya siyaset arenasında Kürt halkını temsil eder düzeye geldi.

Halep’te’ 6 Ocak’ta başlayan soykırım saldırıları ve sonrasında Kürt halkının olduğu her yerde yaşanan büyük direniş süreci, Kürt halkı ve Kürt örgütleri içerisinde ulusal birlik tartışmalarını ve birliğin önemini yeniden hatırlattı. Sadece dört parça Kürdistan’da değil, dünyanın her yerinde yaşayan Kürtlerin büyük bir irade beyanı göstererek sahiplendikleri süreç, uluslararası güçlerin soykırım hayallerinin tersine bir ulusal birlik ruhuna dönüştü. Sonrasında ise bu ruha yönelik büyük bir saldırı dalgası başladı.

Önder Apo yıllar önce, “Kürtlerin varlığını kanıtlamak için belki de kapitalist modernite bağlamında son iki yüzyılda hiçbir toplumsal varlığın yaşamadığı şiddette, içerik ve biçimde baskılar, inkarlar ve imhalar yaşandı. Kültürel ve fiziki soykırımlar uygulandı. Ana mekanlarında (Kürdistan) gerek fiziki parçalama gerekse kültürel (zihnen) parçalama ve yok sayma için her tür zor ve ideolojik araç devreye sokuldu. Denilebilir ki kapitalist modernitenin soykırıma varana dek uygulanmayan hiçbir baskı ve talan mekanizması kalmadı” derken, aslında Kürtlerin ulusal bir bilince kavuşmasının önemine de değiniyordu.

ULUSAL BİRLİK BİR ZORUNLULUKTUR

Bugün Kürt parti ve örgütleri de artık bir ulusal birliğin oluşması gerektiğini daha net bir biçimde görmüş durumda. Yıllardır Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin çabaladığı ve girişimlerde bulunduğu ulusal birlik talebi, bugün tüm Kürt halkının talebi olarak karşımıza çıkıyor. Rojava’da inşa edilen, Önder Apo’nun ideolojisinin pratikteki yansıması olan sistem, Kürt halkı tarafından kabul edilen, benimsenen ve uğruna direnilen bir model haline geldi.

Savaşın şiddetinin zirveye ulaştığı 90’larda Önder Apo, ulusal birlik tanımını şöyle yapıyordu: “Ulusal birlik kavramı, söylenince bazen yanlış anlaşılıyor; sanki irili ufaklı örgütlerin bir cephe şeklinde birleşmesini düşünme var. Bu da var ama bundan önce Kürt halkının, halk olarak birliğini sağlamaktır. Yani bir ulus olduğunun farkına varmak ve o ulus olmanın gereği olarak mücadele edilen mecraya girmiş olmasını sağlamak. Ulusal birlikten daha çok bunu anlamak gerekir. Yoksa birkaç örgütün bir araya gelme meselesi sorunu değil. Halkın artık ulus olma şuurunu elde etmiş olması ve varolan yurdunun her yönlü mücadelesinin hizmetine girmiş olmasını kavramış olmasıdır.”

Aslında bu sözler, Kürt halkının sadece farklı düşüncelerdeki örgütlerinin bir araya gelmesinin tasarlanmadığını; bir halk olarak hareket etmesinin ve artık bir ulus bilinci içerisinde düşünmesinin gerekliliğini anlatıyordu. Uluslararası güçlerin dört parçaya böldüğü ve hiçbir biçimde statü vermediği Kürtlerin bir ulus olduklarını kabul etmesi, dünya sahnesinde yerlerini alması demektir. Son görüşmelerinden birinde özellikle “Kürtleri yaralı bırakıp kendilerine muhtaç hale getirmek istiyorlar” derken Önder Apo, yine uluslaşmanın ve ulus bilincinin oluşmasının önemine değiniyordu.

İLK MANİFESTODAN BAŞLAYARAK ULUSLAŞMA MÜCADELESİ

Önder Apo, bir çözümlemesinde ulusal sorun ve ulusal birlik üzerine düşünmeye başlamasına dair, “1970’lerde sosyalizm ile ilgilenmeye başladığımda ulusal sorun ve ulusal birlikle de ilgilendim” diye açıklar. PKK hareketinin doğuşu ve sonrasında gelişme sürecinde klasik bir sosyalist örgüt yapının çok ötesinde bir örgütlenmeye gitmesi de Önder Apo’nun ilk günden itibaren ulusal birliğin nasıl olabileceği üzerine düşündüğünü gösterir.

Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ulusal birlik üzerine açıklamaları, hareketin kuruluş yıllarına kadar uzanır. O dönem yapılan açıklamalarda ve yayımlanan çözümlemelerde, ulusal birliğin Kürt halkının mücadelesi için önemli olduğunun altını ısrarla vurgulayan Özgürlük Hareketi, buna yönelik somut adımlarını ise 1992 yılında Kürdistan Ulusal Meclisi ile atmaya başladı. İlk manifesto olarak bilinen ‘Kürdisan Devriminin Yolu’ kitabında, ulusal birlik ve bağımsızlık için atılacak ilk adım, “Sömürge halklar için bilinçli ve örgütlü bir ‘azınlık’ın önderliğinde yurtsever gençlik ve aydın hareketi geliştirilmeden ulusal bağımsızlık hareketi de gelişemez” şeklinde tanımlanmıştır.

Yine aynı eserde Önder Apo, nasıl bir ulus bilinci istendiğini şu sözlerle açıklar: “Genelde kapitalizmin uluslaştırıcı etkisinden bahsedilir. Doğrudur. Ama şu da doğrudur ki kapitalizmin egemenliği altında birçok halk ya yok oldu ya da ulusal kişiliğini yitirerek hakim ulus içinde eridi. Çoğu da uluslaşmak için kapitalist emperyalizme karşı amansız bir savaşım vermekten başka çare göremedi.”

Önder Apo’nun Kürt halkında oluşturmak için çabaladığı ve mücadele ettiği ulus bilinci, kapitalist modernitenin dayatmalarının ve tanımlarının aksine, kendi özgünlüklerini koruyan ve statü sahibi olan bir ulus bilinciydi. Özgürlük Hareketi’nin mücadele hedeflerinden biri de bu doğru bilinci yaratma girişimiydi.

‘DEVRİM HER ÜLKENİN İÇ ŞARTLARININ BİR ÜRÜNÜDÜR’

Özgürlük Hareketi’nin ilk yıllarında yapılan toplantılarda Önder Apo, uluslaşmaya yönelik şu tanımı yapıyordu: “Ulusal kurtuluş aşaması, devrimci bir yöntemle ulus olma; savaş kazanıldıktan sonra bağımsız ve demokratik bir ulus durumuna gelme aşamasıdır.”

Bugün gelinen noktada yaşanan tartışmalar ve sancılar da bu nedenledir. Elli iki yıl önce başlayan ulusal kurtuluş mücadelesi, ulus olma aşamasına gelmiş ve artık demokratik bir toplum yaratma evresine geçmiştir. Önder Apo ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin 1970’li yıllarda yaptığı bu tanım, aslında hareketin ilk günden bugüne aynı ideolojik yol üzerinde, ciddi bir gelişim göstererek ve çağın gereksinimlerine göre şekillenerek devam etmesinin göstergesidir.

Önder Apo, ilk konuşmalarından birinde “Devrim ihraç edilen bir şey değildir. Çünkü devrim her ülkenin iç şartlarının bir ürünüdür” sözleriyle, Kürdistan’da gerçekleşecek bir devrimin kendi iç dinamikleri ve dönemin şartlarına göre şekilleneceğini de vurgulamıştı.

PKK’nin Kuruluş Kongresi’nde yapılan şu tanımlama da ilk günden itibaren doğru bir ulus bilinci oluşturma hedefinin olduğunu ortaya koymaktadır: “Daha düne kadar Kürdistan’daki siyasaal yaşantı, uluslararası statünün Kürdistan’a tanıdığı siyasal statü hiçtir. Ülkemiz halkının kendisi için, kendi çıkarı için siyaset yapma, politikada ağırlığını duyurma, bu ağırlığını uluslararası arenaya taşıma düşünülmeyecek bir husustu. Kürdistan adına, Kürtlük adına sağdan soldan bazı hareketlerin, bazı kişilerin vaaz verdiğini biliyoruz. Ama bunların yaptığı politika, tanıdık olduğumuz işbirlikçi politikadır. Zorbalık görmüş, teslim alınmış bir Kürdistan’ı yansıtan bir politikadır. Direnme politikası değil, boyun eğmiş bir işbirlikçi politikadır. Ve tabii ki böyle bir politikanın ülke halkına, onun siyasal yaşamına birçok olumsuzluk dışında fazla bir değişiklik getirmesi beklenemez. “

Önder Apo’nun ulusal bilinç konusundaki ısrarı, ilk bakışta çok eleştirilmiş olsa da aslında bugün Özgürlük Hareketi’nin karakterini oluşturan demokratik sosyalizm anlayışının da temelinde olan bir ısrardır. Bu ısrar çoğu zaman Önder Apo’ya saldırmak için kullanılmış, onun aslında ulusal bir önder olamayacağı gibi düşünceler ortaya atılmıştır. Oysa ‘Sosyalizmde Israr, İnsan Olmakta Isrardır’ kitabında Önder Apo, “Şu anda ben, ‘ulusal-sınıfsal amaçlar, ölüm-kalım olmazsa ben olamam’ diyorum. Siz de beni anlamak istiyorsanız, ben her şeyden önce bir ideoloğum; temel ulusal amaçları gözetiyorum ve herkesi ulusal amaca bağlarım. Bunu söylerim, bunu gözetirim. İşte ulusal önder bu demektir ve gücümü de buradan alıyorum” der.

Önder Apo’nun düşüncesinde ulusal birlik, yaşamın ta kendisidir. Devletin ve Kürdistan Özgürlük Hareketin’e düşman kişilerin söylediklerinin aksine, Önder Apo için ulusal birlik çok önemli olup bu mücadelenin temellerinden biri olarak görülür.

Bir çözümlemesinde Önder Apo, “Kürdistan’da aşkı geliştirmek ve duyguları taçlandırmak demek, ulusal boyutu görmek demektir. Mem ve Zin deyip geçmeyelim. Aslında o da bir ulusal birlik sorunudur. Ulusal birlik ve biraz demokrasi de olsa, o feodal baba da olmasa, aslında Mem ile Zin rahatlıkla birlikte yaşayabilirlerdi ve bilinen ölüm gerçekleşmezdi. Onların yaşamını birçok yönüyle inceleyebiliriz. Ehmedê Xanê ulusal birlik istiyor. Yazar, ‘Kürt hükümdarlığı olsaydı, bunlar başımıza gelmezdi’ diyor. Kendisinde büyük bir birlik tutkusu var, onu bu destanda yansıtıyor. Ulusal birlik uğruna büyük çaba harcayıp aşkın yoluna girdiğini söyleyebiliriz. Ulusal demokratik devrimi biraz geliştirirseniz, aşkın yolunu biraz açmış olursunuz.”

ÖNDER APO’DA ULUSAL BİRLİK, KAPİTALİST MODERNİTEYE KARŞI DİRENİŞTİR

Önder Apo’nun ulusal birlik düşüncesi, klasik bir uluslaşma anlayışı ya da feodal bağlara dayalı bir birlik değildir. Bazı çevreler ulusal birlik kavramını bir devlet aygıtı kurma hedefiyle ilişkilendirse de Önder Apo’nun hiçbir zaman bu yönde bir ifadesi olmadı. Bir çözümlemesinde “PKK klasik bir sol örgüt değildir” derken de bu mücadelede ortaya çıkan adım ve kazanımların klasik tanımlarla sınırlandırılamayacağını, öyle sınırlandırmalarla anlaşılamayacağını vurgular.

Kürdistan Özgürlük Hareketi ve mücadelesi ne klasik bir sol örgüt mücadelesi ne de klasik bir direniş eksenindeydi. Bu nedenle bugün, Önder Apo’nun ideolojik dünyasının pratikteki yansıması olan Rojava, bütün Kürt halkı tarafından kabul edilen, sahiplenilen bir yerde duruyor ve halklar, Rojava’da oluşturulan yeni yaşamı kendilerine ilham alır.

1993 yılında yaptığı başka bir değerlendirmesinde ise Önder Apo, şu ifadeleri kullanır: “Güneyli güçlerin ve bütün Kürdistan güçlerinin genel bir çatı altında bir araya gelmesine ilişkin önerdiğimiz hususlar olgunlaşmıştır. Ulusal birlik için, demokrasi için, tüm demokratik güçlerin birliği için yapılması gerekenler ancak bu kadar açıklıkla ileri sürülür ve yapılır. Sonuna kadar haklı ve kendine güvenen tutumun sahibi olan partimiz, bu gerçekleri bir kez daha böyle vurgulamakta; sadece doğru yolda olduğunu ve doğru yaptığını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda ağır sorunların çözümünde de sorumlu ve olgun tutumunu sergilemiş oluyor. Umarız bütün dost güçler bunu layıkıyla değerlendirir, çıkmaz yolları daha da derinleştirmez. Aklın yolunu, barışın yolunu, siyasetin yüceliğinin yolunu esas alır. Daha az acı ve kanla halkların eşitlik ve özgürlüğüne ortam hazırlar. Yine hayalperest değiliz ama iyimser olmak da isteriz. Çok gerçekçiyiz.”

Ulus olma tanımı da Önder Apo’da farklı bir biçimde ortaya konulur ve bu tanım, ulusal birlik anlayışının temel mottosu halini alır. Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Önder Apo’nun tanımladığı ulusal birlik, klasik ulusalcılık ve ulus-devlet anlayışını kökten reddeder ve sosyalizmin temel ilkelerinden biri olan ‘Uluslarına kendi kaderini tayin hakkı’ ilkesine ise farklı bir bakış açısı sunar.

Önder Apo, Demokratik Uygarlık Manifestosu’nda ulusu şöyle tanımlar: “Kavim kimliğinin istikrarlı ve sürekli bir yönetim biçiminde yaşaması halinde oluşacak kimliğe ulus veya ulusal kimlik demek mümkündür. Ulusun ağır basan yanı, öz iradesiyle kendini yönetebilmesidir. Yönetimin demokratik veya devletçi biçimlerde gelişmesi mümkündür. Başka ulusların, daha doğrusu devletçi yönetime sahip ulusallıkların yönetimi altında olan halklara, kabileler toplamına ulus değil, köleler denilir.”

‘DEMOKRATİK MODERNİTE ULUS ANLAYIŞINDA ESNEKTİR’

Ulus kimliğini bu şekilde tanımlayan Önder Apo’nun fikriyatında, ulusal birliğe giden yolun demokratik bir toplum anlayışıyla şekilleneceği ifade edilir. Burada asıl hedef, kapitalist modernitenin ulus ve ulusalcılık kavramlarını ulus-devlet aygıtını korumak ve milliyetçi hezeyanlar üzerinden ulusları örgütleyip, bireyci toplumlar yaratmasına karşı durmaktır.

Bu nedenle, Önder Apo’nun felsefesinde ulus ve ulusal birlik kavramları bugüne kadar öğretilenlerin çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. “Demokratik modernite ulus anlayışında esnektir” der Önder Apo ve şöyle devam eder: “Dil, etnisite, din ve devlet esaslı olmayan ulusal inşa perspektifi; bünyesinde çok dilli, etnisiteli, dinli, mezhepli ve siyasi oluşumlu unsurları bütünleştirerek muazzam çözümleyici bir rol oynar. Devlet, dil, din, mezhep, etnisite temelli ulus anlayışlarına karşı demokratik modernitenin bu çok unsurlu, bütünsel ulus anlayışı; Ortadoğu jeokültüründe ihtiyaç duyulan barış ve kardeşliğe gerekli olan temeli güçlü bir biçimde sağlamaktadır. Denilebilir ki üç büyük tek tanrılı dinden, her tür farklı dil, etnisite ve siyasal oluşumlardan müteşekkil bir büyük bölge milleti, yani Ortadoğu ulusu bile oluşturulabilir.”

Bugün geldiğimiz noktada, Önder Apo’nun bu düşüncesinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Özellikle 6 Ocak saldırılarından sonra Kürt halkında oluşan ulusal birlik ruhunun doğru bir zemine oturtulmasını istemeyen bazı milliyetçi çevrelerin ve Kürt mücadelesi düşmanlarının, ısrarla Önder Apo’ya, Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne ve onun yarattığı yeni sosyalizm anlayışına yönelik saldırılarının da ne anlama geldiğini daha net görülmektedir.

Yaşanan saldırıların yalnızca bir fikriyatı benimsememe meselesi olmadığı; Kürt halkının özgürleşmesini, Ortadoğu’ya, hatta dünyaya yeni bir sosyalizm ve yaşam perspektifi sunmasını istemeyen ve ruhlarında hâlâ köleliği aşamayan kişi ve çevrelerin ürünü olduğu açıktır.

Bu nedenle, Önder Apo’nun geliştirdiği fikriyatın başta Kürt halkı olmak üzere dünya halkları tarafından ilgiyle izlenmesi ve benimsenmesi önemlidir. Bugün Kürt halkının, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ve Önder Apo’nun fikriyatı temelinde oluşturacağı bir ulusal birlik ile kapitalist modernitenin bütün saldırılarına karşın yeni bir sosyalizm ve yeni bir yaşamın mümkün olacağını herkese gösterecektir. Artık ulusal birlik bir ihtiyaçtan öte, bir zorunluluktur.